Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş
Ana Sayfa / 

Avrupa seçimleri ve Kıbrıs

6.6.2019
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Kıbrıs’ta son 60 yılda tarihi bakımdan ilginç denilebilecek bir gelişme dikkati çekiyor: Rumların yaptığı her hata, attığı her düşüncesiz adım, bir şekilde Kıbrıslı Türklerin kazanım hanesine yazılıyor. Son yapılan Avrupa Parlamentosu seçimlerinde de öyle oldu.

1963 Aralık ayında meydana gelen “Kanlı Noel” saldırılarını anımsayacaksınız. Rumlar Kıbrıslı Türklere saldırarak, 1960’ta kurulan kendine özgü (sui generis) bir ortaklık devleti olan Kıbrıs Cumhuriyetini yıkmışlardı. Bu olaydan sonra Ada’da konuşlanan Birleşmiş Milletler Barış Gücü, meşhur “Yeşil Hat” ile  aslında Türkler için ilk özgürlük hattını da çizmiş oldu. 1974’te Kıbrıs’ı Yunanistan’a bağlamaya kalkarak ikinci hatayı yapan Nikos Sampson’un darbesinden sonra, Türkiye Garanti Antlaşmasından doğan müdahale hakkını kullanarak Türklere vatan bilecekleri mevcut toprak parçasını kazandırmış oldu. Üçüncü hatayı 2004’te Rumlar Annan Planına hayır diyerek yaptılar, böylece Türkleri sonu belirsiz bir  maceradan, belki de azınlığa düşerek yok olmaktan kurtardılar. Dördüncü hatayı Avrupa Birliği yaptı: ilk defa çözülmemiş bir siyasi ihtilafı olan bir toprak parçasını tam üye olarak kabul etti. Bugün hala birçok Avrupalı siyasetçi bunun çok vahim bir hata olduğunu söyleyip duruyor. Rumların bir terör örgütünün liderine diplomatik pasaport vermesi de ayrı bir hata idi.

Son yıllarda yine boylarından büyük işlere girişen Rumlar, Doğu Akdeniz’de Kıbrıslı Türklerin haklarını gasp ederek Avrupa’ya satmak üzere keşfettikleri hidrokarbon yataklarını sözde korumak amacıyla Fransızlara askeri üs veriyor, İsrailli komandolarla ortak tatbikatlar yapıyor. Sıradan Rum vatandaşları, “Gazı bulduk, belayı da bulduk” düşüncesinde. Uluslararası Enerji Ajansı Başkanı Fatih Birol ise, önümüzdeki beş yıl içinde dünyanın doğal gaz bolluğu içinde yüzeceğini, piyasalarda arz fazlası olduğunu, Kıbrıs adası etrafında keşfedilen rezervlerin diğer sahalara göre küçük ölçekli olduğunu söylüyor. Türkiye ise mavi vatandaki haklarını korumak için kararlı ve yerinde hamleler yapıyor. Dışişleri Bakanlığımızın ilgili birimi önemli  girişimlerde bulunuyor.

Askeri açıdan, esasen, 20 Temmuz 1974 çıkarmasından sonra Doğu Akdeniz’de Türkiye aleyhine bir adım atmaya cüret edeceklerin hataya düşmemek için iki kere düşünmek durumunda olacaklarını da belirtmekte yarar var.

Ortodoks Kilisesinin yoğun etkisi, hatta baskısı altında yaşayan, Kıbrıslı Türklere karşı fanatik şövenist tutumlarıyla öne çıkan Rumların, ne kadar laik,  Avrupa’nın aydınlanma kültürüne ne kadar bağlı bir toplum oldukları hep tartışılmıştır. Belki hata yapmaya eğilimli olmalarının altında da bu yatıyor.

Kıbrıslı Türkler, Avrupa Parlamentosunda Kıbrıs’a ait altı milletvekilliğinden kendilerine ayrılan ikisini, eşit statüleri kabul edilinceye kadar kullanmamaya karar vermişlerdi. Rumlar ise her seferinde, bütün Ada’yı temsil ettikleri iddiasıyla altı milletvekilini de Güney Kıbrıs’ta  kendi yaptıkları seçimle belirliyordu. Rumlar bu sefer, Türklerin de devleti olduklarını göstermek istercesine, kırk yıldır Güney Kıbrıs’ta yaşayan, maaşını Rumlardan alan Niyazi Kızılyürek adında bir şahsı aday göstererek seçtirdiler. Enosis yanlısı, Türkiye’yi işgalci olarak niteleyen Rum Komünist Partisi AKEL’in adayı olan Kızılyürek, 1975 nüfus mübadelesinden sonra Güney’de Rumların arasında kalmayı tercih etmiş  nadir kişilerden biridir.

Adıgeçen, kendini Türk değil, “Türkçe konuşan bir Kıbrıslı” olarak tanımlıyor; “Rumlar beni kendileriyle gülen, kendileriyle üzülen biri olarak görüyor” diyor.  Güney’in adayı olduğu halde Kuzey Kıbrıs’a geçerek Türklerin de oyunu isteyen,  “Rumlar’la beraber üzülen” ama Türklerin yaşadığı, Rumların empoze ettiği izolasyonlara üzülmeyen bu şahsa, Kıbrıslı Türklerin ezici bir çoğunluğu oy vermedi. Türkler kendi demokrasilerine ve kendi partilerine bağlılık duyuyor, başka bir devletin seçimlerinde işimiz ne diye düşünüyordu. Güney’e oy vermeye sadece, her seçimde baraj altında kalan çok küçük bir azınlık olan, Türkiye’yi işgalci olarak gören, Rumlarla içli dışlı yaşayan “Yaseminciler” grubu mensupları geçti. Rumlar hemen, Güney’e geçerek oy kullanan bu seçmenlerin (KKTC nüfusunun yüzde 1,2’si) üniter Rum devletini tanımış olduğunu, Rum tezine destek verdiğini ilan ettiler. Güney’e geçmeyip oy kullanmayan sağduyulu ve bilinçli Kıbrıslı Türkler ise kendi devletlerine ve demokrasilerine sahip çıkmış oldular.

Bu şahsın Avrupa Parlamentosunda kimin hakkını savunacağı, kimin sesi olacağı şimdiden bellidir. Tabii ki, medyamızda araştırılmadan yansıtılan kimi haberlerin aksine; Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni değil, 40 yıldır birlikte üzüldüğü, birlikte sevindiği, kader birliği ettiği Rumları ve onların bütün Ada’yı ele geçirmeyi hedefleyen “federasyoncu” Kıbrıs tezini savunacaktır. Bu olayı bir bakıma, 2016’da Alman Meclisinde sözde Ermeni “soykırımı” tasarısını destekleyen, Ermenistan’dan liyakat madalyası almış  “Türk kökenli Alman milletvekili” Cem Özdemir olayına da benzetmek mümkündür. Demek ki sadece Türkçe konuşmak bize ait değerler için yeterli olmuyor.

Rum toplumundaki diğer partiler, şimdiden adıgeçen şahsa cephe alarak bu tercihin bir hata olduğunu söylemeye başladı bile. Ama bu sayede Kıbrıslı Türkler bir kez daha kenetlendiler,  Rumların oyununa gelmediler, devletlerine sahip çıktılar.

Bir zamanlar Kıbrıslı Türk bir arkadaşım, Kıbrıs sorununu çözmenin en temel zorluğunun, sorunun büyük bölümünün esasen çözülmüş olmasından kaynaklandığını söylemişti. Çok doğru söylemiş. Günümüzde Ada’da iki ayrı devlet bulunduğu gerçeği her geçen sene daha da perçinlenmiş oluyor. Güney Kıbrıs’ın hataları da buna katkıda bulunuyor. Çözüm yerine, yeni parametrelerle  gerçekçi bir  anlaşma olsun diyenler çoğalıyor.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar
Website Security Test