Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş
Ana Sayfa / 

Karabel Anıtı ve Doğu Akdeniz sorunu

19.7.2019
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

GÖZLEM gazetemizin 28 Haziran 2016 tarihli sayısında Sayın Ertuğrul Kumcuoğlu, ‘Karabel Kabartması” başlıklı yazısında, Kemalpaşa – Torbalı yolundaki kabartmanın, “Kıbrıslı Rumlar” tarafından tahrip edilebileceğini ima ediyor. Kendisinin de kabul ettiği gibi, savı epey su götürür bir komplo teorisi. Her şeyden önce, Hititler üzerine eksik bilgi içeriyor.

Dokuz Eylül Üniversitesi hocalarından değerli arkeolog Doç. Dr. Akın Ersoy, güzel bir derleme kitap olan KENT TARİHİ’nin ‘Genç Tunç Dönemi’ maddesinde şöyle yazıyor:
“Sonraki iki yüzyılda Batı Anadolu’da Mira Beyliğinin ön plana çıktığı görülmektedir. Arzawa Krallığının bir kısım topraklarının yanı sıra Kuwaliya (uşak-Banaz ) merkezli topraklarının da eklenmesiyle Batı Anadolu’un en büyük beyliği haline geldiğinde aynı zamanda Hitit topraklarıyla da komşu haline geldi. Beylik, Hitit Devleti yıkılıncaya kadar en önemli müttefiki olarak kaldı. Mira- Kuwalya Beyliği adıyla kayıtlara geçecek bu büyük beyliğin topraklarının sınırları güneyde Bafa Gölü üzerindeki Beşparmak dağları, kuzeyde ise Küçük Menderes (Meandros) ile Gediz (Hermos) havzalarını birbirinden ayıran Bozdağlar (Tmolos) batıda sınırı ise bu iki dağ arasındaki Ege sahilleriydi. Bozdağların batı uzantısında Mahmut Dağı ile Nif Dağı arasında, Kemalpaşa ile Torbalı’yı birbirine bağlayan Karabel Geçidi üzerinde bulunan Savaşçı kabartması ve sınır yazıtı bu dönemin en önemli arkeolojik belgelerinden biridir. Anıt, Mira Kralı Targasnawa’yı bir savaşçı olarak resmetmekteydi.”

Luviler
Son arkeolojik araştırmalarda, bölgenin yani Batı Anadolu’nun Hititler’e değil de LUVİ’lere ait olduğu ortaya çıkıyor. Bu konuda ilk bilgileri 90’lı yıllarda Sayın Bilge Umar hocadan duymuş, Luvilere özgü 3 bin sözcük içeren bir sözlüğün varlığını ondan öğrenmiştim. Ardından Bergama Belediye Başkanlarından dostumuz Sefa Taşkın, LUVİYA diye bu konuyu ayrıntılı bir şekilde irdeleyen 4 ciltlik bir kitap bastı 2005 yılından başlayarak. İsviçreli jeolog E. Zangger’in 1995 yılında yayınladığı “Deniz İnsanları Kimdir” makalesi de Luvilerin varlığına dikkat çekiyordu. Zangger’in İsviçre’de oluşturduğu “Luvi Araştırmaları” (Luwian Studies) kurumunun internet sayfası bu konuda ayrıntılı bilgiler içeriyor.
Kıbrıs’ı fetheden Hititlerin son Büyük Kralı 2. Suppiluliuma ile taş kabartmanın öznesi olan “Luviya”lı Mira kralı Targasnawa arasında bir bağlantı olmadığını göstermek için bu kadar ayrıntıya girdim. Okuyucu kusuruma bakmasın. Bakır madenlerini ele geçirmek için yapıldığı sanılan Kıbrıs çıkarmasında, Luvilerin Hitit Krallarına destek olmadığı anlaşılıyor. Milattan Önce 1200 yıllarında koca Hitit İmparatorluğunu göz açıp kapayıncaya kadar ortadan kaldıran “Deniz Kavimleri”nin de Luvi Beyliklerinin oluşturduğu bir konfederasyon olduğu giderek daha fazla kabul görüyor.

Doğu Akdeniz buhranı
Sayın Kumcuoğlu komplo teorisinde abartıya kaçmış olsa da, özünde çok haklı. Çünkü Kıbrıslı Rumlar, ABD ve AB’deki saldırgan güçleri de arkalarına alarak Türkiye’ye ve Kıbrıslı Türklere karşı on yıllardır dostluktan uzak siyasetler güdüyor. Bu saldırgan tutum, 1974’deki Samson darbesi ile doruğuna ulaştı. Fazıl Küçük ve Rauf Denktaş gibi yurtsever önderleri sayesinde, Kıbrıslı Türkler bu saldırıları püskürtmesini bildiler.
Ama şimdi durum daha ciddi. Bilindiği gibi, İsrail ve Kıbrıs Adası açıklarında Avrupa’yı 100 yıl besleme potansiyeline sahip doğal gaz yatakları bulundu. İsrail, Yunanistan, ABD, AB, ne yazık ki Mısır ve Libya, bu gaz kaynaklarının paylaşımında Türkiye ve Kuzey Kıbrıs’ı saf dışı bırakmak istiyorlar. Bu amaçla, Türk Donanmasını hedef alan deniz tatbikatları bile yapıldı. Kahire’de 2019 yılının başlarında İsrail, Yunanistan, İtalya, Ürdün, Mısır, Kıbrıs Rum Yönetimi ve Filistin’in katılımıyla kurulan ‘Doğu Akdeniz Gaz Forumu’na Türkiye çağrılmadı.

Yalnız iktidar değil muhalefet de Doğu Akdeniz’de Türkiye aleyhine tezgâhlanan gelişmelerden rahatsız. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, son grup konuşmasında, AB yöneticilerini Türkiye’ye karşı çifte standart uygulamakla suçlayarak, Doğu Akdeniz’deki haklarımızı savunacaklarını dile getirdi. Kılıçdaroğlu, ihvan kardeşliğinin terk edilmesi, Mısır ile barışılması, Suriye ile resmi görüşmeler yapılması, Orta Doğu’da barış ve işbirliği örgütü kurulması gerektiğini vurguladı.
Bu çerçevede, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki haklarını ve durumunu korumak için en kısa zamanda ‘Münhasır Ekonomik Bölgesi’ni ilan etmesi kaçınılmaz oluyor. Deniz Kuvvetleri Kurmay Başkanı Tümamiral Cihat Yaycı, Türkiye'nin Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) konusunda, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı tarafından kitaplaştırılan bir çalışma yaptı. Amiral Yaycı, bu ayrıntılı çalışmasında, Türkiye'nin itiraz eden devlet konumunu terk edip etkin bir tutum takınmasını istiyor. Öte yandan, Kıbrıs’ta bir an önce bir deniz üssü kurulması gerektiğini de akıldan çıkarmamalı.
Karabel Anıtının tahrip edilmesi, bizi nereden nereye getirdi. Ülkemiz aleyhine emperyalist bir komplo hazırlanıyor. İktidarı ile, muhalefeti ile bu karanlık emellerin karşısına durulmalı.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar
Website Security Test