Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş
Ana Sayfa / 

Mustafa Kafalı, bir Türkmen Beyi

6.9.2019
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

İçinde sırasıyla Akkan Suver'in, Cemal Kutay'ın, Mustafa Kafalı'nın, Necmettin Hacıeminoğlu'nun, Tekin Arıburun'un, Said Bilgiç'in, Ş. Karağaçlı'nın, Ahmet Aydınlı'nın, Sevgi Kafalı'nın, Celal Bayar'ın, İsmet Tümtürk'ün, Sevinç Çokum'un, Mustafa Necati Sepetçioğlu'nun yazılarıyla Yeni Düşüncenin ilk sayısı.

12 Eylül olmuştu. Türk siyaset hayatı tepetaklaktı. Başbakan'ından muhalefet liderlerine siyasetin belli başlı şahsiyetleri gözaltında veya hapisteydi.

Mensubu bulunduğum Milliyetçi Hareket Partisi'nin yöneticileri de başlarında Alparslan Türkeş olduğu halde, hapisteydi.

Partinin sesi olan Hergün Gazetesi de kapatılmıştı.

Alparslan Türkeş’in oğlu Tuğrul Türkeş babasının ve arkadaşlarının hukuksal meselelerini genç yaşında büyük bir sorumlulukla omuzlamıştı. Dile kolay! Zira peşin hükümlü savcının biri, aralarında babasının da bulunduğu 220 Milliyetçi Hareket Partilinin idamını talep eden bir dava açmıştı.

Evet, 38 sene önce böylesine akıl almaz günler yaşamaktaydık.

Tuğrul Türkeş; bu akıl almaz günlerin birinde; "Babamın selamı var, Akkan Bey ne yapsın, ne etsin bir yayın organı çıkarsın " diye bir haber getirdi. Ayrıca bir imkânını bulup kendisini ziyaret etmemi de istemişti. Gülhane Askeri Hastanesi’nde Doktor Selim Kaptanoğlu'nun yardımıyla kendisiyle görüştüm.

Önce 3. Cumhurbaşkanı Celal Bayar'la görüşmemi, kendilerinin haklarındaki düşüncelerini öğrenmemi arzu ettiklerini belirtti. Daha sonra dışarıda bulunan dava arkadaşlarıyla görüşüp, bir yayın organını hayata geçirmemi istediler.

İlerde milletvekili ve bakan olacak olan Ali Doğan arkadaşım ilk tahliye olanlardandı.

Onunla görüştüm. Bir yazı heyeti oluşturacaktık.

Laleli semtinde bir halıcı dükkânının zemin katında iki ilim adamı,  Ali Doğan ve ben buluştuk. İki ilim adamından biri Mustafa Kafalı diğeri Necmettin Hacıeminoğlu'ydu. Uğradığımız mağduriyeti aksettirmek, mahkemelerin gidişatından toplumu haberdar etmek ve her şeyin ötesinde içerdeki insanlara can suyu olmak üzere benim bir yayın organının başına geçmem üzerinde anlaştık.

Mustafa Kafalı Hoca'nın o gün benden bir isteği bir oldu. Sait Bilgiç Beyefendiye gidelim, başyazar onu yapalım, dedi. Sait Bilgiç de yeni tahliye olmuştu. Gittik Ataköy'deki evinde Sevgi Kafalı ve Mustafa Kafalı'yla beraber bizi kabul eden merhum Sait Bilgiç, düşünmeden "peki" dedi. Elbette bu "peki" deyiş Mustafa Kafalı'ya olan sevgi ve saygısındandı.

Kadronun saç ayağı oluşmuştu. Bir isim de ben önerdim. Cemal Kutay. O isim de kabul görünce, bana kolları sıvamak düştü. İsim konusunda Yeni Düşünce adında anlaştık.

Sıra merhum Celal Bayar'ı ziyarete gelmişti. Gittim, görüştüm. Hakkında çeşitli zaman dilimlerinde yedi defa idamı istenen Celal Bayar, davanın siyasi olduğunu, önemli olanın sabır gösterilmesinde şekillendiğini söyledi. Dergi konusunu açınca; "İlk mülakatı benimle yap" dedi.

Dergi önce aylık sonra on beş günlük daha sonra haftalık hale gelecekti. Öyle de oldu.4 ay aylık yayınlandı. 4 ay sonra on beş günlük oldu. 7 ay sonra da haftalık oldu. Hürriyet Gazetesi'nin dağıttığı Yeni Düşünce'nin tirajı kırk bin, satışı ise 36-37 bin arasındaydı.

Derginin yayına hazırlanmasıyla birlikte Sevgi Kafalı ve Mustafa Kafalı'yla gecemiz, gündüzümüz beraber geçer oldu. Fedakar bu karı kocayla birlikte etrafımızda Melin Haser, Sevinç Çokum, Sadri Sarptır, Ahmet Kabaklı, Erol Güngör, İbrahim Kafesoğlu, Mustafa Erkal, Ergun Göze, Emine Işınsu, Rıza Akdemir, Reşat Akkaya, Fikret Değerli,  Hüseyin Tanrıkulu, Nefi Demirci, İsa Yusuf Alptekin, Niyazi Yıldırım Gençosman, Tekin Arıburnu, Ahmet Bican Ercilasun, Rafet Körüklü, Aydın Taneri, Reha Oğuz Türkkan, Mustafa Necati Sepetçioğlu, Zikri Akın, Saim Sakaoğlu ve Tekin Erer'den oluşan bir ana kadro oluşturduk. Üç ismi ise bilerek saymadım. Onlar eşiyle ve kızı Oytun'la beraber Necmettin Hacıeminoğlu Ailesi, Sait Bilgiç ve Cemal Kutay. Bu arada o zor ve meşakkatli günlerde aramızda bulunanlardan adlarını sıralamayı hafıza zaafı ile yerine getiremediklerim varsa manevi varlıklarından af diliyorum.

Kafalı Hoca ile Yeni Düşünce'de müstesna hatıralar yaşadım. Bunlardan ikisinden söz etmeden geçemeyeceğim.

Kafalı da, Hacıeminoğlu da profesörlüklerini kazanmışlardı. Ama ne İstanbul Üniversitesi ne de YÖK bu kadroyu veriyordu. Zira Yeni Düşünce iktidara muhalifti. O günlerde bir mevzuat değişikliği olmuştu. Kim taşrada göreve giderse onun derecesi yükseltiliyordu. Hoca'yı ikna ne mümkün. "Profesör olmak için eşikten bile atlamam" diyordu. Ben hak ettiği sıfatı alması konusunda ısrarcıydım. Bu konuda kararlıydı. Ne var ki kadim arkadaşı Erol Güngör merhum Konya'ya Kurucu Rektör atanınca bizim evde hayli hararetli geçen konuşmalardan sonra Hoca'yı Konya'ya gitmeğe ikna ettik. Aynı şekilde Hacıeminoğlu'nu da Edirne Üniversitesi'ne gönderdik. Zira ben ikisinin de profesör unvanını almalarından sonrasının onlara kalmasından, yanaydım.

Birinci de muvaffak oldum ama ikinci dileğimde muvaffak olamadım. MHP kapalıydı. Yerine MÇP kurulmuştu. Ben Kafalı'nın Genel Başkan olması için ısrar ediyordum. Bir akşam Ankara'da Kafalı Hoca ve arkadaşları Melin Hanımın evinde toplanmışlardı. Türkeş tahliye olmuş ve uzun süren bir Antalya tatilinden Ankara'ya dönmüştü. O akşam ben de Alparslan Beyle birlikte Ankara'da Kent Otel'de yemekteydim. Türkeş, MÇP'nin yönetimini beğenmiyordu. Konuyu açtım."Kabul eder mi"  deyince, "Efendim Melin Hanımın evindeler, kalkın bir baskın yapalım" dedim. Kabul etti. Habersiz gittik. Kapıyı açınca Türkeş'i karşısında gören Melin Hanım;" Akkan Türkeş'i getirmiş" diye bizi coşkuyla karşılamıştı. O akşam Türkeş kendisini partiye davet ederek, genel başkanlığı kabul etmesini istedi. Hoca zarif bir şekilde kabul etmedi. O zaman Türkeş siyasi yasaklıydı. Nedenini bilemedim. Keşke kabul etseydi.

Kafalı Hoca ile birlikte bugün bile hayal edilemeyecek bir tirajla Yeni Düşünceyi beş buçuk yıl yayınladım. Türkeş hapisten çıkınca da Rıza Müftüoğlu'na devrettim. Devrettiğim sayının tirajı 39 bindi.

Geçen hafta Bakü’deydim. Perşembe akşamı İstanbul’a indiğimde gecenin geç bir vaktiydi. Telefonum çaldı. Hüseyin Tanrıkulu arkadaşım heyecanlı bir sesle; "Mustafa Hoca vefat etmiş diyorlar, doğru mu" diye sordu. Bakü’den henüz geldiğimi, öğrenmeme izin vermesini istedim. Acı haber doğruydu.

Evet, 5,5 yıl kader birliği yaptığım Mustafa Kafalı'yı geçen hafta ebediyete uğurladık.

Türk milliyetçi hareketinin kilometre taşlarından biri olan ve o sıkıntılı günlerde yorulmadan,  bıkmadan feragat ve fedakârlık timsali olarak eşiyle birlikte bir kaderi benimle birlikte paylaşan Kafalı aslen Konyalıydı. Orada aile mezarlıkları vardı. Sevgi'den öğrendim, "Atatürk'ün payitahtına gömülmek istiyorum" demiş. Ailesi de bu isteğe uydu ve O'nu Atatürk'ün payitahtında toprağa verdi.

Sevgi'nin ve oğlu Ertuğrul'un haklı acısını paylaşıyorum. Nurlar içinde yatsın.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar
Website Security Test