Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş
Ana Sayfa / 

Nerede Basın Özgürlüğü, nerede Savcılar, nerede Valiler?..

22.11.2019
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Bakınız "gazete ve TV haberlerini baz alarak" yazıyorum, bu yazıyı!..

Bu haberlerde karşımıza çıkan ve de "ne acıdır ki" kanıksadığımız "Valiler ve Savcıların çoğunluğunu" göz önüne alarak yazıyorum!..

Ortada garip ve üzerinde düşünülmesi gereken bir tablo var; anlatayım!..

"Savcıların 'Cumhuriyetin Savcıları' olması" gerek; ama haberlerin çoğunluğu onları "Cumhuriyetin Savcıları" olarak göstermiyor!..

"Valilerin 'Devletin Valileri' olması" gerek, ama haberlerin çoğunluğu onları "Devletin Valileri" olarak göstermiyor!..

Bakınız, "gündemde olan" iki örnek vereyim; iki haberde de "Savcılar da var, Valiler de!.."

Adapazarı'nda Cumhuriyet Bayramı Töreni'ne gelen Sakarya Valisi'nin makam otomobilinin ve sonradan protokole gelenlerin otomobillerinin tören alanında park etmesini, biraz geç gelenlerin orada yer kalmadığı için otomobillerinin park edilememesi ve de tören düzeninin bozulması üzerine çıkan krizi" konu eden... Bir haber yayınlayan "SakaryaHalk Gazetesi'nin Genel Yayın Müdürü'nün 'kovulmasına kadar' giden" gelişmeler, "Türkiye'de Basın Özgürlüğü'nün ne durumda olduğunu" gösteren son örneklerden biri!..

Bu haber Gazetemizin Birinci sayfasında "geniş olarak yer alıyor"; hem de "Meclis'ten geçen ve yürürlüğe giren" bir Hukuk Reformu'nun yapıldığı dönemde!..

Ortada "sadece Vali'nin değil, başkalarının (Kimler acaba?) otomobillerinin de tören alanında park ettiği" fotoğraflarda da görülmüşken, Vali başta şoförlerine "Otoparka gidip park edin" diyemeyenler varken, "Bu olayı haberleştiren" Gazete ve sorumluları hakkında "Sen Vali'nin plakasının fotoğrafını nasıl basarsın" diyerek "Vali'nin otomobilinin plaka numarasını ilkokul çocukları bile bilirken" yüzü kızarmadan "bu gerekçe ile soruşturma açan" Savcı'ya ne demeli?..

Ve de "o soruşturma gazetenin 'haberi yazan' Genel Yayın Müdürü Hüseyin Cumali'nin kovulmasına sebep olursa" bilmem ki, "o savcı" vicdanıyla nasıl hesaplaşacak, acaba?

Ama ben "başka bir pencere daha" açacağım; başta Ana Muhalefet Partisi olmak üzere muhalefet partileri ve de "gazetecilerin, yani bizlerin" meslek kuruluşları "böyle bir olay karşısında" neden sessiz kaldılar; işte onu anlamam mümkün değil!..

İkinci örnek Gaziantep'ten; orada "Türkiye'nin ikinci en büyük camisinin inşaatında iskele çökmesi oluyor" ve çöken iskelenin altında kalan mühendis Korkut Küçükcan can veriyor.

Valilik "çöken iskelenin altından 33 saat sonra çıkarılabilen Mühendis'i kurtarma çalışmaları için" art ara açıklamalar yapıyor ve de bu açıklamalarından birinde "... Bazı kesimlerin bu üzücü olayı ideolojik ve siyasi tatmin aracı olarak kullanması en çok merhum Korkut Küçükcan ve ailesini üzecektir. Kazanın meydana gelmesinin sebebi camide inşaatın olması değil, fen ve sanat kaidelerine uygun yapılmamasıdır" diyebiliyor.

Ama, bu arada Türkiye Mühendis ve Mimar Odaları Birliği de "bir üyeleri öldüğü için" konuyla ilgileniyor, uzmanlarına inceletiyor ve "ortaya çıkan feci tabloyu" raporlaştırıyor; "2012 başlayan inşaatın 'İzni yok, ruhsatı yok, ama ihmal var, denetimi yok, ama ölüm var!.." (Bak. GÖZLEM'in 1. Sayfasındaki haber)

Bu konuda "Savcılık sus pus, Valilik sus pus"; bir saat içinde "İskele izni var mı, statik projeleri var mı, inşaat ruhsatı var mı" öğrenilebilir ve de "gerçeği ortaya koyan" bir açıklama yapılabilirdi. Varsa, "izinlerin, ruhsatların fotokopilerinin, tarih ve numaralarının açıklanması" gerekmez miydi?

Ama onca iddia, söylenti varken ve TMMOB raporu açıklanmışken, böyle bir açıklama yapılmadı. Neden yapılmadı; onu da Allah bilir!..

Kim bilir, belki de "Hafıza -i beşer nisyan ile malûldür / İnsan hafızası unutkanlıkla sakattır" sözüne bel bağlandı!..

 

 

"Mutlu" Türbanlılar!..

Geçen hafta içinde bir düğünde nikah şahitliği yaptım; evlenen çifti, Allah ömür boyu mutlu etsin!..

Nikah töreninden sonra müzik başladı... Damatla Gelinin açtığı bir iki dans turu... Sonra malum oyun havaları, pist doldu; genci, yaşlısı,  kadını, erkeği "fingir finfir" oynuyor... Çocuklar bile "herhalde tecrübeliler" büyüklere taş çıkartıyor...

Tam o sırada gözüme "pistin kenarında 'türbanlı' bir yaşlıca kadınla, bir genç kız ilişti"; tereddüt içindeydiler... Piste giremediler, masalarına döndüler...Derken 10 dakika bile geçmedi, gene pistin yanına geldiler ve "oynak havaya" yavaş yavaş ayak uydurarak piste girdiler...Ana ve kızı gibiydiler ya da teyze yeğen gibi...Önce birbirlerine karşı oynadılar...Sonra çemberlere girdiler, kadınlı erkekli 5'li, 6'lı halkalara... Ve düğün bitene kadar gidip gelerek pistte kaldılar...

Önceki tereddüt gitmiş, neşe dolu yüzlerle hoplanılmış, zıplanılmış, düğün pisti eğlencesi tamamlanmıştı.

İçimden önce "oynayan" o genç kıza "Bak kızım anlıyorum, saçının tek telinin görünmesinin bile günah olduğunu düşünüyorsun. Peki ama böyle bir müzikte onca insanın önünde kadınlı / erkekli oynamak, hoplamak zıplamak günah değil mi" demek gelmişti.

Sonra hemen "o düşüncemi" kafamdan sildim ve yıllardır "insan üzerindeki baskının genciyle, yaşlısıyla, kadınıyla, erkeğiyle insanlarımı ne hallere düşürdüğünü yaşamış" bir kişi olarak, gözümün önündeki bu "canlı örnek" için kendi kendime mırıldandım; "Ne olursa olsun gene de insan 'önce' insandır, bak Öcal, ne kadar mutlular!.."

 

 

Okuyucu Soruları

İnsan kumarhanede yakalanınca ne yapar?

 

Bir okuyucum soruyor; Muğla AKP eski il Başkanı ve eski milletvekili, bugünün AKP Başkan Yardımcısı Nihat Öztürk'ün Batum'da (Gürcistan) bir Casino'da kumar makinalarının birinin başında otururken videosu çekilmiş. Bu video, önce sosyal medyaya, sonra gazetelere intikal edilince de söylemediğini bırakmamış; "10 kişilik bir arkadaş grubuyla Karadeniz gezisi yapmıştık. Oradan da Batum'a geçmiştik. Ben dışarıdaydım, otele geldim, odama çıktım, arkadaşlarıma baktım, gazinoya gitmişler. Bunun üzerine onları çağırmak için yanlarına gittim. Üzerimde palto ve atkı var. Oraya sadece onları çağırmak için gittim, zaten kumar oynamadığım da görüntülerde var. O sırada da kahve içtim. Kumar oynamıyordum. Biri video çekip yayınlamış, ahlaki değil."

Sonra da "Bunlar AKP'yi yıpratmak içi yapılıyormuş, kumpasmış" diyerek işi Fetöcülere fatura etmiş. Muğlalı bir vatandaş olarak bu açıklamaya nasıl inanabilirim; resimlerini gazetede gördüm. Yanındaki de, kendisi de kumar makinesinin ekranına bakıyorlar. O makinanın çalıştığı anlaşılıyor. Bizi aptal yerine koymak mı istiyorlar?..

CEVABIMDIR: Haklısın sevgili okurum, sadece sizleri değil, dünya alemi aptal yerine koyuyorlar. 1950'li yıllardan hatırlarım; "Böyle bir tablo hem de yasal olmayan bir İstanbul kumarhanesinde yaşanmıştı. Yakalanan "ünlü" kişi, "Ben yazarım röportaj yapmaya gelmiştim" demişti.

 

Sözün Özü

Avrasya Araştırma Merkezi'nin araştırmasına göre, "Türkiye İstatistik Kurumu'nun enflasyon ve işsizlik verilerine" AKP'liler bile inanmıyormuş.

Eee, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK)'nu "Tükenen Ümitleri İtiraf Kurumu(TÜİK) hâline dönüştürürseniz, olacağı budur!..

 

 

İnternet'ten esen rüzgarlar!..

 

Peygamberimiz Hazreti Muhammed'in sünneti neydi Diyanet İşleri'nin sayın Başkanı; sizleri "böyle" görse ne derdi, acaba?

***

Sanki istila!..

 

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar
Website Security Test