Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş
Ana Sayfa / 

Bir sendrom ki; OKUYALIM!..

6.12.2019
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

1964 yılında New York şehrinde akşam üstü bir kadın bir caddede öldürülür. Katil, kadına önce tecavüz etmeye çalışır başaramayınca darp eder ve ağır şekilde yaralayarak kaçar. Bir süre sonra tekrar gelir ve kadını öldürür. Herkesin gözünün önündeki cereyan eden olayın süresi bir saattir; kadın çığlıklar atar, yardım ister. Ama bu sürede ne yardım eden olur, ne de polise telefon eden. Nihayet “bir saatin sonunda yapılan telefon ihbarı ile” polis olay yerine gelir, ama kadın ölmüştür.

Daha sonra polisin araştırmasında, “olay sırasında caddede pek çok kişinin olduğu” ve de “evlerinin penceresinden 37 mahallelinin, olayı seyrettiği” anlaşılır. kimse olaya müdahale etmemiş ve polisi aramamıştır.

Olayı bir gazeteci haber alır ve yazar, kamuoyunda büyük infial olur. Devreye sosyologlar, psikologlar, psikiatristler girer; ortaya çıkar ki; olayı izleyenler, “Biri mutlaka polise haber verir ve de müdahale eder” diye düşünerek, hareketsiz ve sessiz kalmışlardır.

İşte “bu hareketsiz, sessiz kalma” durumuna o günlerden itibaren “Kitty Genovese Sendromu” adı verilir.

Öldürülen kadının adı Kitty Genovese’dir!..

Özetle, Kitty Genovese Sendromu, “Benim elim yanmasın, ateşteki kestaneleri başkası kaldırsın” durumudur.

Siyasetçi seyrederse, gazeteci susarsa, hakim savcı boyun eğerse, sivil toplum örgütleri sessiz kalırsa, iş adamından, işçisine kadar insanlar “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” sözünü hatırlatır hâle gelmişse, “Toplum refleksi bitiyor ve caddeler bile zorbalara teslim ediliyor” demektir!..

Son yıllarda “kadın cinayetlerinin artışını”, hemen her gün “cinayet haberlerinin gazetelerde ve TV’lerde yer alışını”, buna karşılık “kadının korunmasında lakayt davranılmasını”, dahası “mahkeme kararlarının suçlu erkeklerin kollandığı hissini” vermesini (Bk. 1. Sayfamızdaki “Bu zihniyet kaç kadını daha ölüme sürükleyecek?” başlıklı haber) ancak yavaş yavaş başlayan “toplu tepkiler” önleyebilir. Tabii, basının da “bu mücadeleye tam destek vermesi” şarttır!..

 

 

Okuyucu Soruları

İsraf kime, tasarruf kime?..

Bursa'dan bir okuyucum mail göndermiş; "Zamanın Başbakan Yardımcısı" Bülent Arınç, 2015'in ilkbaharıydı galiba, Bursa'ya gelmiş ve AKP'nin Ahde Vefa yemeğinde konuşmuştu. "Öyle şeyler söylemişti" ki, ertesi günü "konuşmasını yazan gazetelerdeki haberi kesip" arşivime koymuştum. Geçenlerde arşivimi karıştırırken, o gazete kupürü elime geçti. Arınç demiş ki: "İsrafın önünü alsak sizden vergi almamıza gerek kalmaz. 13 yıllık iktidarımızın her tarafı altın yazılarla, başarıyla doludur. Ama israf konusunda karnemiz kırıktır.

Belediye başkanı da, milletvekili de, anne baba olarak ebeveyn olarak siz de israf etmeyeceksiniz.

Çocuk da israf etmeyecek. O pahalı ambalajlı şeylerden alıp da yarısını atmak, ekmeğin yenmemiş kısımlarını çöp tenekesine koymak, yemeği sünnetlemeden, ucundan alıp artık hale getirmek bizim inancımızda yok. Bizim inanç ve geleneklerimiz, ekmek kırıntılarını bile elimizi böyle ıslatıp kırıntıları ağzımıza atmaktan geçer.

Eğer bu yemek duaları Türkçe yapılabilse bir kısmımız bundan ders alacağız. İnsanın ürpermesi lazım. Allah, israf edenleri sevmez. Peygamberimiz, 'Bir akarsuda abdest alsan bile israf etme' buyuruyor. Yarım saatlik yemek duasına ihtiyaç yok.

Yemek duaları Türkçe olsa da, bir kısmımız bundan ders alacağız. İnşallah hocalarımız duyar. Arapça'nın ardından Türkçe birkaç kelime dua eder, ne söylediğini anlarız."

O günden bugüne "israfın ne kadar arttığı" ortada. Acaba Bülent Arınç, Cumhurbaşkanlığı'nda üstlendiği yeni ve önemli görevinde "bu limitsiz israf tablosu" için ne diyor? Hak ettikleri emeklilik haklarını alamayanlara 'Vatan için fedakarlık gerekir" denilirken, bakanların, milletvekillerinin kendileri ve hatta akrabaları için Meclis'ten çıkardıkları "yeni haklar" ne oluyor? Kendi maaşlarına yapılan zamlarla, emekli, dul, ve yetimin maaşlarına yapılan zamlar arasında dağlar gibi farklar ne oluyor?..

 

Siz bu tablo için ne düşünüyorsunuz?..

CEVABIMDIR: "Halk ne düşünüyorsa", ben de halktan biri olarak "öyle" düşünüyorum; "Bal tutan parmağını yalar" sözü "tam anlamı ile" yürürlükte. Bilinmelidir ki; "israf" zenginliğin keyfi, fakirliğin sebebidir!..

Sayın okurum, Bülent Arınç'ın o konuşmasında bir başka "acı gerçek" de var; "Yemek duaları Türkçe olsa da, bir kısmımız bundan ders alacağız. İnşallah hocalarımız duyar. Arapça'nın ardından Türkçe birkaç kelime dua eder, ne söylediğini anlarız" diyor.

Ne gariptir ki, bugün Arapça'yı bilenler, "israf konusunda Kuran ayetlerini, Hazreti Peygamber'in hadislerini okuyanlar" israf ediyor, "bilmeyen, okumayan büyük çoğunluk" ise "zorunlu" bir "yokluk" tasarrufunun içinde; bilmem ki, Arınç "şimdi" bu acı tablo için ne diyor?..

 

Sözün Özü:

Tolstoy sanki "yalan yazan gazeteciler ve yalan söyleyen siyasetçiler ile  susan gazeteciler ve siyasetçiler için" söylemiş; "İnsan sadece uluorta yalan söylemekten sakınmakla yetinmemeli, susarak yalan söylemekten de kaçınmalı!.."

 

İnternet'ten "esen" rüzgarlar!..

 

 

Ballantines viski severler!..

THY, dış hatlar "ekonomi" sınıflarında alkol ikramı ile ilgili olarak aldığı kararla, "Rakı (Türk), Cin (İngiliz), Votka (Rus) ikramını kaldırdı. İkramda "sadece" Ballantines (İskoç) marka viski var.

Bu seçimi "kim" yaptı, "neden" yaptı, bilinmiyor. "Rakı'nın yasaklanması" ne anlama geliyor; o da bilinmiyor.

Neden Ballantines; onu da bilen yok; ama "en ucuz viski, onun için" diyenler var; "O şirket bilmem kaç bin şişe hibe ediyor" diyen var!..

"Milli / Yerli" derken, Türk uçağında "Rakı ikramının olmamasının neye hizmet olduğunu" da bilen yok!..

Dahası bütün dünyada "viski" deyince "Amerika" akla gelirken, "Votka'nın kaldırılması" Rus dostlarımızı üzmez mi; onu da hesaplayan yok!..

THY "neden büyük zararlar ediyor"; ortada değil mi; "içki ikramını" bile bilmiyor!..

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar
Website Security Test