Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş
Ana Sayfa / 

İstanbul Kanalı bilimsel olarak tartışılmalı

10.1.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Doğu Akdeniz ve Kıbrıs’ta Türkiye’nin haklarına karşı olumsuz tutumlar, Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) girişiminin korunması ve Libya ile ilişkiler, Türk Akımı, Suriye, Irak, İran’daki gelişmeler gibi konularla uğraşırken, İstanbul Kanalının üzerine yoğunlaşan inatlaşmayı anlamak mümkün değil.

İstanbul Kanalı ile ilgili ilk yazılardan birisini bu satırların yazarı GÖZLEM’de yazmıştı. (2 Ağustos 2013 tarihli “Kanal mı Sanal mı” yazısına bakınız) Daha sonra, 19 Ocak 2018 tarihindeki “Çılgınlık Nereye Kadar”, 6 Aralık 2019 tarihindeki “Milyarlar Şatafata Değil Üretime” başlıklı yazılarda da, bu konuya değindim. Yazılar internetten bulunabilir.

Çarşamba akşamı Habertürk TV kanalında, bir grup gazetecinin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun görüşlerini sorguladığı oturumda internetteki ‘utube’ kanalından izlenmeli. Bu yayında, kanalı desteklediği yönünde bazı çevreler tarafından yanıltıcı bilgi yayılan Prof. Dr. Celal Şengör, “kanal deprem yaratmaz ama kanalla şehir oluşturmak cinayettir” şeklindeki görüşleri de dikkat çekti. Şengör’ün, geniş toplantılarla değil “bir avuç doğru seçilmiş bilim adamıyla bu konu ele alınmalı” ifadesi de önemliydi. Her önüne gelenin çağrıldığı “geniş katılımlı” toplantılardan bir sonuç çıkmayacağı hep doğrulanan bir gerçek.

İstanbul’a dokunmayın

İstanbul’un dünyada korunması gereken sit alanlarının başında geldiğini vurgulayan Başkan İmamoğlu’nun bu saptaması hep akılda tutulmalı. Özensizlikten vahşice yıkılan dünya emanetleri gibi, İstanbul’un bu alanı da bir kere yıkılırsa, geri dönüş olmayacaktır. Dünyada bunun örnekleri var.

Orta Asya'daki Aral Gölü'nün kuruması insan eliyle gerçekleştirilen en büyük doğal afetlerden birisi olarak tarihe geçti. Pamuk üretimini artırmak amacıyla yapılan hatalı sulama projeleri sonucu, zamanında dünyanın en büyük dördüncü gölü olan Aral'ın yüzde 90'ı kurudu. Geri dönülemiyor.

İBB Başkanının üzerinde durduğu diğer önemli bir konu da, İstanbul nüfusunun birkaç milyon artacak olması. İstanbul ilinde 1 milyona yakın boş konut varken yeniden binlerce konut yapmanın anlamsızlığı bir yana İstanbul’a yeni bir insan akınının kenti çökerteceği gerçeği de ihmal edilmemesi gereken bir durum.

Gazetemiz yazarlarından İnşaat Mühendisleri Odası İzmir Şubesi eski başkanlarından Orhan Ayber, hep bir dengesizliği vurgular: Yatırımların ülke çapında düzenli bir şekilde dağıtılmayıp, İstanbul – Kocaeli bölgesine yığılması tarihi bir hatadır; gerek şehircilik açısından gerekse ekonomik açıdan riskler taşır. Hele hele, olası bir İstanbul depremi, ülkeye tam bir felaket getirecektir.

İstanbul’un Trakya bölümünün tarihi merkezden koparılması, Şengör’ün sözünü ettiği cinayetin de ötesinde geri dönülemez ulusal bir jeostratejik felakettir.

Köprü konusu

Kanal taraftarlarının gündeme getirdikleri başka bir konu da, zamanında Boğaz köprülerine yapılan itirazlar. Köprülere karşı çıkan ‘İstemezükçüler’ ile bugünküler aynıymış! Sakin bir şekilde düşünelim. Zamanında köprülere karşı çıkılırken 2 başat gerekçe vardı: Bir tanesi, raylı sistem yerine lastik tekerlekli özel araçlara öncelik tanınmasıydı. Nitekim çok kısa zamanda ulaşımda sıkıntılar ayyuka çıkmaya başladı.

Öteki gerekçeye göre, köprüye başlanmadan önce ulaşım planı ile birlikte bölgenin, özellikle de Anadolu tarafının imar planları ve gerekli kamulaştırmalar yapılmalıydı. Bu konu dikkate alınmadığı için boğaz kıyısı rezil oldu, kaçak yapılar çevreyi kapladı.

İkinci köprüde de benzer hatalar yapıldı. Öyle ki, köprü planlanmadan önce gerekli kamulaştırmalar yapılmadığı için, ulaşımı sağlamak için tünel yapıldı. Yine imar planlaması zamanında gerçekleştirilmediği için kaçak yapılar tüm çevreyi sardı.

Üçüncü köprü ile ilgili ilk itirazı zamanında Sayın Cumhurbaşkanı ileri sürdüğü için bu konuda söylenecek fazla söz yok.

Kanalın maliyetleri üzerinde durmadık. Bu konuyu, yani işin parasal yönünü de, çevresel, depremsel, su ile ilgili etkilerin yanısıra tartışmak üzere, iktidar-muhalefet demeden üst düzey bilim insanlarından bir danışma kurulu oluşturulmalıdır. Burada konu her boyutu ile ele alınmalıdır ki herkes eteklerindeki taşları döksün! Yoksa yaparım, yapamazsın, tartışmasıyla İstanbul’a, giderek ülkemizin geleceğine yazık etmiş oluyoruz.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar
Website Security Test