Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş
Ana Sayfa / 

10 Ocak; çalışmayan, yargılanan, tutuklanan gazeteciler günü oldu

10.1.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Herkes kutlayıp duruyor da; bu özel günün acaba kaç kişi ne olduğunu biliyor.

10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nden söz ediyorum.

Tabi bugünkü koşullarda kutlanması gereken böyle bir “gün” kaldıysa…

Neden 10 Ocak diye sorarsanız; 4 Ocak 1961'de kabul edilen ve basın çalışanlarına bazı haklar ve yasal güvence sağlayan “212 sayılı kanun” adlı düzenleme Resmi Gazetede 10 Ocak’ta yayınlandığı için, söz konusu tarih kutlama günü olmuştur.

Düzenlemede, gazetecilerin de iş sözleşmelerinin yazılı olarak yapılması, sözleşmelere işin türü ve ücret miktarının yazılması gibi gazetecilerin sosyal ve yasal haklarını belirleyen hükümler eklenmiştir.

***

Üç gün kapattılar

Ancak;

Bu yasa ile kendilerine yüklenen sorumlulukları kabul etmek istemeyen 9 gazete patronu; Akşam, Cumhuriyet, Dünya, Hürriyet, Milliyet, Tercüman, Vatan, Yeni İstanbul ve Yeni Sabah, 212 sayılı yasanın ve Basın İlan Kurumu'nun oluşmasına ilişkin 195 sayılı yasanın mesleki sakıncalar doğuracağını iddia eden bir ortak bildiriye imza atarak gazetelerini 3 gün kapadıklarını duyurmuşlardır.

 “Dokuz Patron Olayı” olarak basın tarihine geçen bu gelişme üzerine gazeteciler, boykot boyunca “Basın” adlı bir gazete yayınlamaya karar vermişlerdir.

Çalışan gazetecilerin çıkardığı “Basın Gazetesi”nin de yayın başlangıç tarihi 10 Ocak’tır.

Üç günlük boykot sırasında düzenli olarak yayını sürdürmüştür.

Çalışan Gazeteciler Günü de, bu olayın bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır.

***

Çoğumuz işsiz

Ve bugün…

Meslektaşım, CHP’nin gazeteci  kökenli İzmir Milletvekili Atilla Sertel dün “Gazeteler batıyor. Gazeteciler işsiz”’diye haykırdı.

Doğru söylüyor.

10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü resmen “Çalışamayan Gazeteciler Günü”ne dönüştü.

Sertel güzel bir benzetme de yapmış;

“Eskiden gazete dağıtıcısı çocuklar ellerine gazeteleri alıp ‘yazıyor, yazıyor’ diye bağırıp gazete satarlardı. Bugün Türk basını için ‘yazıyor, yazıyor’ diyemiyoruz ancak ‘batıyor, batıyor’ diye bağırabiliriz!..”

***

Tek tek kapanıyor

Haklısın Atilla kardeş;

Bugün tüm sektörler içinde işsizlik oranının en yüksek olduğu meslek dalı medya sektörüdür. Her dört gazeteciden biri işsiz.

Anadolu’da 125 yerel gazete Basın İlân Kurumu'nun dayatmaları ile başka bir kurum ile birleşmek veya kapanmak zorunda kaldı.

40 yerel televizyon artan maliyetleri karşılayamaz durumda.

Sadece bu yüzden Anadolu'da üç bin gazeteci işini kaybetti.

Gazetecilik ve İletişim fakültelerinden her yıl mezun olan binlerce gençten ancak yüzde beşi medya sektöründe iş bulabiliyor.

***

Cezaevleri doldu

Gazeteciler Sendikası İzmir Şube Başkanı Başkanı Halil Hüner’e göre;

Halen 91 gazeteci habercilik faaliyetinden dolayı cezaevinde.

Siyasi görüş ve ayrılıkçı görüşlerinden dolayı tutuklu gazeteciler bu rakama dahil değil.

Gazeteciler hemen her gün adliye koridorlarında yaptıkları haberleri savunmak zorunda bırakılıyor.

Yine Hüner’e göre, 2019 yılında:

250 gazeteci hâkim karşısına çıktı.

Yargılanan gazeteciler 133 yıl hapis cezasına çarptırıldı,

140 bin lira para cezası aldı.

30 gazeteci hakkında yeni soruşturma başlatıldı.

Yerel medyada çalışan 10 gazeteci sokak ortasında sopalı, silahlı saldırıya uğradı.

***

59 yıl sonra

Gazetecilerin yasal bir çalışma düzenine kavuştukları 10 Ocak’ın bayram ilân edilmesinin üzerinden geçen 59 yıl sonra durumumuz bu halde.

Sertel ve Hüner gibi aynı şeyi söylüyorum:

Böyle bir ortamda Çalışan Gazeteciler Günü’nden söz edilebilir mi?

***

  1. sıradayız

Noktayı koymadan 43 yıldır bu mesleğin içinde biri olarak iki kelam da ben etmek istiyorum.

Gazeteci; yaşanan günün bilgi akışını iletmek için, canla başla mücadele eden kişilerdir.  Aynı zamanda da; hızlı, doğru, akıcı, tarafsız ve dürüst haberleri duyuran en önemli yapı taşlarıdır.

Bir gönül işidir.

Anayasamız “Basın hürdür, sansür edilemez” der.

Ne var ki, basın özgürlüğünde 180 ülke arasında 155. Sırada olmak ülkemiz için üzücüdür.

Umutsuz değilim.

Ama siz yine de ne olur anneme “gazeteci” olduğumu söylemeyin!..

Neden?

Üzülmesin ve endişelenmesin diye!..

 

TRUMP’UN AKSİNE KAMUOYUNUN YARISINDAN ÇOĞU ENDİŞELİ

ABD halkı İran’dan korkuyor!..

Yapılan anketin sonuçlarını, Newsweek açıkladı.

Amerikan halkına sorulan soru şu:

Kasım Süleymani’ye yapılan saldırıdan sonra, İran'ın karşılık vermesiyle ne kadar sivil-asker kaybı veririz?

 Amerikan halkının verdiği cevaplar şöyle:

Önemli sayıda; yüzde 64.

Çok az; yüzde 22.

İran böyle bir şey yapmaz; yüzde10.

Olay karşılık verilmeden yatışır; yüzde 4…

Türkiye’nin de içinde yer aldığı bölgede olaylar gerçekten büyür mü?

Bu, Başkan Trump’un tutumuna bağlı.

Ancak herkes bilmeli ki; İran Devrim Muhafızları Komutanı Çünkü; Kasım Süleymani'nin öldürülmesi sadece memleketinde değil, bölgede Şii nüfusun yoğun olduğu birçok ülkede protesto edildi, edilmeye de devam ediyor.

Dünyadaki Müslüman nüfusun yaklaşık yüzde 10'unu Şiiler oluşturduğuna, Şii nüfusun 155 ila 200 milyon arasında değiştiği tahmin edildiğine göre, ABD’nin her girişiminde milyonlarca Şii, öfke ve nefretle intikam almaya çalışacaktır.

 

Sibel’in ölümünden kim sorumlu?


İstanbul Üniversitesi öğrencisi 20 yaşlarındaki Sibel Ünli Sosyal medya hesabından, “Gidecek yerim yok, yaşanmaya değer bir hayatım da” diye intihar etti.

İddia böyle!..

Arkadaşlarına göre Sibel, hastalıklarla boğuşan ve yoksul bir ailenin üniversitede okuyan kız çocuğuydu.

Nedeni buysa, belli ki yaşadığı sorunların üstesinden gelemediği için yaşamını kendi elleriyle sonlandırdı.

Bunun adı tükeniştir.

Bunun adı insanı bu dünyaya bağlayan hiçbir şeyin kalmamasıdır.
Maalesef, çok üzücü ve vicdanları yaralayan bir olay.

***

İnsanın umudu kırılmamalı
 
Genç kızımız; Sibel Ünli’nin attığı son tweet de aslında sonun bir başlangıcı olarak kabul edilmeli.

Sibel, üniversitede “yemekhane zammı” eylemine katıldıktan sonra attığı o tweet de şöyle yazmıştı:

“Yemek kartımda 1 lira kalmış, gidecek yerim yok, iş arıyorum…”

İntihardan sonra ağabeyinin sözleri de yürek yakıcı:

“Maalesef kardeşim bazı şeylerin üstesinden gelemedi. Ona
daha iyi şartlarda destek olabilecek imkânlarımız yoktu. Devletten ve sosyal kurumlardan yardım talep ettik. Ama yeterli olmadı ne yazık ki. Kardeşimizi kaybettik. Ailesi olarak keşke elimizden daha çok şey gelebilseydi…”

Yazık… Belli ki hiç bir  kimse ve kurum bu kız öğrencimize el
uzatmamış…

Kim olursa olsun; bir insan bu duruma getirilmemeli ve insanlar bu denli umutsuz-çaresiz bırakılmamalı.

Bunu çevre yapamıyorsa, bu duruma sürüklenen gençlerimizin umudunu yaşatacak ve yeşertecek olan ortamı devlet yaratmalıdır.

Ayrıca üniversitelerinde bu sorumluluğu yüklenmesi
gerekir. İhtiyacı olan öğrenciye yemek imkanı ve burs sağlayabilmelidir.
Vergilerimizin nasıl kullanıldığını bilmek isteyen ve vergilerimizin başta ülkenin nitelikli eğitimi ve insanı için harcanmasından yana bir yurttaş olarak söylüyorum:

“Keşke Sibel’e devletimiz ve üniversitemiz sahip çıksaydı, çıkabilseydi…”

***

Üniversitelerimizin durumu

Sibel’in intiharı, üniversitelerimizin içler acısı durumunun da bir göstergesidir.

Üniversite yönetimlerimiz, eş- çoluk-çocuk, akraba, arkadaş  e yandaşlara iş bulma, ayarlama yapmayı bırakıp,Sibel gibi tüm zorluklara rağmen okumaya çalışan gençlerimizi, ötekileştirmeden ve küçümsemeden kucaklamalıdır.

***

O feryadı duymalıydık

Defalarca, “gidecek yerim yok, iş arıyorum” diyen Sibel’in bu çırpınışlarını, haykırışlarını duymalıydık.

Sosyal devlet olmanın gereği budur, insanlara
yaşanılabilir bir ortam yaratmaktır.

Bir insan içinde yaşadığı ortamdan zevk almıyor ve yapacak bir şeyim kalmadı diyorsa ve cebinde 1 TL parası
kaldıysa, ciddi bir sorun var demektir.

Sibel’in feryadı aslında gençler arasında çok tehlikeli bir durma işarettir.

Türkiye’de resmi işsizlik rakamları içinde özellikle de eğitimli, yüksek öğretim mezunu gençlerimiz hem işsiz hem de umutsuzlar.

Bu durum devletimiz en ciddi sorunlarından biridir.  
Fırat’ın kıyısında bir koyun kayıp olsa sorumlusu benim diyen anlayışıyla davranarak her şeyden kendisini sorumlu tutan bir yönetim anlayışına sahip olmak zorundayız.

Ve, bu ülkenin çocukları ve gençlerin güzel günler görmesi, mutlu ve coşkulu olması için ne yapabilirliği konuşmalıyız.
 Şahsen ben vicdani rahatsızlık duyuyorum.

Keşke Sibel kızımızı kurtarabilseydik.

Bugün ne yapıyoruz; Nurlar içinde mutlu ve
huzurlu uyu sevgili Sibel demekle yetiniyoruz.

Yani yine kendimizi aldatıyoruz.

Çünkü o Sibel artık yaşamıyor!.. 
 
 

Yeni yıl piyangosu

Yaşıyorsanız...

Seviliyorsanız...

Sevdikleriniz de sağsa...

Size yakınlarsa; onları sık görüyor, konuşuyor, koklaşıyorsanız...

Çaresiz hastalığınız bulunmuyorsa...

Aranızda kavga gürültü yoksa...

Canınızı çekeni yiyebiliyorsanız; karnınız toksa...

İki kadehle yaren sohbetiniz varsa...

Kahveye çağıran dostunuz bulunuyor, ödenmeyecek borcunuz bulunmuyorsa...

Eviniz çatılıysa...

Kapıdaki bisikletinize binebiliyor...

Atlayıp, uzaklara gidebiliyor, dağarcığınıza yeni yer, yeni kültür katabiliyorsanız...

Okuduğunuz kitaba girebiliyor, ondan alabiliyorsanız...

Müzik ruhunuzu besleyebiliyorsa...

Kırları gördüğünüzde, dağlara baktığınızda, ufka daldığınızda, martı çığlığı duyduğunuzda, köpek başı okşadığınızda, çam kokusu aldığınızda çiçeklere dokunduğunuzda içinizde güller açıyorsa...

Her aklınıza geldiğinde bunları yapıyor, yapabiliyorsanız…

Siz “piyango”yu tutturmuşsunuz demektir.

Daha ne?

Yeni yıldan başka bir şey istemeyin…

Yeter ki “EKSİLMEYİN!"

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar
Website Security Test