Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş
Ana Sayfa / 

TürkAkım ve Rusya ile ''asimetrik'' ilişkilerimiz

10.1.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Türk-Rus ortaklığı, bundan bir kaç yıl önce tahmin edilemeyecek boyutlara ulaştı. Karadeniz’in güvenliği, Kafkaslar’da barış ve istikrar, Suriye’de ortak hareket etme, S-400 hava savunma füzeleri dahil geniş askeri işbirliği, turizmde Rus faktörü, müteahhitlik hizmetleri, Mersin Akkuyu’da Rosatom’un inşa etmekte olduğu Türkiye’nin ilk nükleer santralı, Gazprom’un Mavi Akım’a ilaveten TürkAkım-1 ve 2’yi inşası, Libya’da ve Doğu Akdeniz’de yeni dinamikler, ticaret hacminin bugünkü 26’dan 100 milyar dolara çıkartılması hedefi.

Bunların hepsi stratejik önemi olan işbirliği alanları ve hamleler. Lakin, derinliğine analiz edildiğinde ciddi bir sıkıntı göze çarpıyor: “stratejik ortaklık” nalıncı keseri gibi hep Moskova’nın menfaatine. Ciddi bir asimetri var bu ilişkide. Şayet önümüzdeki dönemde dengeli hale gelecek, “kazan-kazan” nitelik kazanacak şekilde düzeltilmezse sürdürülebilir olması mümkün değil.

 

Rus başarısı

Bence Rusya açısından TürkAkım 1 ve 2 hatlarının, tüm engellemelere rağmen, tamamlanıp çalıştırılması büyük başarı. Özellikle de Putin’in kararlı ve ısrarlı çizgisi burada önemli rol oynadı.

2014’de Güney Akım projesi çökünce Putin bu hattı AB üyesi olmayan Türkiye üzerinden geçirmeyi, böylece Ukrayna ve diğer transit ülkeleri aradan çıkartmayı hedefledi. Rus uçağının 2015’de Türk-Suriye sınırında düşürülmesi iki yıl geciktirdi hattın inşasını, ama izleyen dönemde Türkiye çekincelerinin çoğunu geri çekti ve rekor sayılabilecek hızda tamamlandı.

Rusya, böylece Kuzey Akım 1-2 ile batıdan ve TürkAkım 1–2 ile doğudan, Aralık 2019’da Ukrayna ile imzaladığı (gaz naklini 65’den 45 milyar metreküpe düşüren) beş yıllık yeni transit anlaşması ile merkezden en büyük iki doğal gaz müşterisi olan Avrupa ve Türkiye’yi beslemeyi garanti altına aldı. En az 50 yıllık yaşamı olan boruhattı ile geniş kapsamlı bir karşılıklı bağımlılık da perçinlendi.

ABD, Norveç, Kuzey Afrika, Doğu Akdeniz ve Hazar gazı ile rekabette, pazar payı kaybetmemede de önemli avantaj sağlandı.

Dikkat ederseniz, Ruslar sadece kendi kaynaklarını bize satmaya çalışmıyor aynı zamanda yakında Kuzey Irak’taki gazı (orada büyük yatırımlar yapmakta ve boruhattı altyapısını satın almış olan) Rosneft üzerinden alırsak buna da şaşırmayın. Doğu Akdeniz’de de yatırımları var.

 

Türkiye’nin kazancı ne?

Türkiye açısından TürkAkım-1 “arz nötr” sayılabilir; zira daha önce Ukrayna, Romanya ve Bulgaristan üzerinden aldığımız Batı Balkan boruhattı gazını şimdi doğrudan Karadeniz’in altından alacağız. Aradan transit ülkelerini çıkartıyoruz, bunlara ödenen geçiş ücretleri de olmayacak artık. Transit ülkelerdeki sorunlardan etkilenmeyeceğiz. Doğal gaz arz güvenliği açısından bizim de işimize geliyor.

Sadece küçük bir arz artışı olacak.

Unutmayalım ki, doğal gazın geleceği de biraz sallantıda. Yenilenebilirin yükselişi, LNG fiyatlarının boruhattı gazına yaklaşması, esneklik sağlayan FŞRU tesislerinin mantar gibi çoğalması, ABD’nin doğal gazda da liderliğe oynaması, iklim değişikliğine karşı mücadele önlemlerinde doğal gazın da sakıncalı görülmesi doğal gaza talebi düşürebilir.

Onun için uzun vadeli, esnek olmayan sözleşmelerden kaçınmak gerekiyor.

Anlaşmalar uzun vadeli ve kontrat süresi dolmadan değiştirilemez. Bizim bugün ile 2030 arasında Rusya, İran, Azerbaycan ve LNG “al ya da öde” kontratlarımız sona erdikçe fiyatların gözden geçirilmesi gerekiyor. Üçüncü ülkelere ihraç hükmü de yeni kontratlara yansıtılmalı ki ihtiyacımızdan fazlasını satabilelim.

Şu anda Avrupa fiyatlarının hayli üzerinde ödüyoruz. Ruslar zaten boru altyapısına büyük yatırım yaptılar. Onu çıkartmak zorundalar. Halen İran’dan sonra en fazla fiyatı Gazprom’a ödüyoruz ve üçüncü ülkelere satma iznimiz yok. AB piyasalarında Rus gazının ortalama fiyatı her bin metreküp için 220 dolar iken biz aynı miktar için 305 dolar ödüyoruz.

TürkAkım-2’nin bizimle ilgisi ise Trakya’ya inip, oradan transit olarak kısa bir boruhattı ile Bulgaristan sınırına gönderilecek olması. Yani, geçiş ücreti kazanacağız sadece. ABD yaptırımı, AB ile yaşanmakta olan üçüncü paket ihtilafı, Bulgaristan ve Sırbistan ile bağlantı ve geçiş Rusya’nın kendi sorunu.

 

Güney Gaz Koridoruna etkisi

TürkAkım-2’nin Bulgaristan, Sırbistan ve Macaristan üzerinden Avusturya’nın Baumgarten fiziki gaz ticaret merkezine kadar uzanacak olması aslında TANAP ve TAP’tan oluşan (ve Yunanistan, Arnavutluk üzerinden, Adriyatik altından İtalya’ya ulaşacak) Güney Gaz Koridoru’nu şimdilik doğrudan tehdit etmiyor. Şayet ileride Şah Deniz-3, Absheron, Ümit, Nahçıvan sahalarından, hatta Hazar’ın ötesinde Türkmenistan’dan, Irak’ın Kürt bölgesi ve Doğu Akdeniz’den de gaz sevk edilebilirse işte o zaman gaz-gaz rekabeti yaşanacaktır Rus gazı ile. Yenilenecek kontratlarda bu boyut gözardı edilmemeli.

 

Enerjide bağımsızlık, kendi kendine yeterlilik mümkün mü?

Dünya'da çok az ülke vardır ki dış bağımlılığı olmasın. Japonya, Kore gibi ekonomik güçler bizimle aynı kategoride. Çin ve Hindistan bile, başta kömür ve hidro olmak üzere onca enerji üretimine rağmen, petrol ve doğal gazda artan ölçüde dış dünyaya bağımlılar.

Önemli olan körü körüne bağımsızlık değil enerjiyi kesintisiz, uygun fiyatlarda, çevreye en az zarar verecek, ekonominin uluslararası rekabet gücünü zayıflatmayacak, dış politika ve güvenlik zafiyeti yaratmayacak şekilde karşılıklı bağımlılık ilişkileri yaratarak temin etmek. 

Şayet yerli enerji kaynakları çevreye zarar veriyorsa, üretim ile tüketim merkezleri arasında uzun mesafeler varsa, üretme maliyetleri yüksekse hiç tereddüt etmeksizin daha uygun kaynaklar, daha uygun maliyetlerde dışarıdan getirilebilir. Esnek ve dinamik bir yaklaşım gerekiyor.

Enerjide kendi kendine yeterlik ve bağımsızlık gibi olmayacak duaya amin demek yerine sağlam arz kaynakları ile sağlam ‘kazan-kazan’ İlişkiler kurmak, aynı zamanda da teknolojik inovasyon ve enerjinin etkin kullanımı yoluyla talebi düşürmenin, kit enerjiyi daha “smart” kullanmanın yolları üzerine kafa yormalıyız.

 

Bölgesel hub olabilir miyiz?

Dünyada hem doğalgaz arzı ve kaynak ülkeleri çoğalıyor hem de talep beklendiği hızda artmıyor. Fiyatlar düşüyor, yatırımlar yavaşlıyor. Doğalgaz altyapısı gerektiğinden daha fazla inşa edildiği için kapasitenin önemli bir bölümü atıl vaziyette, özellikle Avrupa’da. Dahası, yenilenebilir enerjinin yükselişi nedeniyle doğalgaz ile çalışan bazı elektrik santralleri rüzgâr ya da güneşe dönüyor. Kömür ve nükleer de hep eşikte bekliyor.

Doğalgazda arz bolluğu, fiyatların daha uzun süre makul düzeylerde seyredecek olması, çevremizdeki ülkelerde yeni arz kaynaklarının ortaya çıkması, nükleer enerjiye öngörülen zaman diliminde geçemeyeceğiz gibi etmenler göz önünde bulundurulursa ülkemizin doğalgaz ekonomisini ve jeopolitiğini güçlü bir zemine oturtması, yenilenebilir enerjiyi bütünleyici olarak görülecek yeni bir doğalgaz stratejisi geliştirmesi gerektiği aşikâr.

 

Irak'ın Kürt gazı ve Doğu Akdeniz gazı ‘oyun değiştirici’ olabilir mi?

Olabilirdi ama Türkiye bu bölgeler ile ilişkilerinde uzun vadeli stratejik bir yaklaşımla hareket etmiyor gibi. Irak'ın rezervlerinin üçte birine sahip Kürt bölgesi ile ilişkilerimiz, Eylül 2017'deki bağımsızlık referandumu sonrasında rayından çıktı. İran ve Rusya süratle bizim bıraktığımız boşluğu dolduruyorlar. Rosneft, bölgede önemli petrol, doğal gaz ve enerji boru hatları altyapı yatırımları yaptı. Yakında doğal gazımızın bir kısmını Kuzey Irak'taki bu Rus şirketinden satın alırsak hiç şaşırmayalım.

Aynı şekilde Doğu Akdeniz’de İsrail, Mısır, Lübnan ve Güney Kıbrıs’ın zengin doğal gaz kaynakları üzerinde “oyun kurucu” olabilecekken siyasi gerilimler bize bu fırsatı kaçırtıyor. Daha işbirliği ve ortaklıklara açık yaklaşım gerekiyor.

 

Nasıl bir strateji?

Türkiye’nin uzun vadeli doğalgaz sözleşmeleri önümüzdeki 10 yılda sırasıyla sona erecek: Azerbaycan 2021 (Sahdeniz-1), Rusya 2021 (Batı Hattı) ve 2025 (Mavi Akım), İran 2026. LNG sözleşmeleri de öyle. Bunların bir kısmı uzatılamayabilir. Yaklaşık 40 milyar metreküplük bir yeni arz bağlantısı yapmak gerekiyor.

Dahası, (genellikle doğru çıkmasa da) BOTAŞ öngörüleri gaz talebinin 2030’da 70 milyar metreküpe ulaşacağına işaret ediyor. Bu da ilave 20 milyar metreküp bulunmasını gerektiriyor.

Bu çerçevede hükümete ve özel sektör oyuncularına tavsiyelerim şöyle:

* Öncelikle Kasım 2015’te Suriye sınırında sınır ihlali yaptığı için Rus uçağının düşürülmesinin ardından Türkiye'nin Rusya'ya enerji konusunda bağımlılığı ciddi bir milli güvenlik riskine dönüştüğünden, doğalgazda bağımlılık derecesi en az AB düzeyine (yüzde 40) düşürülmeli, AB ve kaynak ülkeler ile ortak doğalgaz ikmal güvenliği yaklaşımı geliştirilmelidir.

* İran, Kürt ve Doğu Akdeniz gazı alım sözleşmeleri için de on müzakerelere başlamalıdır.

* Mevcut iki (Marmara Ereğlisi ve Aliağa) LNG kabul tesisine ilavaten FŞRU denilen her biri 4 milyar metreküp kapasiteli yüzer doğalgaz tesisi yapımına hız vermeli, bunların kadar devreye sokulması hedeflenmelidir.

* Her ne kadar siyasi ve stratejik güçlükler olsa da doğalgaz piyasasında serbestleşme, fiyatlara devlet müdahalesinin son verilmesi, rekabetin ve ürün/hizmet çeşitlenmesinin artırılması hedeflerine ulaşma çabaları hızlandırılmalıdır.

* Enerji verimliliği, nükleer ve doğalgaz hedeflerinin tutturulamaması ihtimaline karşı, alternatif yakıtlar üzerine yatırımcılara da güven verecek yeni bir yaklaşım ortaya konulmalıdır.

* Her yıl enerji ve bağlantılı altyapı için gereken 12 milyar doları elverişli koşullarda sağlayacak finansman mekanizması oluşturulmalı, mevcut borçların yeniden yapılandırılması sağlanmalıdır.

* Değer zinciri boyunca faaliyet gösterecek doğalgaz şirketleri yaratılması özendirilmeli, bu şirketlerin ülke dışında üretim ve taşıma işlerine girmelerine de zemin hazırlanmalıdır.

* Doğalgaz ile jeopolitika bağlantısını kulak ardı etmeden dış politikada “yumuşak güç” stratejisinin gereklerine özen göstermeli,  Türkiye’nin “yeni bir Ukrayna mı” olacağı kuşkuları dağıtılmalı, “bölgesel merkez” olmanın da ön koşulu olan güven uyandırıcı adımlar gecikmeksizin atılmalıdır.

* Rusya ile ilişkilerde hemen her alanda Moskova’nın istekleri ve menfaatleri ağır basıyor. Bu “asimetrik”, dengesiz ilişki sürdürülebilir değil. Mutlaka “kazan-kazan” yaklaşımı hakim kılınacak şekilde gözden geçirilmelidir bu önemli komşumuz ve ortağımız ile ilişkilerimiz.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar
Website Security Test