Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş
Ana Sayfa / 

Çeşme Projesi, İzmir’i 2. Antalya yapar

14.2.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Telefonda öyle bir laf etti ki; A.H çok yakın arkadaşım ve aile dostumuz olmasa, herhalde ana-avrat saydırırdım.

“Bakıyorum Çeşme-Alaçatı-Urla sahillerini kapsayan sözde turizm yatırımı olarak Araplara peşkeş çekilen arazilerle ilgili yazıp-çizmiyorsun; hayrola” dedi ve ekledi:

“Yoksa senin de oralarda doğal SİT yüzünden çivi çakamadığın arsaların mı var?” demez mi?

Dedim ya cinlerim tepeme çıktı, adam utanmasa boynuma “rantiyeci”, “işine gelmeyince yazmayan adam” yaftası asacak!..

O’na söyledim, buradan da sizlerle paylaşıyorum.

Cumhurbaşkanlığı tarafından kamulaştırma kararı alınan söz konusu “Yarımada” ile ilgili karar, ilk duyduğumda bile bana pek garip gelmemişti.

Abartıyı severiz ya; neler yazılmadı ki..

Kanal İstanbul gibi Alaçatı’ya çok büyük yatların kullanabileceği genişlik ve derinlikte kanal açtık, zengin Araplar için saray gibi villalar kondurduk, suni adalar yaptık, yat limanları, Mikanos gecelerini andıran eğlence mekanları açtık hatta son olarak suni adanın üzerine de bir “kumarhane” kondurduk.

Daha bunun gibi saymakla bitmeyecek kadar şehir efsaneleri!..

Bu bilgi kirliliği içinde doğruyu” bulmak, eleştirmekse eleştirmek, övmekse övmek mümkün mü?

Suskunluğum nedeni buydu.

***

Aynen katılıyorum

Sıtkı Şükürer’in, “Yarımada Nihayet” başlıklı yazısındaki görüşleri, bana; yazılıp sosyal medyada paylaşılan onca yorum ve bakış açısı arasında en mantıklı yaklaşım olarak geldi.

Sıtkı Şükürer; tanıyanlar bilir “sivri dilli” bir kaleme sahiptir. İnandığını dobra dobra söyler ve yazar.

O bunu demiş, bu böyle düşünmüş, umursamaz. Bu nedenle de bazı konularda zaman-zaman ters düştüğümüz olmuştur.

Eh benim kalem de onun ki kadar sivri olmasa da, “nalına-mıhına” özellik taşıdığı için aynı konuda farklı düşündüğümüz olmuştur.

Eleştiri dozumuz, tabi ki, saygı ve hoşgörü çerçevesinde kalmıştır.

Neyse… Çeşme Projesi ile ilgili yazdıklarının altına “imzamı” atarım desem yalan olmaz.

Çünkü baştan sona haklı..

Gelin birlikte okuyalım:

***

Aş ve iş için önemli

“Öteden beri bir serzenişimiz vardır.

‘İzmir kamu yatırımlarından yeterince pay alamıyor.’

Doğrudur. Ama nedense bir kamu yatırımı gelmeye kalktığında da karşı çıkarız.

Mesela Çeşme otobanında böyle olmuştu.

Sonraları İstanbul otobanı, Konak Tüneli, Körfez geçiş tünel ve köprüsü… Hep itirazlarla karşılaştı.

Karşı çıkışları iki kategoride toplamak mümkün.

Birincisi, daha dar sayıda kişi ve kurumun “istemezükçü” tavrı.

İkincisi ise; Ak Partiye oy vermeyen seçmenlerin iktidar projelerine “alerjik” yaklaşımı.

Bakınız, ülkenin nüfusu 83 milyon oldu.

İzmir nüfusu 4 milyon kişiyi geçiyor.

İnsanlara aş ve iş gerekli.

Her türden yatırıma tabii ki “evet” denemez.

Tabii ki İzmir’e nükleer santral yapılmasına hep birlikte karşı çıkabiliriz, tabii ki “korumak” en iyisidir.

Ama insan denen varlık gerçeğimiz ise tabiatın istismarı kaçınılmazdır.

Mesele ve marifet yatırımların tolere edilebilir bir zararla, tahribat oluşturmadan hayata geçirilmesidir.

Mesela Taş Ocaklarının dağları yok etmesini kimse istemez, ama mıcır kullanımından vazgeçmek mümkün müdür?

Konuyu Çeşme Yarımadasındaki turizm yatırımına getirmek istiyoruz.

Turizm Bakanı Yarımadanın atıl kısımlarını ayağa kaldıracak çok etkili bir proje açıkladı.

Tabiatla uyumlu bu proje hayata geçirdiğinde 100.000 genç insana istihdam olanağı sağlanacak.

Çok yıllar önce Turgut Özal’ın hayali bir anlamda gerçekleşmiş olacak.

O zaman malum İzmirliler ayağa kalkmış ve turistik yatırımlar Antalya’ya kaydırılmıştı.

Şimdi yine bahse konu projeye karşı çıkanların sesleri duyulmaya başladı.

Karşı çıkışlar, “İzmir köy kalsın, biz mutluyuz”dan başlıyor, rant hırsının tabiatı mahvedeceğinden dem vurularak, “Arap sevmezliğe” kadar genişletiliyor.

Açık söylemek gerekirse;

Turizm yatırımlarına da karşı çıkıyor isek, o zaman her türden yatırıma tavırlıyız demektir.

Bu tutum kabul edilebilir değildir.

Kimse kusura bakmasın.”

***

Yorumum şu!.

Sevgili Şükrü kardeş; anladığım kadarıyla kararsız olan ya da aleyhte değerlendirme yapanların çoğunluğu, yangından mal kaçırırcasına alınan kamulaştırma kararı nedeniyle tepkili.

Oysa söz konusu projenin aslı ve detayları net ve şeffaf biçimde paylaşılsaydı böylesi bir bilgi kirliliği de yaşanmazdı.

İzmirliler şüphecidir. Gizli-kapaklı işleri de sevmezler.

Her şeye rağmen, Çeşme’yi artık sadece sen-ben-bizim oğlanların yazlık mekanı olmaktan çıkarıp dünya turizmine açmamız lazım.

Betonlaştırmadan “markalaştırmalıyız.”

Çünkü Çeşme-Alaçatı bunu hak ediyor.

Eline, yüreğine sağlık.

 

Sevgililer Günü mü? Aşk yok ki “günü” olsun(!)

14 Şubat'ın ertesinde böyle bir yazı yazmak yürek ister.

Ama bende ondan "irice" olduğu için yazacağım.

Başlığım ve iddiam şöyle;

Aşk yoktur!..

Aşk yoksa Sevgili de yoktur.

Aşk ve sevgili yoksa, Sevgililer Günü” de yoktur!..

Aşk, vücudumuzun salgıladığı bazı b.ktan hormonların yarattığı "bağımlılıktan" başka bir şey değildir.

Vücudumuz bunu bizlere her yaşta ve her başta;

Elektrik aldım,

Deliler gibi aşığım,

Onsuz yaşayamam,

Ölürüm de ayrılmam; diye salgıladığı o hormonlarla esir edip, "aşk" diye yutturuyor.

Hiç düşündünüz mü; kime, neden aşık oluruz?

O kadar basit ki...

Beynimiz vakti geldiğinde, aşık olmamız için komut verir; vücut çok sayıda kimyasal maddeyi üretir, bunlara bir de, östrojen ve testosteron hormonlarıyla "cinsellik" katınca; buyurun size 10 numara bir aşk...

****

O’nun yalancısıyım

Bu araştırmayı bir doktor hanım yapmış; Psikiyatri Uzmanı Dr. Aylin Aksoy.

Onun yalancısıyım. Günahı da sevabı da boynuna.

Ama biliyorsunuz evli çoluk-çocuk babasıyım. Ne olur ne olmaz; bu yazdıklarıma kesinlikle ve asla hatta külliyen katılmıyor ve inanmıyorum(!)

Sizde boş verin; beyin onu salgılamış, bunu salgılamış, o onunla birleşmiş; takmayın kafaya.

Sevdiğinizi tutkulu biçimde sevmeye;

Eşlerinizi ilk günkü gibi aşkla kucaklamaya devam edin.

 

İZMİR İL KONGRESİ, “TEK ADAYLA SEÇİM” MODELİNİN İLK DENEMESİYDİ AMA…

Özal ve Erdoğan formülü CHP’de tutmadı

Yıl 2018..

CHP İzmir’de sıkıntılı.

İl Kongresi var ve o dönemin İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu ve ekibi il başkanlığına aday arıyor.

Karşı cephede İzmir Milletvekili Tuncay Özkan’ın adayı belli. Utku Gümrükçü.

O günün CHP Çiğli İlçe Başkanı, bugünün Çiğli Belediye Başkanı.

Herkes bir isim ortaya atıyor. Ama tutturan yok.

Aziz Kocaoğlu tam bir ketum durumda. Ser verip sır vermiyor.

Yani bir tek “yazı-tura” atmadığımız kalmış durumda.

Bir akşam evde cep telefonum çaldı.

Rehberimde kayıtlı olmayan bir numara.

Açmam ama o an nedense açasım tuttu.

Kendini tanıttı, zaten sesinden kim olduğunu anlamıştım; Kocaoğlu’nun adayı Deniz Yücel dedi.

İsmini pek duymamıştım ama soyadı yabancı gelmiyordu.

Emin misiniz.. Eminim.. O-bu derken telefonu kapattık.

Hemen Google Amca’yı aradım.

Deniz Yücel mesleği avukat olan gencecik bir CHP’liydi. Ve o dönem yani 2018’de Aziz Bey’in Meclisi’nde (Büyükşehir) parti grup sözcüsü olarak görev yapıyordu.

Soyadı yabancı gelmiyor dedim ya; babası Av. Esen Yücel. Tanırım; iyi bir CHP’lidir.

Uzatmayayım; aynı kişiyle ertesi gün Göztepe’de buluştuk.

Açıkçası endişelerimi seslendirdim.

O, söylediğim gerekçelerin tümünü yanıtlarıyla çürüttü.

Tek ricası vardı, yazmayacaktım. Sözümü tuttum.

Kahvelerimizi içtik, ayrıldık.

Süreç yaklaşınca Kocaoğlu gerçekten de “adayım Deniz Yücel” dedi.

Tavsiye edenler de, Yekta Varnalı ve bugün Narlıdere Belediye Başkanı olan Ali Engin’di.

Bunu da çok sonra öğrendim.

***

İki kez üst üste

O Deniz Yücel, 2018 kongresini Kocaoğlu ile yola çıkıp güçlü rakibine karşı kazandı.

8 Şubat’ta da tek aday olarak girdiği seçimle, CHP İzmir’de uzun yıllar sonra üst üste iki kez il başkanı seçilen isim oldu.

İlk kongresi kıyasıya bir yarıştı, kazandı. Ya ikincisi?

Kazandı ama siyasi getiri penceresinden baktığınızda aynı şeyi söylemek o kadar zor ki?

Kongrede aldığı oy; Yücel’in siyasi hayatı boyunca hep önüne konulacak, başına kakılacaktır.

650 delegenin olduğu tek adaylı kongrede salt çoğunluğun oyunu bile alamadı, başkanlık koltuğuna sadece 258 oyla seçilebildi.

Gerekçe ne olursa olsun, İstanbul'daki tek adaylı kongrenin sonucuna da bakarsanız, İzmir İl Kongresi'nde “tek adamlı seçim” formülü tutmamıştır. Fiyaskodur..

CHP’yi, örgüt yapısını tanıyor ve biliyorsam; böyle bir sonuç Deniz Yücel’in Genel Merkez’deki prestijini zayıflatmayla kalmayacak, örgüt içinde sorgulanmasına neden olacaktır.

Ama siyaset gerçekten çok ilginç. Her adımda insanlara “nereden nereye” dedirtiyor.

2018 kongresinde Deniz Yücel ile Utku Gümrükçü birbirinin rakibiydi. Bugün kol kola beraberler.

Genel Başkan Yardımcısı İzmir Milletvekili Tuncay Özkan, Yücel’in baş düşmanıydı.

Bugün listeleri oturup beraber yaptılar.

Milletvekili Ednan Arslan 2018’de Deniz Yücel aday olunca, “partide emeği olmayan bir isim” diye söylemediğini bırakmamıştı.

Bugün Yücel’e bir oy daha fazla kullanılmasını sağlamak için salonda basmadığı yer kalmadı, kendini yırttı.

Ama çok değil, iki sene sonra bu kez yine Yücel karşıtı olarak karşımıza çıkarsa hiç şaşmam.

Siyaset bu der geçerim(!..)

***

Yaşanmaması gerekenler

Ve İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer..

Sürecin başından itibaren “karışmayacağım” dedi. Sözünü de tuttu. Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nun isteğiyle de; Tuncay Özkan’la yola çıkan Deniz Yücel ile “sorun yok” mesajı vererek uzlaşma zemini yarattı.

Benim bildiğim dost eli uzatılınca sıkılır. Arkadan iş çevrilmez.

Peki Yücel ne yaptı; sözde uzlaştığı Başkan Soyer'e hazırladığı listeyi bile göstermedi. Soyer, listeyi ancak gece geç saatlerde o da bir internet sitesine sızan haberlerden öğrenebildi.

Bu sizce de iyi niyeti istismar etmek değil midir?

Ama Soyer, kendisine yapılan oyuna ve önerdiği bazı isimlerin Yücel tarafından listeye alınmamasına rağmen tartışmayı büyütmedi ve Yücel'in listesini kabul etti.

Çünkü Genel Başkanına söz vermişti.

***

Balçova'nın başarısı

İzmir Kongresi’nden başarıyla çıkan bir yapı da Balçova delegasyonudur. Balçova’nın önceki dönem Belediye Başkanı Mehmet Ali Çalkaya ve yol arkadaşları kongreye adeta damga vurdular. Balçova CHP'nin yeni ilçe başkanı Binnur Akın, Tunç Soyer ile aynı oyu alarak liste başı oldu. M. Ali Çalkaya ise 386 oyla Kurultay Delegesi listesinde en yüksek oyu alan 3'üncü ÇHP’liydi.

Yine Balçova, il yönetim kuruluna ilçe eski başkanı Aygül Eryılmaz’ı seçtirmeyi başardı.

Kongrede;

Adı il başkan adayı olarak geçen, ancak kendi arkadaşlarının hazırladığı “sarı” liste de dahil, “unutmuşuz” denilerek hiç bir anahtar listeye adı yazılmayan Devrim Barış Çelik, kaderin cilvesine bakın ki, İl Başkanı Deniz Yücel’den daha fazla oy alarak Kurultay delegesi seçildi.

Bir diğer dikkat çeken isim de Torbalı Belediye Başkanı İsmail Uygur oldu. Uygur; kurultay delege listesine yerleştirdiği CHP İlçe Başkanı Erol Günaydın ve Torbalı Kent Konseyi Başkanı Sefer İpekli'nin kazanması ile ağırlığını gösterdi.

Salonda yapılan ikram ve ağırlamalar faslını Buca Belediyesi üstlendi.

Soğuk havada 4 ikram aracı ile sabah çorbası dağıtımıyla başlayan ağırlama, öğlen etli pilav, gece sıcak boyoz ile devam etti. Gün içinde ise dışarıda sürekli çay ve kahve ikramı yapıldı.

Hizmet başarılıydı ama bu ikram salonda Buca Belediye Başkanı Erhan Kılıç’a oy olarak dönmedi. Başkan Kurultay Delegesi seçilemedi.

Anlayacağınız “Yiyelim-içelim satılmayalım” durumu yaşandı.

***

Son kararın ne derseniz?

Siyasette “ön seçim” ve çok adaylı kongreler ile; il, ilçe başkanı seçme, milletvekili adayı belirleme geleneğini yıkıp yerine “atama” ve “tek aday ile seçim yapma” modelini başlatan Turgut Özal ve Recep Tayyip Erdoğan’ın bu formülü CHP’de tutmamıştır.

Kılıçdaroğlu bunu CHP’ye de taşımak, en azından denemek istemiş, dayatmış ama sonuçları hüsranla sonlanmıştır.

İzmir İl Kongresi yaşananlarıyla sonuçlarıyla bunun örneğidir.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 1 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Yönetici

31.03.2020 - 06:40
İzmiri yönetenlerin yönetme becerisi, düşünme kabiliyeti yada herhangi bir projesi var mı? Hiç sanmam...
Yazarlar
Website Security Test