Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş
Ana Sayfa / 

Cengiz Bektaş aramızdan ayrıldı

27.3.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Yüksek mimar Cengiz Bektaş, 86 yaşında arkasında önemli yapıtlar bırakarak bu dünyadan göçtü. Yaşadığımız kargaşada ona layık bir tören bile düzenlenemedi. Ama ne gam! O Türk kültür ortamının bir yıldızı olarak hep parlayacak.

O yalnızca dünya ölçeğinde bir mimar değildi. Yakın dostu Egemen Berköz’ün dediği gibi “şairdi, yazardı, öğretmendi, örgütçüydü, restoratördü, aydındı aynı zamanda.”

Onunla son olarak Ulvi Puğ dostumuzun Başkanlığındaki İZGEP grubunun yemeğinde karşılaşmıştık. İyi mimarlarımızdan Güngör Kaftancı ağabeyimiz çağırmıştı. Seçici Kurul Başkanlığı yaptığı İzmir Büyükşehir Belediyesi “Tarihe Saygı Yerel Koruma Ödülleri - 2018” töreninden sonraydı. Kendisine yöneltilen övgüleri büyük bir alçakgönüllülük ile karşılıyor, o görkemli yapıtları tasarlayan kendisi değilmiş gibi davranıyordu.

Ödüllere doymadı

Egelidir kendisi. Denizli’nin köklü bir ailesinden… Denizli’den doruklara çıktı. 1959 yılında Münih Teknik Üniversitesi Mimarlık Bölümünden mezun oldu. Ondan sonra gelsin yapı tasarımları, gelsin ödüller… Türk Dil Kurumu binası projesiyle 1978 Ulusal Mimarlık Sergisi Ödülü’nü aldı ilkin. Uluslararası ödüllerin en önemlilerinden olan Ağa Han Mimarlık Ödüllü’nü2001 yılında “Akdeniz Üniversitesi Olbia Sosyal Özeği” projesiyle kazandı.

Mersin’e gidenler onun tasarladığı 175 metre yüksekliğindeki binayı mutlaka görmüştür. Bu, zamanında Avrupa’nın en yüksek binası idi. Bu binanın brüt betonarme perdelerden oluşan kendine özgü bir taşıyıcısı vardır. Cengiz Bektaş, Mersin’de yüksek yapı tasarlarken, Japonya’da da tekil ev tasarlamasını bilen bir ustadır.

Aydın’daki Afrodisyas antik kentindeki müzenin ek binasını kazıklar üstünde tasarlamıştır ki alttaki tarihi kalıntılar ileride çıkartılabilsin. Binanın kendisi de aydınlatma ve havalandırma açısından özgün tasarım yaklaşımları içerir. İyi mimar Cengiz Bektaş bunlar üzerine kafa yormaktan keyif almıştır hep.

Denizli’nin evladı

Denizli’nin Bektaş için başka bir anlamı vardır. Baba yurdudur ne de olsa. Hangisinden başlasam? Dükkanlara tırmanan rampasıyla erişilen ‘Babadağlılar Çarşısı’ kentin bir simgesi haline gelmiştir artık.  TC Merkez Bankası ve Kuyumcu Oteli binaları, Erbakır ve DEBA fabrikaları onun imzasını taşır. Pamukkale Üniversitesinin kendine özgü ‘arkat’ları da…

1967 yılında hizmete giren Hacı Halil Bektaş İlkokulu, Türkiye’de bir ailenin bağışları ile yapılan okulların ilklerindendir. Daha sonra 1996 yılında Cengiz Bektaş da, kardeşleriyle birlikte Hacı Halil Bektaş Orta Okulunu Milli Eğitimin hizmetine vermiştir. Özgün mimari tasarımlarıyla bu okulları korumak tüm Denizlilerin Ona borcudur.

Son olarak Erbakır tesislerinin sahibi Abalıoğlu ailesinin bağışları ile yaptırılan ‘Dentaş Otizmli Çocuklar Eğitim Merkezi’nden söz etmem gerekiyor. Cengiz Bektaş’ın karşılıksız olarak tasarladığı bu okul gerek kurgusu gerekse kullanılan yapı malzemeleri bakımından ciddi bir özgünlük gösteriyor. Ödüllendirileceğini düşünüyorum. (Bu arada ciddi zorluklar içeren bu inşaatı başarıyla tamamlayan meslektaşım Murat Erdem’i de kutlamadan geçmeyeyim.)

Aynı zamanda bir şair

Buraya kadar hep mimari ustalığı üzerinde durdum Bektaş’ın. Ama O, şair ve yazardı da. Daha 16 yaşında iken Denizli gazetelerine öyküler yazdı.

 Yazın alanında da ödülleri yığınla… 1967’de ‘Mimarlıkta Eleştiri’  adlı kitabıyla 1968 yılı Türk Dil Kurumu İnceleme-Araştırma Ödülü, 1970’de TRT Sanat Ödülleri Yarışması’nda Tek Şiir Başarı Ödülü, 2003’te Romanya Balkan Kültürüne Katkı Ödülü, 2007’de Ceyhun Atuf Kansu Şiir Ödülü var dağarcığında.

1999 – 2005 yılları arasında Türkiye Yazarlar Sendikası Genel Başkanlığı yaptığını da anımsatalım ki Cengiz Bektaş’ın nasıl çok yönlü bir aydın olduğu anlaşılsın.

Kendisiyle yapılan bir söyleşide şöyle sesleniyor meslektaşlarına: “Bana göre mimar, özellikle de bizim mimarlarımız, kültür birikiminin bilincinde olmalı. Mimarlık elbette ki insanlar için, bu çağda onlara insancıl oylumlar sunmak için yapılmalıdır. Onların gereksinimleri, mutlulukları, sağlıkları için çalışmak demektir bu.”

Ölümünden önce, Muğla Büyükşehir Belediyesi için tasarladığı ‘Muğla Bölge Müzesi’ konusunda Cumhuriyet muhabirine söyledikleri de Onun kişiliğini yansıtması bakımından önemlidir: “Anadoluculuk, Anadolu’yu tanımak, tanıdıkça sevmek, geleceğini düşünmek demektir.” Evet, Koca Sinan’ı anlatmaya Göbeklitepe’den başlardı; müzeyi de Çatalhöyük’ten başlattığını söylüyor. Öylesine derin bir Anadolu kavrayışı ve sevgisi vardı. Başkan Osman Gürün, müzeyi tamamladığında, salonlarından Cengiz Bektaş’ın çok yönlü kişiliği fışkıracak eminim.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar
Website Security Test