Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş
Ana Sayfa / 

Libya’ya ''Akdeniz hakimiyeti hedefi'' açısından bakılmalıdır

29.5.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Son hafta Libya’daki iç savaşta dengelerin değişmeye başladığı dikkat çekmektedir. Mart ayından bu yana başkent Trablus’a saldırılarını sürdüren Hafter güçleri, geçtiğimiz hafta Birleşmiş Milletler tarafından ülkenin resmi yönetimi olarak tanınan Ulusal Mutabakat Hükümetine (UMH) bağlı güçlerin karşı saldırısına direnemeyerek geri çekilmek zorunda kalmıştır. UMH, bu harekatla; Trablus’un batısındaki yerleşim merkezlerinin ve Trablus’a 125 Km. mesafedeki stratejik öneme sahip Vatiyye hava üssünün kontrolünü de ele geçirmiştir. Bu arada Hafter’e destek veren Rus Wagner güvenlik şirketinin silahlı personeli de bölgeyi terk etmişlerdir.

Bilindiği gibi hükümetimiz 2019’un Kasım ayı sonunda UMH ile Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına dair mutabakat muhtırası imzalamış, ardından askeri eğitim ve iş birliği anlaşması yapmıştı. 13 Aralık 2019 tarihindeki yazımda; ülkemizin ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin Akdeniz’deki hak ve menfaatlerinin görmezden gelindiğinden, Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon rezervlerinin çıkarılması ve işletilmesi için oluşturulan uluslararası işbirliğinin dışında tutulduğumuzdan, bu durumda bu doğal kaynakların nakil yoluna engel koymaktan başka çaremizin olmadığından, Deniz yetki Alanlarının Sınırlandırılması Mutabakatının bu amaçla yapıldığından ve bu mutabakatın korunması için askeri önlemlerin gerekli olduğundan bahsetmiştim. Tek çekincemin; Libya’da devam eden bir iç savaşa müdahil olmamızın ve bu savaşta ön plana çıkmamızın, Hafter güçlerini açık veya örtülü olarak destekleyen Rusya, Mısır, Fransa, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE)… ile karşı karşıya kalmak olacağını da ifade etmiştim.

Dış basında bu harekatın başarıya ulaşmasında Türkiye’nin askeri desteğinin önemine dikkat çekilmektedir. Gerçekten de UMH’nin Hafter güçlerine karşı elde ettiği bu başarıda Türkiye’nin askeri desteğinin önemi büyüktür. Bu ayrıca Türk Silahlı Kuvvetlerinin aldığı bütün görevleri başarmadaki kararlılığının ve yeteneğinin de göstergesidir. Bir askeri harekatta önemli olan kısmi başarıdan ziyade nihai hedefe ulaşmaktır. Bu bağlamda devlet adamlarımız ve Silahlı Kuvvetlerimiz konuyu abartmadan, temkinli yaklaşımlarıyla tavırlarını ortaya koymuşlardır. Buna karşılık ABD ve bazı Avrupa ülkelerinin Türkiye’nin rolünü gereğinden fazla abarttıkları görülmektedir. Öyle ki; New York Times, haberi “Türkiye’nin bir Afrika ülkesine Osmanlı’dan bu yana yaptığı en güçlü müdahale” olarak vermiş, “Rusya’nın aşağılandığından, Mısır’ın kaygılandığından, Türkiye’nin bir Libya’sı olduğundan” bahsetmiştir. Hollanda merkezli Clingendael Enstitüsü uzmanlarından Celal Harchaoui basına verdiği demeçte; “Türkiye, çok kapsamlı, çok modern ve çok yaratıcı bir askerî harekâtı büyük bir ustalıkla yürüttü” övgüsüyle konuya müdahil olmuştur.

Bunların yanında yabancı basındaki haber ve yorumlarda; Rus savaş uçaklarının Hafter’e destek verdiği, Türkiye’nin Rusya ile karşı karşıya kalabileceği, Hafter’in elindeki Rus yapımı silah ve mühimmatın BAE tarafından verildiği ve Hafter’in Mısır’dan aldığı destek sıkça ve ısrarla vurgulanmaktadır. Bu haber ve yorumlar dikkatle incelendiğinde sanki birilerinin Türkiye’yi Hafter’e destek veren ülkelerle karşı karşıya görmekten memnun olacağı izlenimi oluşmaktadır. Buna karşılık Rusya askeri destek vermediğini açıklamakta, Alman basını; Rus yapımı Pantsir hava savunma füzelerinin, Alman yapımı askeri araçlara monte edilmiş olduğunu, bu sistemin BAE tarafından kullanıldığını haber yapmaktadır. Bu arada AB; Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin (BMGK) Libya’ya silah ambargosunu denetlemek için 31 Mart'ta "IRINI" adı verilen bir operasyon başlatma kararı almıştır. Bu operasyonun amacının Türkiye’nin askeri desteğini engellemek olduğundan da söz edilmektedir. Bu durumda Türkiye ile BAE, Mısır ve Hafter’e destek veren diğer Müslüman ülkeler baş başa kalmaktadır.

Türkiye’nin nihai hedefi Akdeniz’deki hak ve menfaatlerimizi korumaktır. Bu gerçekleşmeden elde edilen kısmi kazanımların bir önemi olmayacaktır. Müdahil ülkelerin asıl amacının Akdeniz hakimiyeti ve Doğu Akdeniz’deki doğal kaynakların kontrolü olduğu düşünüldüğünde, bölge ülkelerinin birbirleriyle uzun yıllar sürecek bir çatışmaya girmesi Akdeniz hakimiyeti hedefi olan ABD, Rusya, Yunanistan, İsrail ve bazı AB ülkelerinin işine yarayacaktır. Bunun için ortam son derece uygundur. Çünkü Irak’ta, Suriye’de, Libya’da çatışan tarafları destekleyen bölge ülkeleri; Müslüman ülkelerin liderliği hayaliyle, siyasal islam, radikal islam ayrışmaları ve mezhep çatışmaları ile kolaylıkla giderilemeyecek bir anlaşmazlık içindedir. Başta ABD olmak üzere, müdahil ülkeler de bu anlaşmazlığı kalıcı hale getirmek için azami gayreti göstermektedir.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar
Website Security Test