Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş
Ana Sayfa / 

Geleceğin diplomasisi ve genç diplomatlara tavsiyeler

5.6.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Diplomasiyi bir sanat olarak tanımlayanlar var, ama bence önce bilim sonra sanat. Arşivleri, gerçekleri, verileri, istihbaratı, dosyayı, hedefleri, muhataplarını, onların amaçlarını, düşünce tarzlarını bilmeden sadece şahsi yetenek, karizma, iletişim teknikleri ve biçimsel ritüeller ile diplomaside başarı sağlamak mümkün değil.

Bundan 10-15 yıl öncesine kıyasla çok daha karmaşık, hesaba katmadığımız yeni unsurlar, oyuncular var. Hele hele, diplomasi, artık 1815 Viyana Kongresi diplomasisi değil. Ne de Harold Nicholson’un diplomasisi var bugün. Bambaşka bir dünya, bambaşka menfaatler, enstrümanlar ve öncelikler var. Şayet diplomasi mesleği korunacaksa mutlaka ama mutlaka değişimlere, yeni öncelik ve gereksinimlere ayak uydurmak, kabuk değiştirmek zorunda.

Televizyon programlarında, öğrencilere hitap ettiğim üniversitelerde, şirket yönetim kurulu odalarında en çok gelişmiş yapay zeka, robotlaşma ve otomasyon teknoloji dünyasında hangi mesleklerin yükseleceği, hangilerinin yavaş ya da hızlı ölüm sürecine gireceği üzerine sorular geliyor. Hiç kuşkusuz diplomat adayları ve mesleğe yeni intisap etmiş genç diplomatlar da benzeri kaygıyı duyuyordur.

*

Aksine ne söylenirse söylensin, içinde yaşadığımız karmaşık, risklerle yüklü dünyada geleceğimizi temelden etkileyecek gelişmeler karşısında dış politika, uluslararası ekonomik ilişkiler, enerji, su, gıda, teknoloji, savunma ve güvenlik alanlarında Dışişleri Bakanlığı’nın ülkemizin stratejik beyni ve icra kurumu olması bir zorunluluk.

Sadece değişik yerlerde çıkan yangınları söndürmeye çalışan değil, onları zamanında öngören, yeni denklemler oluşturabilen, müttefik ve ortaklarımızı belli bir çizgiye sürükleyebilen modern çağın gereklerine uygun yaratıcı ve dinamik bir diplomasi kurumu olması gerekiyor.

Daha önemlisi, milli menfaatlerimizin ne olduğunun, nasıl savunulacağının yeniden tanımlanmasında da başat bir rol oynaması elzem.

Böylesine merkezi bir rol üstlenmesi bir yana, Cumhurbaşkanlığı yönetim sistemine geçiş ile birlikte Dışişleri’nin etkisi, kaldıraç gücü son yıllarda daha da azaldı, bir çok yetkisi tırpanlandı, diplomatik yetenekleri kifayetsiz kurum ve kişilere aktarıldı.

Hem kurumsal yapıda, hem de diplomat kadrolarında kalite düşmeye başladı. Yıllardır reform sözcüğü kozmetik değişiklikleri tanımlamak için yanlış kullanıldığı için ne zaman yeni Dışişleri reformundan söz edilse, ne yazık ki sonuçta sadece merkeze dönecek - ama verilecek görev bulunamayan - kıdemli büyükelçiler için mevcut teşkilat şemasını değiştirmek ya da ufak tefek birkaç değişiklik dışında fazla bir şey çıkmıyor.

*

Uluslararası ilişkilerin Soğuk Savaş sonrasında ve özellikle de 11 Eylül saldırılarının ardından yeniden şekillendiği, BRİCs olarak da adlandırılan Çin, Hindistan, Brezilya ve Rusya’nın 21’inci yüzyılın yeni ağır topları olarak yükseldiği, ekonomi diplomasisinin, enerji güvenliğinin ve yeni güvenlik mimarisinin ‘olmazsa olmaz’ hale geldiği günümüzde, Dışişleri Bakanlıkları sadece bizde değil hemen her ülkede en acil ve kapsamlı reform ihtiyacı içinde.

Bu reform hem teşkilat yapıları, hem zihinlerin yeniden ayarı, hem önceliklerin gözden geçirilmesi, hem mesleki eğitim, hem teknoloji, hem kamu diplomasisi, hem de kaynaklarının güçlendirilmesi bakımlarından zorunlu.

Nitekim belli başlı güçlerin çoğu değişen başarı derecelerinde Dışişleri reform süreçlerine başladılar, bazıları tamamladılar. Nereye giderseniz gidin henüz berrak şekilde tanımlanmamış yeni diplomasi anlayışı artık geçer akçe.  Ve ona uygun dinamik, yaratıcı, becerikli diplomat profili.

*

ABD eski Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice, ABD Dışişleri’nin ‘dönüşümcü diplomasi’ diye adlandırdığı bir sürece girmesi için neler yapacağını 2006’da Georgetown Üniversitesi’nde yaptığı konuşmada ana hatlarıyla ortaya koymuştu. Özellikle de güvenliğe en büyük tehdidin devletler arasındaki çatışmalardan değil, devletler içinden geldiğine ve ‘günümüzde rejimlerin temel karakterinin uluslararası güç dağılımından daha önemli’  olduğuna vurgu yaparak.

Bu nedenle, sadece başkentlerde yapılan kapalı devre diplomasi yerine, ABD’nin resmi diplomatik mevcudiyetinin olmadığı, dünyadaki nüfusu bir milyonun üzerindeki 200 kentte insanlara ‘bir diplomat’ ve ‘sanal diplomatik post’ yöntemiyle ulaşmayı hedefliyordu.

Rice ayrıca ülkelerin dünyadaki değişen önemlerine göre ülkesinin diplomat sayısı ve dağılımını değiştirme arzusundaydı. Nitekim ABD çalıştırdığı 6.400 diplomatından üçte birini önümüzdeki birkaç yıl içinde Avrupa ve Washington’daki nispeten ‘rahat’ mekanlardan, Ortadoğu, Asya ve Afrika’ya kaydırmayı öngörüyordu. Sadece bir yıl içinde 100 makamın Çin, Hindistan, Nijerya ve Lübnan’a nakledilmesi kararını aldılar.

Aynı konuşmasında 83 milyonluk Almanya ile 1,3 milyarlık Hindistan’ın aynı sayıda diplomat çalıştırmasını izah etmenin güç olduğunun altını çizen Rice, kendi bakanlığı için tehlikeli bölgelerde görev yapmayan, en az iki dil konuşmayan diplomatların mesleki ilerlemesinin zor olacağı uyarısında bulunmayı da ihmal etmemişti.

Bir de Amerikan diplomatlarının ev sahibi ülkelerde sadece resmi yetkililer nezdinde girişim yapma, masa başında gelişmeleri izleyip merkeze bildirme gibi geleneksel görevlere daha az zaman ayırarak başkentlerin dışına çıkmaları, sivil toplum ve özel sektör kuruluşları ile daha yakın bağlantı kurmaları, giderek yayılan Amerikan karşıtlığı dalgasını geriye çevirmek için ABD politikalarının kamu diplomasisi yoluyla daha etkili şekilde anlatılması çağrısında bulunmuştu.

Bu ‘dönüşümcü diplomasi’ girişiminin doğruluğu ya da yanlışlığı bir yana, böylesi kapsamlı bir çabanın büyükelçilik ya da konsoloslukların kapatıldığı, başkentler arası doğrudan diplomasi yüzünden büyükelçiliklerin etkinliğinin aşındığı, maaş ve yan gelirlerin azaldığı bir dönemde gelmesi, küresel diplomasi için bir ‘yaşam öpücüğü’ olarak görüldü.

*

Daha radikal bir görüş açısı ile diplomasinin geleceğine bakanlar, niye artık dünyada hariciyecilere ayrılan yerin daraldığını şu gerekçelerle izah ediyorlar:

  • Diplomatların mevcudiyeti, diplomasi ve uluslararası ilişkilerin aslında birbiri ile ayrılmaz şekilde kenetlenmiş diğer politika alanlarından ayrı olduğunu teyit ediyor.
  • Dünyamızı kavrayan ticaretten küresel ısınmaya ve terörizme kadar uzanan konuların karmaşıklığı karşısında diplomatlar ‘genelçi’ kalıyorlar; yeterince odaklı beceriye sahip değiller.
  • Bütün bir ülkenin gereksinimlerinin tek bir diplomat, büyükelçilik ya da büyükelçide vücut bulabileceğini düşünmek pek akıl karı gözükmüyor.
  • Diplomatlar, kendi gizemli statülerini korumak için ‘gizli diplomasi’ sürdürmeyi varlık nedeni görüyorlar. Çoğu zaman yerli yersiz bilgiye ‘kısıtlı dağıtım’, ‘mahrem’ ya da ‘çok gizli’ gibi damgalar vuruyorlar. Bilgi, istihbarat ve değerlendirmeler tüm ihtiyacı olanlarla paylaşılmak yerine, ya sadece birkaç kişinin beyninde ve dosyasında ya da tozlu raflarda kalıyor.
  • Her şeyi devlet odaklı gören realist düşünce tarzı, bunu savunan ve uygulayanların kendi ahlaki değerlerini, kimi zaman devletin doğası gereği ‘ahlak-ötesi’ olması gereken değerlerinin yerine koymaları sonucunu doğuruyor. İnsanların acılarını azaltma, yaralarını sarma, uyuşmazlıkları uzatmadan çözüme kavuşturma gibi konularda realist bakış açısı sıklıkla idealist ve daha insanı yaklaşımın yeri alıyor. Bunlar da genellikle çok iyi tanımlanmamış milli menfaatlerin ardına saklanılarak yapılıyor.

*

Yeni diplomasi üzerine ne söylenirse söylensin devletlerin dış politikaları stratejik düzeyde hala büyük ölçüde ülkenin jeopolitik konumunun dikte ettiği çerçevede, milli menfaatler doğrultusunda belirleniyor. Bu, binlerce yıldır böyle oldu, öyle görünüyor ki ulus-devlet yaşadığı sürece de böyle kalmaya devam edecek.

Onun için çağımızda diplomatlar, artık basitçe diğer devletlerle geleneksel ilişkileri yürüten kişiler olmaktan tedricen çıkıp, gelecek eğilimleri öngören, bunlardan ülke menfaatleri için sonuçlar çıkartan, vatandaşlarını koruyan, ihracatı, teknoloji transferini kolaylaştıran, ülkeye uluslararası camiada prestijli konum kazandıran devlet görevlilerine dönüşmek zorunda.

Diplomatların merkeze ilettikleri telgrafların, kriptoların büyük kısmı şu ya da bu dünya sorununun, dış politika meydan okumasının nasıl çözümleneceğine dair basit ama ‘büyük’ beyanlarla dolu. Kendilerini piramidin tepesinde görmeleri diğer yükselen aktörlerin önünü kesiyor, onları oyun dışına çıkmaya zorluyor. Oysa, ‘büyük resim’ içinde yer alan diğer aktörlere ihtiyaçları her geçen gün daha da artıyor. Ancak onlarla işbirliği yapar, yeni sinerjiler doğururlarsa ayakta kalacaklarının bilincinde olmalılar. Öyle bir dünyada yaşar hale geldik ki artık her birey, her kuruluş, her şirket kendi başına birer diplomat oldu. Yine de diplomasiye eskisinden çok daha fazla ihtiyaç var.

Zira, diplomatların klasik ‘iki ülke arasındaki ilişkileri yürütmek’ görev tanımı bugün ‘iki ülke ilişkilerinin geleceğini önceden görmek, stratejik yönetimini sağlamak, çok sayıdaki aktörü devreye sokmak’ olarak değişti. Bunu da hala en iyi bu iş için eğitilecek diplomatların yapabileceğini söylemek mümkün.

Tabii ki diplomasi artık tamamen kamunun ‘inhisarında’ değil. Sivil toplum kuruluşları, akademisyenler, gazeteciler, bilim adamları, istihbaratçılar, askerler ve iş insanları diplomasinin ana aktörleri arasındaki yerlerini aldılar. 1999 depreminden sonra Yunanistan ile başlatılan ‘deprem diplomasisi’ süreci büyük ölçüde Dışişleri Bakanlığı’nın kontrolü dışında gelişmişti. ABD’deki Yahudi lobisi ile ilişkileri rahmetli Jak Kamhi yürütüyordu.

Yine Sarık Tara, Rahmi Koç, Aldo Kaslowski, Cavit Çağlar, Ahmet Çalık gibi iş insanlarının kurduğu ve yıllar içinde sıcak tuttuğu sınır aşan ilişkiler Avrupa Birliği, ABD, Rusya, Orta Asya ve Ortadoğu ile ilişkilere güçlü bir şekilde damgasını vurdu. Son dönemde Millî İstihbarat Teşkilâtı ve TIKA özellikle ‘al gülüm ver gülüm’ ağırlıklı konularda diplomasiden epey rol çaldı. Başka bir açıdan bakılırsa bütün bunlar aslında günümüz diplomatının işini kolaylaştırıyor diye de düşünülebilir.

Bu anlamda Savunma, Ekonomi ve Hazine, Ticaret, Enerji ve Tabii Kaynaklar, Tarım, Çevre ve Şehircilik, Sanayi ve Teknoloji Bakanlıkları, TÜBİTAK, TÜSİAD, MÜSİAD, TOBB, AFAD gibi sayısız kuruluş da diplomat ordusuna eşit düzeyde üyeler olarak katılıyor, beraberinde çekişmeleri, eşgüdüm zorluklarını da getirerek.

*

Peki, dünya uygulamalarını da incelersek geleceğin diplomatları nasıl olacak?

Sakin üzülmeyin bu meslek dünyanın en eski mesleklerinden birisi ve öyle de kalmaya devam edecek gelecekte. “Dijital diplomasi” elbette süratle genişliyor, yeni fırsatlar sunuyor değişmekte olan dünyada. Robotlar, yapay zeka belli bazı işlemleri, bilgi ve değerlendirme oluşturmayı hızlandırabilir, bizlere vakit kazandırabilir ama diplomaside ınsan insana ilişkinin, vücut dilinin, kimyanın yerini hiçbir şey alamaz.

Ama bilgi teknolojilerini, iletişim araçlarını etkin şekilde kullanmayı öğrenmek, çarpıcı, cazip sunumlar hazırlamayı, etkili konuşma tekniklerini öğrenmek zorundasınız. Kimsenin sanıtize edilmiş, yaratıcı ve katma değeri yüksek olmayan bilgi ve konuşma notlarına ne iştahı var ne de vakti. Genç diplomatların bu yeni koşullara uygun şekilde donatılması, kurumsal yapının dönüşümü, ileri teknolojinin kullanılması gerekiyor.

Artık muhataplarınız sadece başta Dışişleri olmak üzere kamu kuruluşları değil. Özel sektör, iş liderleri, medya, sanatçılar, sivil toplum kuruluşları, teknoloji, müteahhitlik şirketleri, istihbarat servisleri, okullar, bireyler de sizin önemli iş ortaklarınız, hepsiyle ilgilenmek zorundasınız. En önemlisi de, devlet liderleri doğrudan kendi diplomasilerini geliştirip uyguluyorlar. Tüm bu genişleyen diplomasi uygulamasına ayak uyduramazsanız, kendinize akıllıca roller biçemezseniz daha fazla zemin ve güç kaybedersiniz.

Sakin odanıza kapanmayın, zamanınızın yüzde 70’u dışarıda olmalı. Zaman çok değerli. Kimsenin onlarca sayfalık diplomatik metin okuyacak vakti de yok sabri da. Her şey hızlı tüketiliyor. Kararlar süratlice alınmalı. Büyükelçiniz size bildirmeden önce CNN’de ya da tweeter’da alıyorsunuz bilgiyi.

İnsan ve kaynak yönetme becerinizi geliştirin. Kriz yönetme konusunda da size çok ihtiyaç duyulacak, unutmayın önümüzdeki dönemde.

“Millenial” kuşak hiyerarşiyi sevmiyor. “Emir, demiri keser” prensibi onlara işlemiyor. Hiyerarşik yapılar daha az keskin olmalı, daha geniş yaratıcılık, inisiyatif alma, paylaşım özendirilmeli. Bilgiden ziyade muhakeme yeteneği öne çıkartılmalı. Daha dinamik, esnek çalışma ve işbirliği modelleri geliştirmeli. Sakin ola ki, “Biz sizin yasınızdayken…” diye başlayan nutuklar çekmeyin genç diplomatlara, pek tesir edeceğini sanmıyorum.

*

Onun için diyorum ki;

Ey dünya diplomatları, çok geç olmadan birleşin, kafa kafaya verin ve nesli tükenen bir mesleğin temsilcileri olmamak için şimdiden ön alıcı bir şekilde kendinizi, işlevlerinizi değişen koşullara göre yeniden tanımlayın, kendinizi yeni teknolojilerle donatın, sadece devletin değil toplumun her kesimin sesi olacak politikalar, enstrümanlar, kaliteli insan sermayesi geliştirin. Ülkenize, uluslararası sisteme ve en önemlisi de kendi insanlarınıza katma değerinizi nasıl azamileştireceğiniz konusuna kafa yorun. Yoksa gidişat size iyi haberler sunmuyor.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar
Website Security Test