Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş
Ana Sayfa / 

Sevgi… Evlilik…Aşk!..

3.7.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Evet, geçenlerde “gene” hem de kadınlı, erkekli bir grupta “Evlilik aşkı öldürür” sözünü tartıştık…

“Gene” diyorum; zira bu kaçıncı.. Benim gibi “60 yıla yakın zamandır evli olan” ve de “romantizm döneminin aşığı” bir insan “Evlilik aşkı öldürür” diyenlere ne der?

Eskiden “biraz nazik olmaya” gayret eder ve “onları kırmıyacak” cevaplar vermeye çalışırdım.

Bu defa açık açık dedim ki; “Halt ediyorsunuz. Eğer evlilik sizin ‘aşk’ dediğiniz şeyi öldürüyorsa, zaten o şey “aşk” değildir, siz “aşk” zannediyorsunuz. Kaç örneğini gördüm; ‘Evlilik bitmiş’ ama ‘aşk’ devam etmiştir, çünkü ‘evlilik’ ölür, eğer ‘aşk gerçek aşk ise’ ölmez!..”

“Evlilik” söz konusu olduğu için “Sevgi’nin tarifini” şöyle yapabiliriz; “İnsanı bir kimseye karşı yakın ilgi ve bağlılık göstermeye yönelten duygu…”

Şimdi “aşkı” tarif edelim; “Bir kimseye aşırı sevgi duygusu…” Ama devamı da var; “… ‘bu duyguya bağımlılık’ duygusu…”

Ne demek istediğimi, “bir örnek” ile anlatayım; Benim Cumhuriyet döneminin “Ahmet Haşim, Yahya Kemal ile beraber en büyük 3 şairinden biri” olarak saydığım Faruk Nafiz Çamlıbel’dendir “aşk üzerine” örneğim:

1931 yılında evlendiği, kendisi gibi öğretmen olan Azize Hanım için, “daha sonra Münir Nurettin Selçuk’un bestelediği” ve de “aşkı en güzel tarif edecek olan” şu dörtlüğü yazar:

“Bahçemde açılmaz seni görmezse çiçekler / Sahil seni, rüzgar seni, akşam seni bekler / Gelmezsen eğer mevsimi nereden bilecekler / Sahil seni, rüzgar seni, akşam seni bekler.”

Bu dörtlüğü okurken de, Münir Nurettin’in “o sihirli bestesini” dinlerken de gözlerim nemlenir, dalar giderim!..

Sonra… Sonrası daha da “nemlendirir” gözlerimi… Eşi Azize Hanım hastalanır...  Faruk Nafiz arkadaşı Doktor Alaaddin Yavaşça’ya bahseder. Yavaşça, Azize Hanım’ı uzman bir doktora götürür ve acı durum ortaya çıkar; “kanserdir” ve menhus hastalık bütün vücuda yayılmıştır. Alaaddin Yavaşça zorlukla gerçeği söyler, Faruk Nafiz’e… Bir süre sonra Aziz Hanım vefat eder. Ve… Kısa bir süre sonra, “aşkın ölmezliğini” anlatan bir dörtlük, “bestelemesi” isteğiyle Alaaddin Yavaşça’nın önüne konur:

“Artık bu solan bahçede bülbüllere yer yok. / Bir yer ki, sevenle, sevilenlerden eser yok. / Bezminde kadeh kırdığımız sevgililer yok. / Bir yer ki, sevenle sevilenlerden eser yok.”

Ve de… Aşk, “o bahçe için ölse de”, Faruk Nafiz’in dörtlüklerinde, Münir Nurettin (Nihâvend) ve Alaaddin Yavaşça’nın “Hicaz” bestelerinde “ebediyen” yaşayacaktır!..

 

 

Erdem ve Politika

İdealistlerin ve realistlerin oluşturduğu politika bir faziletler manzumesidir. Her türlü karalamaya karşı güzelin, doğrunun ve gerçeğin var olmasının mücadelesi özveriyle gerçekleştirilir. Şu hususu kesinlikle söyleyebilirim ki, Politikanın en güçlü silahı sevgidir. İnsan sevgisidir, vatan sevgisidir, millet sevgisidir,                                                          bayrak sevgisidir. Bu sevgileri çoğaltabilirsiniz. Ben insan sevgisiyle yola çıktım.                 

 

                                                                                                Ali Naili Erdem

 

Okuyucunun Soruları

“Kıdem Tazminatımıza neden dokunuyorlar?..”

 

Soruyor, okuyucum, İnternet’ten aldığı  “Almanya’dan emekli bir TC vatandaşının tivitini” de göndererek; “Türkiye’de durum buyken, bir de kıdem tazminatımızla oynanacak, bu hak mıdır?..”

CEVABIMDIR; 65 yıldır çalışıyor ve ekmek paramı kazanıyorum, 25’ten fazla işyerinden kovuldum ya da “gazeteci olarak, yani 212 sayılı yasaya tabi, ‘kıdem tazminatı hakkım olarak’ istifa ettim. Sadece zar zor ikisinden kıdem tazminatımı alabildim. Kovulduğun bir tanesinden de ‘işyerinin sendika baş temsilcisi olduğum’ hâlde, “bu sorumluluğumla ilgili çalışmalar yaptığım için” kovuldum, ama Yargıtay bile “tazminata hükmedemedi”; tazminat alamadım.

Bu bakımdan “dün iyiydi, bugün iyi, yarın kötü olacak” tartışmalarına girmek istemem. Yıllarca süren “tazminat ya da işe iade davalarından” daha söz etmiyorum. Eğer “”dünden ve bugünden de kötü olacaksa”, elbette “hayır” derim, ama “hakem kararı ile işe iade ve tazminat hakları verilecekse”, yıllar süren davalar ortadan kalkacak ya da birkaç celsede bitecekse, “getirilecek sistem için” görüşüm; “İşçiler de biraz fedakarlık etsinler, yeter ki haklarını kuruşuna kadar ve gecikmeden alacakları bir sistem” yerleştirilsin!..

 

İnternetten “Esen” rüzgarlar!..

 

Sözün Özü

Bu hafta “Sözün Özü” Tolstoy’dan; “İnsan sadece uluorta yalan söylemekten sakınmakla yetinmemeli, susarak yalan söylemekten de kaçınmalı.”

 

Nasıl inanalım?..

Sayın savcılarım ve sayın hakimlerim, söyler misiniz bizlere; “Çocuk ve kadın tacizcilerinin 15 – 20 gün sonra tahliye edildiği” bir süreçte, “gazetecilerin ‘delil karartma ihtimali’ gerekçe gösterilerek ‘tutukluluk hâllerinin devamına’ karar veriliyorsa”, biz bu “adalet terazisinin doğru tarttığına” nasıl inanacağız?..

“Tahliye edilenlerin” mi, yoksa “içerde tutulanların” mı “delil karatma” imkanı vardır, sizce?..

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar
Website Security Test