Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş
Ana Sayfa / 

Çin, hep güncelleme gerektiriyor

10.7.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Sadece uluslararası ticaret, finansman, yatırım akışlarında, teknolojik buluşlarda değil aynı zamanda küresel jeopolitik kartların yeniden karılıp rol dağıtımı yapılmasında, çevre ve enerji güvenliği senaryolarında, yeni toplum mühendisliği çabalarında da dünyamızın dengelerini temelden etkiliyor, yeniden biçimlendiriyor.

Bu haliyle bile etkisini güçlü şekilde hissediyoruz ama önümüzdeki dönemde Çin’in tetiklediği yeni bir küresel güçler dengesi ortaya çıkacağını, hayatımızı, işimizi, politikalarımızı, tercihlerimizi derinden etkileyeceğini iyi anlamamız gerekiyor.

Sadece Washington, Londra, Tokyo ve Brüksel tek başlarına karar veremeyecek artık yeni küresel düzenin nasıl biçimlendirileceğine bu defa.

Moskova, Pekin, Yeni Delhi, Brasilia, Dubai, Singapur, Ankara gibi yeni yükselmekte olan güçlerin başkentleri de müdahil oyuncu olarak katılmak istiyorlar.

Onlarsız oluşturulacak yeni düzenin pek anlamı yok.

Asya değerlerinin evrensel diye sunulan Batılı değerlere karşı üstünlük sağlamasında da bu ülkeler kilit rol oynuyor. Batı'nın değer sisteminin yerine ne konulacağında da Çin’in Konfuçyüs inançları gündeme geliyor.

*

“Orta Krallık”ı bir Türk’ün küresel gözlüğünden yazma düşüncesi William Dalrymple’ın “City of Djinns” kitabını okuduktan sonra şekillendi kafamda.

Benden üç yaş küçük İskoç asıllı bu tarihçi ve seyahat yazarının Yeni Delhi’de geçirdiği bir yılını ballandıra ballandıra anlattığı kitabını okurken Pekin’de diplomat olarak yaşadığım 721 gün canlandı gözümün önünde.

Onu izleyen çeyrek yüzyıl boyunca Uluslararası Enerji Ajansı, OECD üst düzey yöneticisi, işadamı/yatırımcı olarak beni Çin’in dört bir köşesine taşıyan binlerce kilometrelik, yüzlerce günlük görev gezileri, keyif seyahatları, Çinli dostlarla sohbetler, Harvard ve LSE’de Çin üzerine verdiğim dersler ve bunların beyinsel harmanlaması olan binlerce sayfalık küçük küçük notlar ve imbikten damla damla süzülen köşe yazıları.

*

Pekin’de diplomat olarak görev yaptığım dönemden bu yana köprünün altından çok sular aktı. Bugüne gelindiğinde yüzler değişti iki tarafta da, rakamlar değişti, ama ilişkiler dosyası pek değişmedi. Üç aşağı beş yukarı hâlâ aynı “asimetrik” dosya üzerinden çalışıyoruz Çin konusunda.

İlişkilerin ilerlemesi için çok şey yapıldı tabii ki, bunu inkar etmemek lazım. Emeği geçenleri de şükranla anmalıyız.

Ancak benim gözlemim, yapıldığı söylenen şeylerin çoğu ne yazık ki kağıt üzerinde ve retorik düzeyde kalıyor. Çin, çok sabırlı ve uzun soluklu çalışma gerektiren bir ülke, öyle gelip geçici bir vaka değil.

*

Tarihte sayısız Türk-Çin savaşları, entrikaları yaşandı.

Kore Savaşı sırasında Kuzey Kore’den ziyade askerlerimiz Halk Kurtuluş Ordusu ile göğüs göğüse savaştı. Eski adı Sovyet yapımı Varyag olan Çin’in ilk uçak gemisi Liaoning, 1998'de Ukrayna'dan satın alınmış, ama Boğazlar’dan geçerken ciddi güçlüklerle karşılaşmıştı.

Görüştüğüm Çinli siyasiler, bunu unutmadıklarını söylüyorlar.

4 milyar dolarlık uzun menzilli füze ihalesinin iptalini de unutmadıkları aşikar.

Şanghay İşbirliği Teşkilatı’na üyelik talebimizin Pekin’den onay alamadığı da belirtiliyor. İki ülke arasındaki ticaret açığı yaklaşık 20 milyar dolar Türkiye aleyhine.

Türkiye-Çin ilişkilerinde öncelik siyasi yakınlaşma ve karşılıklı güvenin arttırılması olarak görülmeli. Bu sağlandıktan sonra diğer alanlarda ilerleme sağlamak zor olmaz.

*

Hepsinden daha önemlisi, Çin’in kuzeydoğusundaki Sincan-Uygur özerk bölgesinde yaşayan Uygurlara karşı Pekin’in adımlarının ve Ankara’nın buna tepkisinin, Türkiye’de yaşayan ayrılıkçı Uygurlara karşı önlem alınmadığına dair şikayetlerin gündemin ön sıralarına tırmanması.

Bir yandan Türkiye'deki aşırılıkları kontrol edilerek, diğer yandan Çin'deki Uygurların daha rahat yaşamaları için kapalı kapılar ardında adımlar atılması, böylece “Uygur Meselesi”nin iki ülke ilişkilerindeki bir numaralı konu olmaktan çıkarılması için ciddi enerji harcanıyor ama bunu başarmak o kadar kolay değil.

Bölgeye bizim ilgimizin nedeni basit: Singapur ya da Malezya’daki denizaşırı Çinliler Pekin için ne anlam ifade ediyorsa Çin’deki Uygurlar da bizim için aynı anlamı taşıyorlar. Aynı dili, etnik kökeni, mutfağı, müziği paylaştığımız insanlar. Onların yaşadıkları ülkede barış içinde, müreffeh şekilde, uluslararası sınırlara ve ülke yasalarına riayet ederek yaşamaları, katliamlarla kırılmamaları Türkiye’nin menfaatine.

Pekin de, uygun şekilde uzatılacak, ayrılıkçılığa ve içişlerine müdahaleye taviz vermeyecek dost bir yardımcı eli geri çevirmeyebilir.

*

Çin ile ABD arasındaki ticaret, teknoloji, döviz savaşlarını, jeopolitik gerginlikleri, enerji ve kaynak savaşlarını 21inci yüzyılın vizyoner “Kuşak ve Yol” girişimini saha kenarında oturan seyirciler gibi izleyemeyiz.

Biz de çoktan önümüzdeki on yılları şekillendirecek, ancak henüz yerli yerine oturmamış olan bu “yeni büyük oyun”un bir parçasıyız. Dinamikleri içinden yaşıyor, etkileniyoruz, mütevazı ölçülerde de etkilemeye çalışıyoruz.

*

Çin ile ilgili yazılan her kitabın ömrü birkaç yılı geçmez. Mutlaka yeni gelişmeleri hesaba katacak şekilde güncellenmesi gerekiyor. Zira baş döndürücü hızda değişiyor her şey bu ülkede.

Onun için Çin üzerine daha önce yazdığım kitapları bugünlerde yeniden elden geçiriyorum.

Gelecekte hem dünyanın hem de bizim geleceğimizde en büyük yatırımcılardan, ticaret, savunma ve enerji ortaklarından birisi olacak bu ülkeyi değişik veçheleriyle yakından tanıma, öğrenme sürecine bir nebze katkıda bulunmaya çalışıyorum.

ABD ile Çin arasında Soğuk Savaş rüzgarları sert eserken nerede konumlanmamız gerektiğine, “21. yüzyılın yeni süper gücü” ile ilişkilerimizi nasıl yürütmemiz gerektiğine dair tavsiyelerde de bulunuyorum.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar
Website Security Test