Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş
Ana Sayfa / 

Yeni ''enerji devrimi'' ve Ege’de temiz enerji vadisi yaratılmasına destek

4.9.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

“Devrim” deyince hemen aklımıza Fransız İhtilali, Marksist-Leninist “Devrimci Yol”, “Cumhuriyet Devrimleri” gelmesin. İçinde yaşadığımız dönemde enerjide de, köklü bir dönüşüm, “devrim” yaşanıyor.

Teknolojide, finansman tekniklerinde, iklim değişikliği alanında, kuşaksal algı farklılaşmasında inanılmaz hızda bir “yeşil enerji devrimi” ile karşı karşıyayız.

Yaşar Holding’de yönetim kurulu üyesi olduğum dönemde ayda bir toplantılar için Londra’dan İzmir’e uçmam gerekiyordu. DYO, Pınar Su ve Viking Kâğıt toplantılarına katıldıktan sonra birkaç günlüğüne de olsa kendimi Çeşme’deki evime atmak için ideal bir fırsat sağlıyordu bu görev. Bu seyahatlerimden birisinde Ege Sanayicileri ve İşadamları Derneği’nin o zamanki başkanı Bülent Akgerman’ın nazik daveti üzerine Swissotel’de İzmir iş dünyasına, geleceğin enerji seçenekleri ve Türkiye’nin nasıl hazırlanması gerektiği üzerine konuşuyordum.

Dinleyicilerden birisi, fosil yakıtlardan yenilenebilere geçişin sancılı olacağını, zamana yayılacağını söylediğimde bana şiddetle karşı çıkıp önümüzdeki 10 yılda tamamen güneş enerjisine geçmenin mümkün olduğunu, benim petrol lobisinin mesajlarını kullandığımı ileri sürmüştü. Bence zaman vermek artık anlamsız, içinden geçmekte olduğumuz enerji devrimi ve dönüşümü vites değiştirerek daha uzun yıllar devam edecek, yeni keşifler ve dinamikler sayesinde bu sürate ayak uydurmakta hep gecikeceğiz, hep uyanık kalmamız gerekecek.

*

Halihazırda dünyada elektriğin beşte biri yenilenebilir enerjiden üretiliyor. Güneş ve rüzgâr enerjisi tüm beklentileri altüst eden bir süratte gelişiyor. 2014-2017 arasında güneş maliyetleri yüzde 50 oranında azaldı. Son yıllarda maliyet düşüşü rekor düzeyde. Enerjiye tahsis edilen sermayenin çok önemli bir bölümünü çekiyor.

Yeni kapasitenin neredeyse yarısı güneşten. Onu, rüzgâr (üçte biri) ve hidroelektrik (yüzde 15) izliyor. Sadece 2018’de 100 GW fotovoltaik enerji dünya enerji envanterine dahil oldu. 2025’e kadar rüzgâri, 2030’a kadar da kömürü geçmesi muhtemel.64 2060’a kadar uzanan senaryolarda dünyada yenilenebilirin elektrik üretimindeki payının yüzde 40’a yükselmesi öngörülüyor.

Lakin fosil yakıtları tamamen hesap dışı tutma, yüzde 100 yenilenebilire yönelme çabaları bence gerçekçi değil. Görünür geleceğimizde hâlâ önemli yer tutmaya devam edecek olan fosil yakıtlar 1970’ten bu yana sadece yüzde 5 pay kaybetti (yüzde 86’dan yüzde 81’e). 2060 senaryolarında, nasıl ilerleme kaydedileceğine bağlı olarak, hâlâ yüzde 50-70 menzilinde görünüyorlar.

Yenilenebilir enerjinin pembe bir gelecek sunmadığını da kabul edelim. Yeterince çevresel ve toplumsal hassasiyetlere özen gösterilmediği, devlet desteksiz finans modellerinin sürdürülebilir olmadığı, hızlı teknolojik yeniliklerin (bir nimet olmanın yanı sıra) tahripkâr etki yarattığı, teknoloji, akşam ve finansmanda dışa bağımlılığı devam ettirdiği, farklı jeopolitik riskler yarattığı söylenebilir.

*

Zaman içinde ve dünyadaki başarılı uygulamalardan da esinlenerek bunların giderilmesi mümkün tabii ki. Alman asıllı İngiliz iktisatçı Ernst Friedrich Schumacher’in “Küçük güzeldir” tavsiyesi enerji sektöründe artan ölçüde önem kazanıyor. Devasa, ölçek ekonomisini öne çıkartan milyarlarca dolarlık projeler yerine nispeten daha yerel ve özerk, şebeke dışı küçük projeler tercih ediliyor. Sadece nükleer ve hidroda değil yenilenebilirde de maliyeti düşük, enerji kaybı minimum sistemlere ağırlık veriliyor.

*

Yenilebilirde aslında birçok ülkeye örnek teşkil edecek politika ve uygulamalara imza attık. Ama hatalarımız da oldu. Bence hükümet ve özel sektör önümüzdeki dönemde şu dört alana odaklanmalı:

  • Teknoloji AR-GE, tasarım, inovasyon ve üretimde liderlik hedeflenmeli.
  • Çevre ülkelerde üretim tesislerine yatırım yapılarak Türkiye’ye bağlanacak yenilenebilir enerji şebekesi sayesinde bölgesel elektrik ticareti kurulmalı.
  • Geçmiş deneyimlerin, dünyadaki başarılı örneklerin ışığında yeni bir finansman modeli oluşturulmalı.
  • İklim değişikliği ve çevresel etkiyi minimize edecek bir yaklaşım benimsenmeli.

*

Yerel yönetimler, sadece kullanıcı değil aynı zamanda üretici, işletmeci ve düzenleyici olarak bu işe girmek zorunda. Onlara gerekli kapasite ve destek sağlanmalı.

İktisadi faaliyetlerin mekânsal dağılımı büyükşehirlerin özellikle de İstanbul, Ankara ve İzmir’in artık yönetilemez şekilde büyüdüğünü gösteriyor. Anadolu’nun, planlama ve sosyal politikalar ile insanlarımız açısından yeniden yaşanılabilir kılınması da bu çerçevede düşünülmeli. Elektrik ihtiyacının sürekli yeni elektrik arzı ile karşılanması yerine verimliliğe ve rehabilitasyona yatırım yapılarak mevcut tesislerin verimliliğinin artırılması, iletim ve dağıtım altyapısının iyileştirilmesi ve tasarruf uygulamaları teşvik edilmeli.

Hane tüketiminde, inşaat sektöründe, sanayide enerji verimliliği temelli uygulamalar zorunlu, denetlenebilir hale getirilmelidir. Enerjide AR-GE teşvikleri bina ve personel giderlerinden ziyade gerçek anlamda ölçülebilir, sonuç odaklı teknoloji gelişimine tahsis edilmeli.

Yenilenebilir devrimi, hem teknolojik ilerlemeler, buluşlar, maliyet düşüşleri hem de iklim değişikliği ve enerji güvenliği kaygıları nedeniyle öngörülenden çok daha hızlı gelişiyor.

*

Küresel enerji denkleminde 2030’a kadar yenilenebilirin payını yüzde 36’ya çıkartmak dünya GSMH’sıne yaklaşık 1,3 trilyon dolarlık bir artış getirecek, istihdamı ve refahı da yükseltecek. Bu, Şili, Güney Afrika ve İsviçre ekonomilerinin toplamına eşit bir gelişme.

Şayet böylesi radikal bir dönüşüm yaşanırsa sadece GSMH artışı değil aynı zamanda dünya enerji ticaret akımlarının yönü de değişecek. Kömür, petrol ve doğalgaz ithalatı azalacak. Fosil yakıtlara yatırım azalır, büyük projeler iptal edilirken yenilenebilire para akmaya devam ediyor.

Büyük enerji şirketlerinin politikaları da değişiyor. Sözgelimi, yatırımlarını nükleer, kömür ve doğalgazdan yenilenebilir enerjiye kaydırmaya karar veren Alman enerji devleri E.ON, RWE ve EnBW enerji üretimini yenilenebilire odakladılar. Bu kararlar, gelecekte enerji sektöründe yaşanacakların bir işareti.

*

Lakin, abartılı beklentilere de kapılmayalım, yenilenebilirin enerji üretimindeki payı görünür gelecekte sınırlı olmaya devam edecek. Bazılarının iyimserlikle öngördüğü gibi, enerji ihtiyacımızın tamamını yenilenebilir enerji kaynaklarından sağlayabilmek mümkün değil. Düşük bir temelden başlandığı için yenilenebilirdeki büyüme diğer yakıt türlerine kıyasla daha hızlı. Son dört yıldır güneş paneli kurulum kapasitesi son kırk yılın kapasitesinden çok daha fazla gerçekleşti. Danimarka’nın 2013 enerji arzında rüzgâr üçüncü sırada yer alırken, İspanya’da beşinci sıraya yerleşti.

Danimarka, yüzde 42,7 ile rüzgârda öncü. Onu izleyen ülkeler: Portekiz (24,1), İrlanda (21,2), İspanya (19,1), Fransa (3,1) ve Norveç (1,6). Güneş enerjisinde ise Yunanistan (9,5) ve İtalya (8,7) piyasa lideri. Küresel düzeyde 2040’a kadar güneş enerjisine 3,7 trilyon dolar yatırılması öngörülüyor. Nükleer, doğalgaz, kömür ve rüzgârdan daha fazla bu rakam.

*

“Üçüncü kuşak” olarak adlandırılan yeni güneş teknolojileri sayesinde güneşten elde edilen elektriğin maliyeti de hızla düşüyor. Bir yıl içinde evlerde üretilen güneş elektriği maliyeti yüzde 21 oranında düşen Japonya buna bir örnek. Bir diğer örnek de, istihdamda güneşin kömürü geçtiği ABD. Bu ülkedeki en büyük 50 şehrin 42’sinde güneşten üretilen elektrik normal şebeke elektriğinden daha ucuz.

Önümüzdeki 35 yılda maliyetler MW saat temelinde dünyanın her yerinde fosil yakıtlardan daha ucuzlayacak gibi görünüyor. Şimdilik bu, yenilenebilirler sübvansiyon olmadan daha pahalı. Şayet ucuzlama devam edecekse o zaman zor buluruz kömür ve doğalgaza para bağlayacak yatırımcıyı. Fosil yakıtlara yatırım yapan şirketler iflasa gider, eski santraller kapatılırsa şaşırmayalım. Tabii ki bunlar bugünden yarına gerçekleşecek şeyler değil. Uzun zaman alacak. Sonuçta, er ya da geç “temiz” ve “akıllı” yeşil enerji geleceğimiz.

*

Türkiye de sessiz sedasız enerji sektöründe birçok alanda devrim gerçekleştiriliyor. Rüzgâr ve güneş enerjilerindeki maliyet düşüşlerinin yanı sıra yeni fon kaynakları ve teknolojik inovasyon, sera gazını azaltma hedeflerimizi daha ulaşılabilir kıldı, yeni iş ve istihdam fırsatları yaratıyor.

İzmirli işadamı Ozan Kolcuoğlu, İzmir yakınlarındaki yaklaşık 140 dönüm araziyi, dünyadaki başarılı örneklerden esinlenerek, Ege Temiz Enerji,  Yatırım ve Teknoloji Çözümleri Vadisi - 2023 (ETEV) kurmaya tahsis etmiş. Heyecan verici ve öncü bir girişim.

Türkiye'nin ilk temiz enerji, yatırım ve teknoloji merkezini entegre bir şekilde kurmayı hedefleyen 250 milyon dolarlık bu girişimin en önemli özelliği hükümetin 2023 Vizyonu ile de bağlantılı olması. Üç yıl içinde tamamlanarak Cumhuriyetimizin yüzüncü yıldönümüne yetiştirilmesi öngörülüyor. Bu anlamda hükümetin desteğini cezbetmesi güç olmasa gerek.

"Temiz enerji" alanında Türkiye'yi cazibe merkezi yapabilecek bu proje çerçevesinde en ileri rüzgâr, güneş, hidrojen ve atık enerjisi projelerinin demonstrasyonu, atıklardan nispeten kirlenmiş arazinin temizlenmesine, iklim değişikliğiyle mücadeleden yeni enerji kaynakları bulma ve verimliliği arttırmaya kadar uzanan bir dizi geniş menzilli alan düşünülmüş.

Ayrıca, enerji, teknoloji ve girişimcilikte insan sermayesinin zenginleştirilmesini amaçlayan bir Uluslararası Enerji Akademisi kurulması da hedefler arasına yerleştirilmiş. ETEV-2023’un mutlaka desteklenmesi gerekiyor, hükümet, belediye, sivil toplum, enerji iş dünyası, düşünce kuruluşları ve uluslararası oyuncular tarafından.

Ben de elimden geldiğince katkı verme sözü verdim ülkemizin böylesi yaşamsal bir küresel enerji devrimine özlü, özgün katkı sağlaması, yeşil enerjinin önce Ege’de, sonra ülkemizin her köşesinde geçer akçe olması için.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar
Website Security Test