Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş
Ana Sayfa / 

Uzun vadeli ulusal çıkarlara göre politika belirlenmelidir

11.9.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Uluslararası ilişkiler; hak, hukuk, adalet, dostluk, arkadaşlık vb kavramlar üzerinden değil, karşılıklı çıkarlara göre düzenlenmektedir. Böyle bakınca Fransa ve Yunanistan’la yaşanan gerginliklerde ABD, AB ve NATO’nun neye göre tavır alabileceğini, bunun kendi çıkarlarını nasıl etkileyeceğini, taraflardan beklentilerini çok iyi hesaplamak ve buna göre karşı tavır almak gerekmektedir. Bunu yaparken de ideolojik ve iç siyasi çıkarlara göre değil, uzun vadeli ulusal çıkarlara göre politika belirlenmelidir.

Yunanistan’ın Ege politikası ve Ege Denizi’nin kontrolünü azami ölçüde ele geçirmek için bıkıp usanmadan gayret gösterdiği son yüzyılın gerçeğidir. Bunun nedenlerinden bir tanesi Türkiye’den geleceğini tahmin ettiği güvenlik tehdidi, ikincisi ve çok daha önemlisi de Akdeniz deniz ticaretinde bugüne kadar elde ettiği kazanımları Türkiye’ye kaptırma endişesidir. Günümüzde Yunanistan, İtalya ile birlikte Akdeniz deniz ticaretinin neredeyse tamamına hakimdir. Buna karşılık Türkiye, Anadolu Yarımadasının coğrafi özellikleri itibariyle bu iki ülkeden çok daha avantajlı stratejik konuma sahiptir. Ülkemiz Ege ve Akdeniz’de milyonlarca grostonluk limanlar inşa edebilecek kıyı özelliklerine sahiptir (Çandarlı, Mersin, İskenderun vb gibi) ve aynı zamanda Batının Ortadoğu ve Asya ile ticaret yollarını kısaltabilecek köprü konumundadır.

Fransa; Kuzey Afrika’da geçmişte sömürgesi olan ülkelerin doğal kaynaklarına yeniden göz dikmiştir. Bunun yanında Doğu Akdeniz’deki doğal kaynakların çıkarılması ve işletilmesinde söz sahibi olmayı amaçlamaktadır. AB’nin etkili ülkelerinden birisidir. AB’yi Türkiye’ye yaptırım uygulamaya ikna etmeye çalışmaktadır. Önce olayları tırmandırıp son zamanda Türkiye’ye diyalog çağrısı yaparak taviz koparma arayışında olduğu izlenimi vermektedir. Akdeniz’e kıyısı olan AB üyesi 7 ülke (Yunanistan, Fransa, Malta, İtalya, İspanya, Portekiz ve Kıbrıs Rum Kesimi) 10 Eylül’de Fransa öncülüğünde yaptıkları toplantıda “Türkiye’yle diyaloga geçilmesinde ilerleme sağlanamaması ve Türkiye’nin tek taraflı faaliyetlerini sonlandırmaması halinde, Avrupa Birliği ilave kısıtlayıcı tedbirler listesi geliştirmeye hazırdır” diyerek maksatlarını ortaya koymuşlardır.

ABD; bir taraftan Ortadoğu’nun doğal kaynaklarını kontrolü altına alırken diğer taraftan küresel sermaye üzerinde büyük etkisi olan İsrail’in güvenliğini sağlamaya çalışmaktadır. (Bu konudan geçen haftaki yazımda söz etmiştim). ABD’nin NATO’daki etkisi, NATO’yu kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirme ve kullanma yeteneği(!) inkâr edilemez. Nitekim Irak, Suriye ve Afganistan’da NATO’yu kullanarak elde ettiklerine bakmak yeterlidir. Bunun son örneği Suriye’dir. NATO desteğiyle girdiği Suriye’de petrol ve doğalgaz bölgelerinin kontrolünü eline geçirmiş, bekçiliğini de PKK uzantısı PYD/YPG’ye vermiştir.

Bu ülkelerin güdümüne giren Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan v.b. ülkeler ve bunların Türkiye ile ilişkileri de üzerinde durulması gereken bir konudur.

Sahnede görünen veya görünmeyen, kendi çıkarları doğrultusunda bir araya gelmiş bu kadar aktör varken Doğu Akdeniz Münhasır Ekonomik Bölgesi (MEB) krizi Türkiye ile Yunanistan arasına sıkıştırılmıştır. Yunanistan’la aramızdaki sorunlara sadece MEB açısından bakılmamalı, bununla birlikte Ege Denizi’nin ve doğal kaynaklarının paylaşımı, işgal ettiği adalarımız, adaları anlaşmalar hilafına silahlandırması ve asker konuşlandırması, KKTC’nin hak ve çıkarları bir bütün olarak ele alınmalı ve köklü bir çözüm getirilmelidir. MEB krizi Ege’deki sorunları geri plana atmıştır. Bunlardan hiç söz edilmemekte, gündeme getirilmemektedir. Getirildiğinde de geçiştirilmektedir. Yunanistan; Türkiye ile diyalogdan kaçınarak Doğu Akdeniz konusunu AB’nin ve NATO’nun kucağına atmakta, bu arada Ege’de işgal ettiği ve silahlandırdığı adalarımızı, kıyılarımızdan çıkardığı petrolü gözden kaçırmaktadır. Doğu Akdeniz’de ülkemizin ve KKTC’nin hak ve çıkarları inkâr edilemez. Ancak Doğu Akdeniz’de pirince giderken Ege’deki bulgurumuzdan olmamaya dikkat edilmelidir.

Uluslararası ilişkilerde; iç siyasi hesaplarla sarf edilen “sonuçlarına razı olurlar, gücümüzü sınamasınlar…” gibi söylemler “saldırgan tutum” olarak gösterilmekte, aleyhimize kullanılmakta, karşımızdaki cephede safları sıklaştırmaktadır. Bunu yapmak yerine milli güç unsurlarımızı toparlamak için gerçekçi çabalar sarf edilmelidir. Sorun sadece askeri güçle altından kalkılabilecek gibi değildir. Gelişmeler Doğu Akdeniz’de sınırlı birtakım kazanımlar uğruna Ege’deki çıkarlarımızın feda edileceği gibi bir tabloyu yansıtmaktadır. Ege’de çıkarlarımızı koruyup kollayamadıktan sonra Türk Milleti’nin karşısına “Doğu Akdeniz’de kazandık” diye çıkılmamalıdır.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar
Website Security Test