Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş
Ana Sayfa / 

Muhalefet değil çözüm olmak!

18.9.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk, geçtiğimiz günlerde kadın örgütlerine, “Her kadın cinayeti bizim kadına yönelik şiddetteki kadın cinayeti değildir. Her intihar kadın cinayeti değildir. Her şüpheli ölüm de kadın cinayeti değildir’ diye seslenmişti. Kadın Örgütlerinden cevap gecikmedi; “Muhalefet etmek yerine çözüm üretin!”.

Kadın örgütlerlerinin Aile Bakanı’na verdiği yanıt, aslında günümüz Türkiye gerçeğine parmak basmakta. Muhalefet değil çözüm olmak! Ülke geneli, başta siyasiler olmak üzere, karşıdan (kendilerine muhalif kesimden) gelen her türlü açıklama, atılım, proje veya fikri şahsi ve saldırılacak bir şey olarak algılamakta. Bu nedenle kimse kendi yaptığı güzel işleri doğru düzgün savunamıyor, ne de kendini içinde bulduğu o münazara hissinden çözüm üretebiliyor.

Kadın cinayetlerinin istatistikleri 2009 yılından beri Adalet Bakanlığı tarafından paylaşılmıyor. Sayılar zamanında göz korkutmuş, acı Türkiye gerçeğine parmak basmıştı. Şimdi ise yine sayılar korkutmasına diye “Yok efendim, her kadın ölümü, her intihar kadın cinayeti değildir” deniyor.

Peki. O zaman biz de sayılardan gidelim, durumu öyle izah edelim. Sayın Bakan, o halde her “tecavüz” her “istismar” da kadın cinayeti değildir. Evet. Ama kadınlara yeryüzünde cehennemi yaşatmaktır. Günümüzde, özellikle Güney Doğu Anadolu bölgesinde birçok genç kadın intihar ediyor. Başına gelenlerin yanı sıra, aile ve toplum baskısı, devletin, polisin yanlarında duramaması, şikayet bile etmeye korkar olmaları, onlara çareyi canlarına kıymakta bulduruyor.

TÜİK verilerinden yola çıkıldığında Türkiye’de her gün 9 kişinin hayatına son verdiğini görüyoruz. İntihar sebepleri TUİK ve bakanlıklarca şu kategorilere ayrılı: hastalık, aile geçimsizliği, ticari başarısızlık, öğrenim başarısızlığı, hissi ilişki ve istediğiyle evlenememe, geçim zorluğu, bilinmeyen ve diğer. Bilinmeyen kategorisi intiharların %40’ını oluşturuyor, yani Türkiye’de intiharlar sebeplerinin %40’ı raporlanmıyor ve gerekçeleri belirsiz.

“Bilinmeyen’’ sebeplerle intihar 2004 yılında 1.283 iken 2018 yılında bu rakam 1.555 olarak kaydedilmişti. “Diğer” sebeplerle intihar edenlerin sayısı ise 2004 yılında 21 iken 2018 yılında 861. Bu iki kategorinin toplam sayısı diğer kategorilerin toplamının iki katından fazla. Ve buna rağmen kategoriler arasında ne “istismar” var, ne “tecavüz”, ne de işin toplumsal baskı boyutu araştırılmış.

Bu ve benzeri tablolar Türkiye’de hızla ilerlese de dünya genelinde de benzeri sorunlarla örtüşüyor. Ünlü psikiyatr Freud tecavüz ve tacizin büyük çoğunluğunun “aile içerisinden” geldiğini savunmuştu. Önceleri çok itiraz edilmesine rağmen, iş çığırından çıkınca Almanya’nın en tutucu kurumlarından olan Alman Tabipler Derneği bile 1980’lerin başlarında haftalık dergilerinde uzun tartışmalar başlatmış ve yazılar çıkarmıştı. Ve de sonunda yaş ortalaması 9 yaşında olan kız çocuklarının neredeyse 10’da 7’sinin babaları veya ağabeyleri tarafından tecavüze uğradıkları bir toplumsal skandal olarak itiraf edilmişti. Hamburg Sosyal Araştırmalar Enstitüsüne göre ise istismar edenlerin ortalama yaşı 35 idi.

Bunların hepsi bize şunu göstermekte; bir kadının hayatına son vermek için illa onu öldürmek gerekmez. Tek uğraşılması ve üzerinde durulması gereken veriler cinayet verileri değildir, olay daha büyük ve bir o kadar da sosyolojiktir. Üstelik istismarlar çoğunlukla aile içi üyelerden gelmektedir. Ve Aile içi istismar ve cinayetin bu seviyelerde seyretmesi karşısında Aile Bakanlığı gerçekten neyin muhalefetini yapmakta?

Artık sorun değil, çözüm zamanı.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar
Website Security Test