Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş
Ana Sayfa / 

Çocuklarınızın iyiliğini istemeyin, o iyilik hayattaki hayal kırıklıklarınız çünkü

25.9.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Geçen yazıda trajik bir olaya eğilmiş ve Ödemiş’te, henüz on beş yaşında intihar eden Melisa’nın neden bu yola tevessül ettiğini anlamaya çalışmıştık. Genç kız, mesajlarıyla yardım çığlığı atıyor, o çığlıklar, ebeveyn- çocuk ilişkisindeki kopukluk ve despotik manipülasyon hakkında fikir veriyordu. Anne baba, çocuğun hayatına yön vermeye çalışıyor; bunu yaparken çocuğun arzu, kapasite, karakter ve yeteneklerini göz önünde bulundurmuyor ve kendi yaşanmamışlıkları üzerinden bir plan çizip bunu çocuğa dayatıyordu. Bu despotik manipülasyona giydirilen kılıf ise ne kadar tanıdıktı: İyilik. Biz çocuklarımızın iyiliğini istiyoruz. Baskıyı görünmez kılarken çocuğu da vicdan azabına sürükleyen enfes bir kalkan. Aklın ve idrakin gözünü örten perde. Öyle bir perde ki bu konularda hassas ebeveynin bile  algısını kapatabiliyor. Tıpkı benim başıma geldiği gibi.

Kızım Ala Minerva, kendisiyle aynı yaştaki Melisa’nın intiharından etkilenmiş ve trajedinin sebeplerini anlatan bir resim çizmişti. Konuya ilişkin yazınca, o resmi kullanmak istedim ben de. Ve gazetenin internet adresinde yazı, o resimle yayımlandı. Sonrası, felaket! Kızılca kıyamet koptu. Ala, durumu öğrenir öğrenmez telefonla beni aradı ve resmini izinsiz yayımlattığım için ona saygısızlık ettiğimi, üstelik bu yaptığımın yanlışlığı konusunda hiç de ikna olmuş gözükmediğimi ve özür dilemeyi dahî düşünmediğimi söyledi. Söyledikleri benim için o kadar anlamsızdı ki gülerek konuşmaya devam ettim. Eserinin sanat değerinden öte bir "derdi" olduğunu ve o resim üzerinden insanların Melisa ile empati yapabileceklerini zaten onun da bunu istediğini vurguladım.

“Burada” dedi “Asıl önemli olan bana sorman! Sormuyorsun ve hâlâ kendini haklı çıkarıyorsun. O resmi güzel bulmadım ve görülmesini istemiyordum.” “Ama” dedim “Yaratıcılığının yeterli olmasını beklersen bir de bakmışsın hayatın yeterli olmak uğruna hiç bir şey yapmadan ve kendini, emeğini sunmadan geçip gitmiş. Varoluşunu nasıl gerçekleştireceksin? Bunu yapman gerek. Senin iyiliğin için.” der demez kendime geldim.

Acı ve şaşkınlık içinde fark ettim ki Melisa’nın babası ne yaptıysa ben de şimdi aynısını tekrar ediyordum. Kızımla aramdaki çatışma, Melisa ile babası arasındaki gerilimin kopyasıydı sanki. Ben de kızımın iyiliğini istiyor ve fikrini almadan bir şeyler dayatıyordum işte ona. Melisa, Ala ile yaklaşık aynı yaşta. Yani aynı yetişkin olma geriliminin tam ortasında. İkisi de çocuk değil, yetişkin değil. İkisi de arafta. Ve ruhlarında bir acemi bir bilge var. Bilge, onlara yetişkin olmayı öğretiyor. Kırıp dökerek tabii... Ve onlar, Bir şekilde kişiliklerini yaratmaya ya da “heykellerini” görünür kılmaya çalışıyorlar.

Telefonlar bir kaç kez yüzlere kapatıldıktan ve kısa sürede geri aramalar yapıldıktan, anneyle istişare edilip tartışmanın üzerinden bir iki saat geçtikten sonra nihayet ondan özür dilemeye ikna oldum: "Özür dilerim babacım. Sana sormalı ve seni ikna etmeye çalışmalı. Yine de ikna edemezsem kararını uygulamalıydım.”dedim. O kadar öfkeliydi ki sadece “Tamam!” dedi. Ve ancak bir gün sonra sakinleşebildi. Ona bir kilo barış lokumu aldım –güllü lokum-. Ve nihayet aramızda kalıcı sulh tesis olundu.

Kolay değil. Hiç kolay değil. Çocukken zaten kararlarınıza itirazları olmuyor ki siz ilahısınız onların. Lakin yetişkin oldukça işler değişiyor. Bu kez size anlamsız gelen talepler öne çıkmaya başlıyor. Size çocuksu, sorumsuz ya da onların hayatları için işe yaramayacak talepler. Böyle de olsalar önemi yok onlar için. Özgür iradeleri ile istiyorlar. Çocuğunuzu çok iyi tanıyorsanız, isteklerinin arka planındaki ruhsal gerilimleri biliyorsunuz. Mesela eleştiriye uğramamak için yapmak istediklerinden vazgeçebileceğini, kendini gerçekleştirmek arzusunun toplumsal baskı algısı nedeniyle geri çekilebileceği... Ve bunu kırmak için bu kez tersten sürece müdahil olduğunuzda -işte tam orada-ebeveyninizin size yaptığını bu kez çocuğunuza yaparken kendinizi buluyorsunuz. Suçüstü yakalanıyorsunuz yani. Tabii yakalandığınızı bilmek de meselenin farkında olabilmekle ilgili. Herkes bu kadar şanslı değil.

Çocuklarımızın elbette iyiliğini isteyeceğiz. Ama iyiliğini istemenin içimizdeki doyurulmamış arzuların despotluğunda yürüyebileceğini göz önünde bulundurarak. İyilik istemenin arka planını bilerek. İstediğimizin; asıl onların dünyası, arzuları, hedefleri ve varlığını dikkate alması gerektiğini idrak ederek. Son tahlilde, kendimizin değil çocuklarımızın hayatı üzerine konuştuğumuzu ve onların sadece oğlumuz kızımız değil bir başka insan, bağımsız birey olduğunu içselleştirerek. Sürekli istim üzerinde, yaptığınızı sorgulayarak. Bu arada çocuklar dâhil melek şeytan, iyi kötü mutlak ikiliklerine hiç kimseyi ve hiç bir şeyi hapsetmeyerek.

Bir de şu var: Muhavere (ikili konuşma) yani diyalog önemli. Eskiler “Zarf mı mazruf mu?” diye sormuşlar. Mazrufu; kirli, yırtık, özensiz ve aslında saygısız bir zarf ile sunuyorsanız mazruf önemini baştan kaybediyor. Diyalog halinde kalmak ve müzakereyi hiç koparmamak! Ve bunu da zarfı mazruflaştırarak yapmak. Yani samimiyetle. Usulen değil esastan."Bu çocuk, haklı olduğumu nasıl anlamaz!” aymazlığıyla değil."Haklı da olabilirim haksız da! Ama bu o kadar önemli mi? Sahi, ne demek istiyor aslında? Sahiden onu duyabiliyor ve kurduğu cümlelerin arkasında ne var anlayabiliyor muyum?" derinliğiyle.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar
Website Security Test