Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş
Ana Sayfa / 

Murat Kışlalı: ''Kriz, ‘Dağlık Karabağ’ın paylaşılması’ ile bitecek gibi!..''

28.10.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Gazeteci – Yazar Murat Kışlalı, GÖZLEM’in ülke gündemindeki olay ve gelişmelerle ilgili sorularını cevapladı. İşte görüşleri…

GÖZLEM– “Cumhuriyet Bayramı’nı kutlarken, siyasetten ekonomiye, sosyal hayattan iç ve dış büyük sorunlara kadar uzanan” ve de “vatandaşların büyük çoğunluğunu endişelendiren Pandemili, ekonomik krizli, üçte ve dışta gerilimli” bir sürecin içinde yaşıyoruz. Ülkenin bugünleri ve yarınları için iyimser misiniz?

K– Ülkenin geleceği için endişeli olmaya, Atatürk’ün bu ülkeyi kurtarırken ve kurarken yaptıklarını hatırlayarak hakkımız olmadığını düşünüyorum. Atatürk’ün Samsun’a çıktığında ülkenin içinde olduğu bitmişlik, tükenmişlik, umutsuzluk dönemini ve ondan sonra yavaş yavaş, engellerin üstesinden birer birer gelerek her şeye rağmen bu durumdan çıkıldığını bildiğimize göre, ülkenin geleceği için ancak iyimser olabilirim. Atatürk’ün de o süreçte hep aşıladığı, “geleceğe dönük bu ‘Başaracağız’ inancı” idi. Evet kötü bir dönemden geçiyoruz ve belki durum daha da kötüleşecek ancak bu günlerin geçeceğini ve Türkiye’nin hak ettiği Cumhuriyet ilkelerinin yeniden hayata geçirileceği, kayıpların tamir edileceği günleri yaşayacağımıza eminim. Atatürk, yüzyıllardır gerici etkilere açık kalmış bir toplumu 10 yılda çağdaş bir toplum haline getirmek için Cumhuriyet devrimlerini uygulamaya soktu. Bunda büyük ölçüde başarılı oldu ama yüzyıllardır süren bu anlayışın, cahilliğin yerini aklın yoluna bırakması ancak içinde olduğumuz gibi bir dönemi yaşayarak geçtikten, yurttaşların, en azından önemli bir kısmının, bunu görerek yaşamalarından ve özümsemelerinden sonra mümkün olacaktı. Şimdi bu “özümsemenin” sancılarını çekiyoruz. Unutmayın ki, demokrasiyi getiren 1789 Fransız devriminden sonra bile Fransa defalarca kanlı ihtilallere, krallık dönemlerine geri döndü. Onların hem de reforme edilmiş bir dinle 200 yılda gerçekleştirdiklerini, ki hâlâ tam bir demokrasi yaşadıkları söylenemez, 10 yılda bu derecede gerçekleştirmek ancak bu kadar mümkün olurdu. Onun için başta da söylediğim gibi, geleceğe dönük iyimser olmamak en başta Atatürk’e inanmamak anlamına gelir.

GÖZLEM– Pandemi sorunu ve uygulamaları ülke çapında bir kaosa dönüştü. Her kafadan bir ses çıkmaya başladı, “Valiliklere bırakılan yerel tedbirler” ile ilgili olarak, her yerden başka başka uygulama ve yasak haberleri” geliyor. Ama yurt genelinde “Pandemi başlangıcından çok daha ciddi ve endişe verici bir tablonun ortaya çıktığı” resmi ağızlardan açıklanıyor. Nerede eksik yapıldı, nerede hata yapıldı ve ne yapılmalı?

K– En büyük hata Pandemiyi yönetim sürecinde. Maalesef iktidarın kafa yapısı ve vizyonu hep bir algı yönetimi üzerinden işliyor. Gerçek rakamların ve bilgilerin paylaşılmaması ve süreçte bilimin siyasete yön verici bir şekilde kullanılmaması durumu bu noktaya getirdi. Mesele Pandeminin ülkede yaygınlığı kadar bununla ilgili bilgilerin paylaşılmamasında. Yoksa dünyada Türkiye’den daha kötü durumda çok sayıda gelişmiş ülke var, ancak orada böyle bir savrulmuşluk ve panik süreci yaşanmıyor.

GÖZLEM– Azerbaycan Dışişleri Bakanı Ceyhun Bayramov ile Ermenistan Dışişeri Bakanı Zohrab Mnatsakanyan bu defa da “insani ateş kes uygulaması için” ABD Dışişleri bakan yardımcısı Stephen E. Biegun ile bir araya geldiler. Toplantıda “26 Ekim sabahından itibaren 10 Ekim Moskova ateş kes uzlaşmasının kalıcı bir hâle getirme” kararı alındı. Bu karar, iki ülke ile Minsk Grubu Eş Başkanları olan ABD / Rusya / Fransa’nın dışında bir başka ülkenin (Türkiye – İran gibi) masaya oturmayacağını ortaya koydu. Bu ateşkes de “kalıcı” olmadı ve 5 dakikada bozuldu. Bundan sonra ne olabilir?

K– Birincisi Putin liderliğinde başlatılan, ancak kısa sürede bozulan ateşkeslerden ikincisi de ABD’nin girişimiyle başlatıldı. Ancak o ateşkes de uzun sürmedi. Burada en doğru değerlendirmeyi Rus Dış İşleri Bakanı Lavrov yaptı ve “Bence Karabağ’daki temas hattına Rus askeri gözlemcileri sevk etmek doğru olur fakat kararı vermek Bakü ve Erivan’a kalmış” dedi. Sonuçta her iki ülkenin de “ağabeyi” konumunda olan, konuya bir arabulucu olarak nispeten tarafsız bir şekilde yaklaşan ve tarihten dolayı da bir sorumluluğu bulunan Rusya, her iki tarafa da birer gözlem gücü göndererek, ki istese her iki tarafın da kolunu bükerek bunu kabul ettirebilir, ateşkesin devam etmesini sağlayabilir veya en azından kimin bozduğunu tespit edebilirdi. Ancak Rusya her şeye rağmen anlaşmazlığa bir şekilde daha etkin müdahale etme inisiyatifini alma yönünde şimdilik kararlılık göstermiyor. Buna karşın iki taraf da bölgeye uluslararası bir Barış Gücü’nün gönderilmesinin mümkün olabileceğini açıkladı. Bu ABD’nin bölgeye de yerleşmesi anlamına gelebilir ki, bu durum eminim Rusya tarafından arzu edilmeyecek en önemli gelişme olacaktır.

GÖZLEM– Kulislerde “yeni bir görüş” ortaya atıldı, deniyor ki; “Dağlık Karabağ paylaşılacak. Azerbaycan alabileceği kadar toprağı kurtaracak, kalanını da Ermenistan ilhak edecek. Böylece yıllardır süren ‘zaman zaman sıcak çatışmaları da beraberinde getiren’ sorun’ çözülmüş olacak”; ne diyorsunuz?

K– Kısmen bu tür bir gelişme veya bunun bir versiyonunun gerçekleşeceğini düşünüyorum. Rusya’nın daha aktif olarak, önceden de belirttiğim gibi bölgeye bir gözlem gücü göndererek ve tarafları yaptırımlarla tehdit ederek bu çatışmaları sonlandıracak güçte olduğunu düşünüyorum. Bu yola başvurmayıp durumu nispeten kontrollü bir şekilde izliyor olması bende bir süre daha bekleyip, Azerbaycan’ın kaybettiği Karabağ topraklarının bir kısmını geri almasına ve Batı yanlısı Paşinyan’ın biraz ders almasına ve belki bu nedenle iktidardan gitmesine yol açmak istiyor gibi gözüküyor. Ondan sonra her iki taraf da kendi bölgesini ilhak edip uluslararası toplumda tanınmayan Dağlık Karabağ Cumhuriyeti’nin sonunu mu getirir, yoksa bu Cumhuriyet daha küçük bir bölgede var olmaya devam mı eder, onu bilemiyorum.

GÖZLEM– Ülkede Cumhuriyet Bayramı törenlerine bile kısıtlama getirilir, sivil toplum kuruluşlarının yapmak istediği yürüyüşlere ve açık hava toplantılarına izin verilmezken, “sosyal medyada organize olan” bir grup “İstanbul Aksaray’da ‘tekbirler eşliğinde Arapça pankartlar taşıyarak, Özgür Suriye Ordusu bayrakları açarak” eylem yaptı. Cumhuriyet Gazetesi’nin “Cihatçılar” dediği grubun “maske ve sosyal mesafe” tedbirlerine uymadıkları da görüldü. Suriyeli Cihatçı gruplar “böyle organize olurken”, Türk istihbarat birimlerinin haberdar olmaması mümkün mü; neden bu eylemlere karşı yeterli tedbirler alınmıyor?

K– İktidar İdlib’de sıkışmış durumda. Son olarak burada Rusya, ÖSO güçlerine hava saldırısında bulundu ve sanırım 70 kadar kayıp verdirdi. Rusya İdlib’den “terörist” addettiği ÖSO’ya bağlı grupların çıkması, çıkartılması için Türkiye’nin işi sıkı tutmadığını düşünüyor olacak ki daha aktif bir yola başvurmuş gözüküyor. Bu durumda da belki iktidar İdlib’de böyle “iki arada bir derede” kaldığı için yurt içinde bu tür bir gösteri yapmasına olanak tanıyarak ÖSO’nun “gazını almayı” hedeflemiş olabilir. Kaldı ki iktidar ÖSO’yu bir tehdit olarak görmüyor, tam tersine kendisinin Suriye’deki bir uzantısı olarak algılıyor. Dolayısıyla kendi saflarında olan bir grubun gösteri yapmasına niye karşı çıksın ki? İktidarın istemediği gösteri türü, muhalefetten gelen gösteriler ki bunların başında Cumhuriyet bayramlarının kutlanması geliyor “Cumhuriyet Bayramı” törenlerine kısıtlama getiriliyor.

GÖZLEM–Beyazıt Meydanı'nda bir araya gelen çeşitli dernek ve platform üyesi grup, Fransa'da Hz. Muhammed'e hakaret içeren karikatürlerin devlet binalarına yansıtılması ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un açıklamalarına tepki gösterdi. “İstikbal İslamındır" yazılı bir pankart taşıyıp slogan atarak tekbirler getiren grup adına Hasret Yıldırım adlı bir kişi açıklama yaptı. Bu kişi için 15 gün önce “Cübbeli Ahmet Hoca” olarak tanınan İsmailağa cemaatinden Ahmet Mahmut Ünlü “Büyük Provokatör” demişti. Ünlü, Hasret Yıldırım için “Benim yanımda çok dolaştı, ben onu yıllar önce uzaklaştırdım. Sonra merhum Kadir Mısıroğlu'nun yanına takıldı. Şimdi ise Fatih, Çarşamba civarında takılıyor. Bütün kardeşlerimizi bu kişi hakkında uyarıyoruz. Kimse bunu kursuna almasın, derneğinde konuşturma yaptırmasın, ajanvari bir provokasyonluk içerisinde olup Müslümanları birbirine sokmak ve ileriki günlerde başlarını belaya sokmak için elinden geleni ardına koymuyor” diye konuşmuştu, görüşünüz?

K– Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın siyaset yaparken izlediği bir yöntem var. Eğer bir konuda mevcut durumu bir adım öteye taşıyacak ve bundan fayda sağlayacak bir hamle yapmak istiyorsa, çoğunlukla buna imkân tanıyacak şekilde kendine yakın bir “fikri” çevreden bir, tabiri caizse “orta yapılmasını”, bu konuyu ileriye taşıyacak bir açıklama yapılmasını sağlıyor. Biliyorsunuz bu ortaları da en çok MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli yapar. Onun üzerine kendisi, sanki bir ihtiyaç doğmuş gibi değerlendirme yaparak, ortaya atılan bu fikri icraata dönüştürecek veya resmi görüş haline getirecek çerçeveyi çizer. Bahsettiğiniz yapılan açıklamadan sonra Erdoğan, geçen haftanın önemli olaylarından biri olan Fransa Cumhurbaşkanı Macron’a dönük “Macron denilen zatın İslam ile Müslümanlarla derdi nedir? Macron’un zihinsel noktada bir tedaviye ihtiyacı var” çıkışını yaptı. Daha sonra da bunu bir adım ileri taşıyarak, Macron ve Merkel’e hitaben “İslam ve Müslüman düşmanlığı kimi Avrupa ülkelerinde bizzat devlet başkanı seviyesinde teşvik edilen, desteklenen bir politika haline gelmiştir. Buradan sesleniyorum: Siz gerçek manada faşistsiniz. Nazi’nin zincir halkalarısınız” diye konuştu. Kendine göre de bu “özü dış politika ile ilgili olan” konuyu iç siyasete alet edip safları sıkılaştırmış oldu. Ancak öte yandan da, Erdoğan’ın zaman zaman hiç istemediği halde bu tür emrivakilerle, belki kendini de tutamayarak, çünkü “fıtrat”ında var, böyle çıkışlar yaptığını ve “Eğer radikal olacak birisi varsa o da benim” şeklinde ifade edilecek bir ruh halinde olduğunu da düşünmekten kendimi alamıyorum. Bazen, Erdoğan’ı “kışkırtmanın” çok da zor olmadığını düşünüyorum. Özellikle aşırı dinci, radikal kesimlerce.

GÖZLEM– HaberTürk yazarı Fatih Altaylı, bir TV programında “AK Parti diye bir şey olmasa barajı aşacak oyu bile alamazsınız” diyerek CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun görevi bırakması gerektiğini” söylemişti. Altaylı “gelen tepkilerle ilgili olarak “aralarında milletvekillerinin de bulunduğu birçok CHP’liden teşekkür telefonları aldığını” belirterek “Haklılığım her gün biraz daha ortaya çıkıyor. Nezaketine, insanlığına tek kelime edemem Kemal Bey’in ama bu özellikler ve fazlası annemde de var. Ama biliyorum ki, annemden CHP’ye genel başkan olmaz. Çünkü siyasetçi değil. (Yine de Kemal Bey’den daha iyi olabilir). Kemal Bey de siyasetçi değil. Bilmiyor. Beceremiyor” diye yazdı. Ne diyorsunuz?

K– Katılmıyorum. Tam “kahvehane” sohbeti tarzında gerçekleştirilmiş bir “değerlendirme”. Evet Kemal Kılıçdaroğlu daha fazla sahaya inebilir, inmeli. CHP’nin programını da daha fazla ayrıntılandırabilir, bunun halka anlatılmasında daha aktif olabilir. Daha iyi bir işgücü dağılımı yapabilir. Kılıçdaroğlu ile ilgili çok sayıda öneri ve eleştiride bulunulabilir. Ancak bir siyasetçi olmadığını söylemek insafsızlık olur. Siyaset, iktidar olma çabasıdır. Kılıçdaroğlu’nun ve CHP’nin iktidar olma çabası ve buna dönük bir stratejisi vardır: Türkiye’de toplumun şu andaki üçte iki “sağ”, üçte bir “sol” diyelim, içerikli yapısından ötürü, Kılıçdaroğlu CHP’nin, Millet İttifakı’ndaki ortağı İyi Parti ile daha geniş kapsamda “demokrasiden yana olmayanlara” karşı demokrasi cephesini oluşturduklarını ifade ettiği solda HDP, sağda ise Saadet Partisi, Deva Partisi ve Gelecek Partisi ile beraber geniş bir cephe oluşturarak ilk seçimlerde iktidara gelmek.

GÖZLEM– Kulislerde, “Kamuoyu yoklamalarında ‘Cumhur İttifakı’nda düşüş, Millet İttifakı’nda yükselişin olduğu’ ortaya çıkınca, “İYİ Parti’deki partiyi karıştıran olumsuz gelişmelerden sonra, sıraya CHP’nin alınması’ senaryosu sahneye konuyor” iddiaları konuşulmaya başlandı, olabilir mi?

K– Bu senaryolar hep var. Siyasetin özünde bu yatıyor. İktidar, özellikle kendi icraatıyla oylarını arttıramadığını hatta oylarının düştüğünü düşündüğü bu noktada, en azından karşısındaki muhalefet bloğunu çözmeye, çökertmeye çalışıyor. Bunu da her partiyle ilgili ayrı ayrı yöntemler uygulayarak yürütüyor. Bu yöntemlerin işe yaramaması da çoğunlukla muhalefet partilerinin karşı hamlelerine bağlı.

GÖZLEM– İstanbul CHP Milletvekili Gürsel Tekin, Sözcü Gazetesi’ne “Eski Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül’ün parti kuracağı ve Cumhur İttifakı’nı destekleyeceği” yönünde açıklama yaptı. Daha önce de parti kurmaya teşebbüs eden ama yarı yolda vazgeçen Sarıgül’ün “bu defa kurarsa”, partisinin geleceği sizce ne olabilir?

K– Bir defa Cumhur İttifakı’nın içinde yer alırsa bir geleceği olacağını düşünmüyorum. Çünkü orada ortaya sunulacak bir açık alan, katkı payı yok. Öte yandan Tekin’in açıklamalarını da biraz “belaltı vurma” olarak görüyorum. Yeni bir parti çıkıyor. Ne olursa olsun hedefi CHP’nin pastasından da pay almak. Dolayısıyla bu partinin doğmadan önünü kesmek için, biraz “haksız” olacak şekilde bir algı operasyonu yapmak istiyor. Mustafa Sarıgül hakkında herkesin bir fikri olabilir ancak Sözcü Gazetesi’nde yeni hareketleriyle ilgili şunları söyledi: “Üretimi destekleyen, emeğin yanında olan, Cumhuriyetimiz ve Atatürk’ümüzün ilkelerini geliştirip güçlendirecek, evrensel hukuk değerlerine uyacak, bayrağı ve toprağından ayrılmayacak, kadın erkek eşitliğine saygı gösterecek demokratik bir kitle partisine ihtiyaç var. ... İktidar iyi şeyler yapmış olsa parti kurmamıza gerek yok ki. Parti niye kuruyoruz o zaman iktidar çok iyi şeyler yapıyorsa? Böyle bir şey yok. Türkiye’nin iyi yönetilmediğini, dış politikasının doğru olmadığını, ekonomik sıkıntıların yoğunlaştığını, giderek yalnızlaştığını ve evrensel hukuktan uzaklaştığını gördüğümüz için siyasi hareket kuruyoruz.”

Bunlar, “geri dönülmesi zor” ifadeler. Daha sonra aynı gazetede oluşumun Genel Sekreteri eski CHP’li Hasan Aydın da “Cumhuriyetin, Atatürk’ün değerlerini yok sayan hiçbir kimseyle olmadığımız gibi mücadele de ederiz. Cumhuriyet’in değerleri laik sistem yok edildi. Türkiye batıdan koparıldı. Arap dünyasına adapte etmeye çalışıyorlar. Bunlarla birlikte olamayız. Türkiye’de herkes arayış içinde. Gidişattan memnun olmadığımız için yeni yılda yeni partimizi kuru, hızlı bir şekilde hareket edeceğiz” diye konuştu. Bunlar “geri dönülmesi” çok zor ifadeler.

Öte yandan Sarıgül’ün, Sözcü’de “Cumhur İttifakıyla yakınlığınız var mı?” sorusuna “Hiçbir ittifakla yakınlığımız yok. Biz bu konuların konuşulmasını doğru bulmuyoruz” diyerek tam açıklıkla cevap vermemiş olmasını da not etmekte fayda var. Ancak sadece bundan yola çıkarak “Sarıgül Cumhur İttifakı’na katılacak” demek biraz abartılı olur.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar
Website Security Test