Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş
Ana Sayfa / 

Ayvalık, bir dünya markası olabilir

6.11.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Seyahat izlenimlerimi genellikle Myanmar’dan Brezilya’ya, Çin’den Rusya’ya, Fas’tan Ürdün’e, Güney Afrika’dan Fransa’ya iş görüşmeleri için gezdiğim dünyanın dört bir köşesi için yazıyorum.

Onları, “Yaşam, Bir Seyahattir: Seyyah Diplomat” kitabımda topladım, yakında Destek Yayınlarından çıkacak.

Ülkemiz ile ilgili çok sayıda ve kaliteli seyahat yazısı okuduğum için genellikle yerel üzerine kalem oynatmaktan uzak durmayı tercih ediyorum.

Ama bu defa Ayvalık ve onun yavrusu Cunda bir istisna olacak. Çünkü geçtiğimiz hafta sonu önceden planlanmamış bir seyahat yaptım İstanbul’dan üç, İzmir’den bir saat mesafedeki bu beldemize. Ve de büyük hayranlık duyduğum Ayvalık’ın neden bir dünya mirası, markası olması gerektiği konusunda kafamdaki düşünce berraklaştı.

*

Tarih boyunca Cunda’nın hep bir ağırlığı olmuş Ege’de. İlginçtir, 18. yüzyılda Osmanlı’dan özerklik almış, büyük bir şehir olmamasına rağmen 5 yabancı konsolosluğa ev sahipliği yapmış. Kurtuluş Savaşı sırasında işgalcilere ilk asker kurşunu burada sıkılmış (adanın diğer adı olan Alibey de tetiğin arkasındaki isim) ve böylece Yunan ordusuna Anadolu’da ilk direniş burada başlamış.

Antik çağda yabani ayva anlamına gelen Kidonia ismiyle anılan Ayvalık gerçekten de ‘Kuzey Ege’nin Kalbi.’ Tarihi Rum Evleri, ünlü Sarımlı Plajı, Cunda Adası, Şeytan Sofrası, tarihi cami ve kiliseleri ile ufak ama kültür zenginliğimizin en yoğun yaşandığı bölgelerden birisi.

Antik Yunanda “mis kokulu” imiş Ayvalık’ın o zamanki isminin anlamı. Kimin “zihni fikir” projesi ise bu isim bilemiyorum ama bu kente mis koku yakışıyor, çünkü zeytininden, suyundan, oksijen deposu havasından, mezelerinden, florasından fışkırıyor hala o güzel koku.

*

Ayvalık deyince benim aklıma ilk zeytin geliyor.

Binlerce yıllık medeniyetin en güzel meyvesi. Hatta kentin logosu haline getirilmiş. Erken zeytinyağının mimarlarından Rengin Suar’ı mutlaka dinleyin. Büyük bir tutkuyla zeytin üreticilerine destek veriyor, ürünlerini satın alıyor, soğuk sıkımla zeytinyağına dönüştürüyor, uluslararası kalitede markalaştırıp piyasaya sunuyor.

UNESCO dünya mirası listesine girmek üzere İtalya İspanya ve Yunanistan’a karşı savaşarak zeytin simgesi uluslararasılaştırılıyor. Belediye Başkan Yardımcısı Günay Benli, Cunda’nın en özgün ve leziz mutfağı olan Bay Nihat’ta bize bu çabalarını anlatıyor heyecanla, eşi ile birlikte. Paris’teki UNESCO Daimi Temsilciliğindeki diplomatımız Berlan Pars Alan da Ayvalık’ı uluslararası lige çıkartmak için özel çaba gösteriyor.

Cunda deyince de Despot Ev (ve harabe iken ona hayatiyet kazandıran enerji ve maden sektöründe güçlü işadamı İsmail Polat ile eşi İncifer Polat), gurmelerin ilk durağı Bay Nihat Lokantası, Ziya Bey Konağı’nın yöneticisi, zevkli yaşam mimarı Hüseyin Deniz, Taş Kahve, Rahmi Koç müzesi, Muhtar Kent'in babası için yaptırdığı kütüphane aklıma geliyor.

*

Ayvalık Belediye Başkanı Mesut Ergin, daha önce Küçükkuyu da belediye başkanı imiş. Son seçimde son derece güçlü Cumhur ve Milli İttifakları geride bırakarak seçilmiş yeni görevine geçmişteki etkileyici performansı sayesinde.

Ayvalık’ı dünya markası yapma konusunda ısrarlı, bu yönde projeler geliştirilmesine liderlik yapıyor.

Sohbetimiz sırasında Ayvalık’ın daha etkin tanıtımı, kaliteli ziyaretçi, yatırımcı, gurme ve sanatsever çekecek şekilde neler yapmak istediklerini anlattı. Yetkin bir ekibi var.

Ayvalık’taki vizyoner yerel liderler, profesyonel destek de alıp, kenti ve köylerini dünya haritasına köklü bir program çerçevesinde yerleştirmeye, Ayvalık markasını yaymaya kararlı.

Hepimiz Ayvalık’ın bu iddialı hedeflerini desteklemek için yardımcı olmalıyız.

 

Provence çocuklarını iyi besliyor

Peter Mayles’in 1990’da yayımlanan “Provence’da Bir Yıl” kitabının inanılmaz başarısından bu yana dünyanın her köşesinden turistler bu İngiliz yazarın yarattığı karakterlerin izinde bölgeyi karış karış geziyorlar.

Okuyanlar hatırlayacaktır, Luberon’un küçük köylerinden Cabrières, Bonnieux ve Bioux’daki gerçek karakterler tasvir ediliyor. Fransa’nın kavun başkenti Cavaillon’un pazar tezgâhları arasında ya da şair René Char’ın doğum yeri (dünyanın en iyi antikalarını da bulabileceğiniz) Islesurla-Sorgue’da Provence insanları, karalamaktan çok kızdırmak için, birbirlerine takma isimleri ile hitap ediyorlar. Domateslere de “aşk elmaları” deniliyor. Provence, Akdeniz’den uzaklaştıkça, Manosque Bölgesi’nin evladı Jean Giono’nun doğudaki kasabası ile birleşiyor.

17’inci yüzyılda Jean Racine, Jean de la Fontaine’e yazdığı mektupta şöyle diyordu: “İnsanlar burada tereyağı yerine zeytinyağı kullanıyor. Bu değişimden korktum. Ancak bugün soslarda onu bir parça tattım ve doğrusunu söylemek gerekirse, bundan daha iyi bir şey düşünemiyorum”.

Provence, gerçekten de çocuklarını çok iyi besliyor.

*

İnsanların burada yüzyılın üzerinde yaşaması alışılmadık bir şey değil. Bilimsel incelemeler, zeytinyağı ve balık tadanları belli kar- diyovaskülar hastalıklardan koruyan Akdeniz mutfağının yararlı etkilerine işaret ediyorlar. Balık, kuzu, domates, kabak ve patlıcan ve bunların kekik, nane, acı biber, safran, sarımsak gibi aromatik bitki ve baharatlarla karıştırılması sonucu ortaya muazzam lezzette yemekler çıkıyor.

Provence’in geleceği Akdeniz’e bağlı. Deniz kıyısında olmasının avantajlarını Provence iyi kullanıyor, ileri teknoloji geliştirme merkezi olmanın yöntemlerini iyi biliyor. Marsilya Provence Havaalanı’na inerken mavi deniz, beyaz tepeler, yeşil doğa sarıyor sizi. Batı kesimlerinde Fos Körfezi’nden Berre Golü’nün kıyılarına kadar uzanan bir mekânda muazzam sanayi tesisleri, fabrikalar, hangarlar, tren, tanker ve kamyon konvoyları...

Kartpostallardaki güneşli kumsal ve yeşil, mavi ovalardan çok farklı bir endüstriyel Provence gözünüzü önünde uzanıyor.

*

Monaco, bir kez ziyaret edildikten sonra bir daha uğramayı isteyeceğiniz yerlerden değil. Belki de Nice-Monaco arasındaki eşsiz doğa güzelliğini görmek için son durak olarak uğranılabilir. Ancak fazla da abartılacak bir yönü yok vergi kaçırmak isteyenlerin cenneti, her şeyin ateş pahası olduğu bu minik kent devletinin.

Monaco’da hayatının en zevkli işini yapan Pierre ile akşam yemeği sırasında tanıştık. Öyküsü içimizi ısıttı. Malum, dünyanın dört bir tarafından zengin iş adamları, sanatçılar, mafya babaları Rivyera kıyılarını mesken tutmuş vaziyetteler. Pahalı zevkleri var bu insan- ların. Elleri ceplerinden çıkmıyor. Çoğu ya son model spor araba ya da antika araba koleksiyoneri. Yılın sadece sınırlı bölümünü güneyde geçirdiklerinden yılın geri kalan bölümünde arabalarının bakımlarını yaptıracak, zaman zaman bölgenin hoş yollarında on- ları kullanarak “paslanmalarını önleyecek” birisine ihtiyaçları var. Güvenecekleri, iş bitirici birisi.

İşte Pierre’in işi bu. Rüyasında göremeyeceği arabaların sırtında sürekli. Bu iş için de hayli dolgun bir maaş alıyormuş.

*

St. Rémy de Provence, güneye inildiğinde görülecek yerlerin başında geliyor. Uzes’ten oraya antika dükkanları gezmeye gittik iki saatlik bir araba yolculuğuyla. Dolaşırken sokaklarında kafam gerilere, taa 1500’li yılların başına gitti. Michael Nostradamus, bu kentte doğmuş. Sonra St. Remy’nin yaklaşık 70 km güneybatısındaki Montpellier’de tıp tahsili görmüş ̧. 22 yasında iken 1525’de Doktor Nostradamus o dönemde hummaya tutulmuş hastalarını tedaviye başlamış. Öylesine yaratıcı ve becerikliymiş ki en zor hastaları bile başarıyla tedavi ettiği için büyük şöhrete kavuşmuş.

Bizim tanıdığımız, gelecek bilimcisi (“modern falcı”) Nostradamus 1550’de Salonde Provence’a taşınarak dört satırlık şiirsel anlatımlı öngörüler kaleme almaya başlamış. 1555’de “Yüzyıllar” başlıklı eserini yayımlamış. Bu kitapta tam 900 “öngörü” anlatılıyor. Zamanından dünyanın sonuna kadar geçecek sürede meydana geleceğine inandığı olayların tasvirleri.

Unutmadan söyleyelim, Nostradamus’a göre dünyanın sonu 3797 yılında geliyor. Önümüzde daha çok vaktimiz var; telaşa gerek yok! Kitap o kadar tutuyor ki üç yıl sonra genişletilmiş yeni bir baskısını hazırlıyor.

“Öngörüler”den bazıları son derece açık ancak çoğu nasıl okuyup yorumladığınıza göre değişebiliyor. Latince, İbranice ve Portekizceyi de yaygın şekilde kullandığı, spesifik tarihlerden kaçındığı, olayları bir tarih dizinine göre anlatmadığı için yorumsuz Nostradamus’u okumak mümkün değil.

Doğru çıktığına inanılan bazı öngörüleri arasında; sadece iki yüzyıl sonra meydana gelen Fransız Devrimi’nin detayları, 17’inci yüzyıldaki Büyük Londra Yangını, Hitler ve İkinci Dünya Savaşı ve birçok Avrupa monarşilerinin yükselişi düşüşü de var.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar
Website Security Test