Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş
Ana Sayfa / 

Yeni bir hikâye yazmak

27.11.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Hepimizin bir hikâyesi var.

Kimi heyecanlı, “başarı” sayılan adımlar ile dolu; nefes nefese izlenen, rengârenk, cesur, sevgi ve aşk yüklü. Kimisi tembel adımlar ile yavaş akan; hedefsiz, ruhsuz, bitkin, riskli, sevgiden, inançtan yoksun. Kimisi de her ikisinin karışımı, ne çok güzel ne de çok kötü.

Ülkelerin de böyle hikâyeleri oluyor. İyi hikâye tasarlayan, icra eden zirveleri zorluyor, kötüleri ise bulunduğu yerde sayıyor, ilerlemenin nimetlerinden yararlanamıyor.

Türkiye, ne yazık ki son yıllarda iyi hikâye yazamıyor. Yazılan hikâyelerine içeride ve dışarıda yeterince güven yok.

Ekonominin kırılganlığı arttı, jeopolitik riskleri yüksek, insanlarının morali düşük, eğitim sistemi geriliyor, gençler ve yerli sermaye daha güvenli gördükleri ülkelere kaçıyor. Teknolojide ismi okunmuyor. Dış politika içeriye dönük oynanıyor, diplomasi dili, stratejik menfaatler, uzun vadeli yaklaşım, küresel saygınlık, yaratıcı diplomasi, insan sermayesi ve akıllı liderlik pek göze çarpmıyor.

İnsanlar arası iletişimin, siyasetin, iş dünyasının, edebiyatın, sanatın dili eskisi kadar nüktedan, hoş, saygılı değil. Aslında pek de parlak olmayan yakın geçmişe bile nostalji artıyor. Sonrasında gelen liderler aynı devrimci ruhu, icraatı, liderliği, karizmayı, uzak görüşlülüğü gösteremediği, dahası onu aşamadığı için olsa gerek bu ülkenin en önemli değeri Mustafa Kemal Atatürk’e bizden ayrılışını izleyen 82 yıldır hala özlem dinmiyor, daha da büyüyor.

Deprem korkusu yeniden baş gösterdi, yeterince hazırlıklı olmadığımızı biliyoruz. Sel felaketleri durmak bilmiyor, madenler, enerji tesisleri, altyapı inşaatları, konut alanları doğayı katlediyor. Covid-19 salgını, tüm dünyada olduğu gibi bizde de aldı başını gidiyor.

*

Üstelik tüm bunlar, dünyanın süratli yeni bir dönüşüm sürecine girdiği dönemde yaşanıyor. Kartlar yeniden karılıyor; doğru yerde, doğru zamanda, doğru kararlar ileride nerede olacağımızı belirleyecek. Tarihte fırsat penceresinin açıldığı nadir zamanlarda yaşıyoruz.

Onun için Türkiye’nin yeni bir başarı hikâyesini yazması, fırsat trenini kaçırmaması için harekete geçmesi zamanı geldi, geçiyor.

Dünyanın en büyük ilk 20 ekonomisi arasında yer alan Çin’den Almanya’ya, Rusya’dan Suudi Arabistan’a geniş coğrafyanın en önemli bölgesel gücü olan, insan sermayesi, coğrafi, tarihi ve kültürel hinterlandı inanılmaz üstünlükler sunan bu ülkenin aslında yepyeni bir hikaye yaratması için her türlü malzeme var.

İş, yağ, şeker ve unu dozajında harmanlayıp pişirerek helva yapmakta düğümleniyor.

*

Özellikle dış borçların geri ödenmesinde yaşanan güçlükler, yeni fonlara erişimin imkânsız olması ya da maliyetinin yükselmesi, işsizliğin tırmanması, Merkez Bankası rezervlerinin erimesi, yaptırım tehditlerinin artması, hane halkının gelirlerinin ve tasarruflarının aşınması hükümeti ekonomide acilen yeni bir zemine yönelmeye, güven duyulmayan mevcut hikâyesini değiştirmeye zorladı.

Geçmiş ile bağı kopartarak ekonomide yeni bir başlangıca imkân vermek amacıyla Hazine ve Maliye Bakanı, Merkez Bankası başkanı değişti, yerlerine piyasalara güven vereceği düşünülen, liyakat bakımından nispeten daha donanımlı şahsiyetler getirildi. Reel faiz, Merkez Bankası bağımsızlığı konularında beklenen gecikmiş adımlar atıldı. Dilerim, yapısal reformlar ve güven arttıracak adımlar ile de desteklenir bu yeni hikâye.

*

Şimdi sırada gerçek anlamda, kozmetik olmayan adalet ve hukukun üstünlüğünü tesis edecek, yargının, medyanın bağımsızlığını perçinleyecek “olmazsa olmaz” adımlar var.  Bu alanlarda da bazı olumlu işaretler geliyor.

Dahası, ekonominin dümeninde ekip ve politika değişiminin kısa sürede yarattığı nisbi olumlu sonuçlar “acaba benzeri bir ekip ve politika değişim rüzgârı ile dış politikada da yaşanır mı?” sorusunu akla getiriyor.

Müslüman Kardeşler saplantısı, ümmetçi dış politika, her vesileyle askeri kasları gösterme, sert söylemler yerine yeniden özellikle AK Parti’nin ilk iki iktidar döneminde somut sonuçlar yaratmış olan “kararlı ama yumuşak bölgesel güç” diplomasisine geri dönüş mümkün olur mu?

Doğu Akdeniz’de, Körfez’de, Irak ve Suriye’de, Rusya, Çin, ABD ve AB ile ilişkilerde “kazan-kazan” menfaat dengesini, stratejik angajmanları, ekonomik, kültürel ve spor diplomasisini öne çıkartmak ne getirir ne götürür üzerine fikir jimnastiğini hızlandırmak gerekiyor.

*

Eski hikâyeleri önünden, arkasından, yanından “kes-yapıştır” yöntemiyle değiştirmek çok zor, inandırıcılığı zayıf. Boşa kürek sallamanın ötesine gitmez.

Bu yüzden, Cumhurbaşkanının yönetişim konusundaki yetki ve anlayışı ile başlayarak ekonomide, dış politikada, güvenlikte, eğitimde, teknolojide, finansta, enerjide, tanıtımda lafta değil gerçekte yeni bir hikâye yaratılması yaşamsal önemde.

Aksi taktirde, yeni arayışlar, erken seçim çağrıları gündemi meşgul etmeye devam edecektir; taa ki yeni hikaye yazabilecek, bunun icrası için gerçekçi alternatifler ortaya koyabilecek bir iktidar seçeneği belirene kadar.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar
Website Security Test