Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş
Ana Sayfa / 

2021, Umutların gerçekleştiği bir yıl olabilir mi?..

31.12.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Değerli okurlarım bütün bu karamsarlık ortamına karşın doğrusu ben 2021’den umutluyum. Tabi on yıllardır süren eski klişelerin terkedilip, rasyonal davranışların hakim olması şartı ile!

Öncelikle sorunumuzu kısaca görelim! Türkiye 1940’lı yıllardan bu yana ciddi döviz darboğazları ile karşılaştı. Her dar boğaz hem ekonomik krizlere neden oldu hem de sonuçta radikal siyasi değişimler ve/veya darbelerle sonuçlandı.

1950 seçimlerinde tek parti hükümetinin devrilmesi, 1960 Devrimi, 1970 -71 askeri müdahalesi, 1980 ihtilali Türkiye'nin dövizsiz kaldığı, ‘’70 sente muhtaç’’ olduğu yılların ardından gelen gelişmelerdir.

Okuyucularımı rakamlara boğmadan söyleyeyim ki, 1960 yıllarda %7 büyümeyi hedefleyen 5 yıllık planlar döviz olduğu yıllarda bu hedefi tutturdu. Ancak, dövizsiz kalınan dönemlerde hedefin çok altında kalındı. Bu günlere geldiğimizde Türkiye %5’e indirdiği büyüme hedefinin bile çok altında performans gösteriyor.

Türkiye’nin ithalatının çok önemli bir bölümü hammadde ve yarı mamul olarak üretimde kullanılan girdiler oluşturuyor. Bu girdilerin gerektirdiği dövizi karşılayacak ihracatı gerçekleştirmekte zorlanınca üretim yavaşlamakta, işsizlik artmakta ve tüketim harcamaları da azalmakta, büyüme küçülmeye dönüşmekte.

Türkiye bu krizleri sıcak paraya her dönem daha yüksek faizler vererek aşma yolunu seçti. Bu yöntem döviz kurlarını aşağıya çekip ithalatı ucuzlattı. TL’yi ve Türk ihraç ürünlerini de pahalandırarak dış açıkları büyüttü. Sonuçta krizlerden krizlere sürüklendik.

Ancak doğru kararlarla bu krizli dönem, umutların gerçekleşeceği bir fırsat ortamına dönüşebilir.

Bu gün hangi önlemler Türkiyeyi yeniden düzlüğe çıkarabilir? Yapılacak ilk iş yüksek faiz ile, sıcak para ve borç arama yöntemlerinden vaz geçmek olmalı. Varlık satışı ile döviz açığını kapamak çabası da kısa zamanda geri tepecek bir silahtır.

NE YAPMALIYIZ?….

Ekonomi anlaşılması zor bir ilişkiler yumağı. Önerdiğim önlemlerden anlam çıkarmak zor olabilir. Mümkün olduğunca net olmaya çalışacağım.
Ne yapılması gerektiğini sıralarsak:

1. Dövizimizi sıcak para ile değil, ihracatla ve iç üretim ile sağlamakta kararlı davranmalıyız. Bunu yapmanın kısa vadeli yolu Türk Lirasının ucuz, dövizin ise ihracatı özendirecek, ithalatı caydıracak seviyede yüksek tutulmasıdır. İhracatçı ihracat yaptığı tarihten sonra dövizin ucuzlamasından etkilenmeyeceğinden ve Merkez Bankası’nın ihracatçının dövizi yurda geldiğinde onu ihraç tarihindeki kurdan bozacağından emin olmalıdır.
2. Yerli üretim için en önemli teşvik, kurları düşük tutmaya çalışarak ithalatı ucuzlatmaktan vazgeçilmesidir. İhracatı teşvik eden yüksek kur, yerli sanayiye girdi üretecek şirketlerimize de de yabancı ürünlerle rekabet olanağı sağlayacaktır.
3. Rekabetçi kur politikası tarım ve tarıma dayalı ürünlerimize de ithalat ve ihracat rakipleri karşısında dayanıklılık ve rekabet gücü sağlayarak daha yüksek üretim seviyelerine ulaşmalarına olanak verir.
4. Merkez Bankası’nın yaptırdığı bir araştırmaya göre Kasım 2020 itibarı ile Türk sanayiinde atıl kapasite %25 seviyesinde. Ancak bu araştırma, faaliyetine tamamen ara vermiş/durdurmuş şirketlerin sıfırlanmış kapasitelerini dikkate almamış. Benim tahminim Türkiye’de talep olması halinde derhal üretime başlayabilecek boş kapasite %30’un üzerinde. Tarım ise zaten gerek dövizin ucuz(=TL’nin pahalı) olması, gerek on yılardır süre gelen ihmal edilmiştik, gerekse büyük sübvansiyonlarla desteklenen ABD ve AB tarım sektörünün rekabet baskısı ile potansiyelinin çok altında üretim yapmakta.
5. Bu atıl kapasitelerin hiç olmazsa yarısı, sadece döviz kurunun üreticilere rekabet olanağı vermesi ile, süratle üretime ve ihracata girebilir. Dış ticaret fazlası vermek için yapısal reformları ya da teknolojik atılımları beklemeye gerek yoktur. Aksine yapılacak ekonomik reformlar ve teknolojik atılımlar elde edilecek döviz fazlası ile yapılacaktır.
6. Türkiye’nin GSMH’sı 800 milyar dolar mertebesindedir. Yeni kur politikası ile atıl kapasitelerin devreye alınması sonucu, GSMH’nın %10’u kadar(80 milyar dolar) bir getiri elde edilebilir. Bu getiri ihracatın artması ve ithalatın yerli üretimle ikame edilmesiyle sağlanacaktır. Diğer bir deyişle hiç bir yeni yatırım ve reform beklenmeden, kısa sürede mevcut imkanlarımızla yılda 80 milyar dolar mertebesinde bir artı döviz ortaya çıkabilecektir. Bunun %50’sinin ithalat ikamesinden, %50’sinin de ihracattan sağlanacağı varsayılsa, ihracatımızın yılda 40 milyar (ayda 3,3 milyar) dolar artması söz konusudur.
7. Sorulması gereken soru, Covid’in etkisi devam ederken dünya ticaret hacmi bu ilave ihracatı absorbe edebilir mi? Dünya Ticaret Örgütü verilerine göre global ticaretin hacmi 20 trilyon dolar mertebesinde. Türkiye için söz konusu olacak 40 milyar dolarlık artış dünya ticaret hacminin sadece binde 2’si. Bu kolayca büyük bir çabaya ihtiyaç göstermeden satılabilecek bir miktar. Türkiye’nin 2020 yılı Ocak-Ekim dönemi aylık ortalama ihracatı 13,6 milyar dolar. Söz konusu olan bunun 16,9 milyara çıkarılması. Türkiye bu yıl içinde bile bu hedefi aşan ihracat rakamlarına ulaştı. Örneğin Ekim 2020 ihracatımız 17 milyar doların üzerinde.
8. Ayrıca, Covid pandemisi ile yapılan mücadelenin hızla sonuç vereceği bir dönemin habercisi olan etkili aşılar artık uygulama aşamasında. 2021’de Covid vakalarının hızlı bir biçimde düşmesi de dünya ticaretinde sıçramaya neden olabilecek. Bu nedenle söz konusu ihracat hedefleri gözde büyütülmemeli.
9. Ortalama Aylık İthalat rakamımız ise 2020 Ocak Ekim döneminde 17,6 milyar dolar. Bunun da yapılacak 3,3 milyar dolarlık yerli üretim ve ithal ikamesi ile, 14.3 milyar dolara indirilmesi baş edilemeyecek bir hedef değil. Bu başarıldığında ithalattan kaynaklanan döviz tasarrufu da 40 milyar dolar mertebesinde gerçekleşecek.
10. Türkiye’nin cari açığı ise 2020 yılı Ocak-Ekim döneminde, yani 10 ayda, 31,1 milyar dolar mertebesinde gerçekleşti. Ayda 3,1 milyar dolar olan açık son 2 ayda 6,2 milyar dolar arttğı takdirde yılda 37,3 milyara ulaşacak. Bu durumda yılda 37,5 milyar dolar cari açık veren Türkiye, (80-37,5=)42,5 milyar dolar cari fazla vermiş olacak.
11. Kalıcı biçimde böyle bir cari fazla veren ve bu fazlayı yapacağı ekonomik, sosyal ve siyasi reformlara nasıl harcayacağını açıklayan bir Türkiye’nin ticari ve siyasi itibarı süratle artacak ve uluslararası ilişkilerinde ciddi bir düzelme olabilecektir.
12. Son olarak bu düzelme sonucu ülkeye gelmeye başlayacak global kısa vadeli fonların, yani sıcak paranın, döviz dengelerini alt üst ederek, kurları aşağıya çekip, TL’yi pahalandırarak, yeniden dış ticaret ve cari açıklara neden olması nasıl önlenecek? Bu konuda ben uzun süredir ‘’Sermaye Piyasaları İstikrar Fonu’’ adı altında bir fonun Merkez Bankasınca kurulup yönetim kurulunun da Merkez Bankası Başkanına ilaveten 5 büyük bankanın genel müdürlerinden oluşmasını öneriyorum. Ülkeye gelen spekülatif, kısa vadeli dövizlerin bu fon tarafından satın alınıp sadece döviz olarak ABD, Japonya, AB ülkeleri tahvilleri gibi sağlam enstrumanlarda değerlendirilmesini, ithalata yönlendirilmemesini, fondaki dövizlerin nasıl değerlendirildiğin günlük ve haftalık bultenlerle açıklanmasını öneriyorum. Böylelikle sıcak para ne Türkiye piyasalarında kargaşaya ne de kurları aşağı çekerek yeni cari açıklara neden olmayacaktır. Türkiye de kredi ve sıcak para peşinde büyük bankaların kapısında fahiş faizlerle kredi dilenir durumlara düşmeyecektir.

***
Doğru kararların alınması ile 2021 Türkiye’nin ''dış açık-borç-faiz'' sarmalından kurtulacağı yıl olabilir.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar
Website Security Test