Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş
Ana Sayfa / 

Murat Kışlalı: “Biden, Türkiye için 3 büyük sorumla geldi!..”

23.1.2021
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Gazeteci – Yazar Murat Kışlalı, GÖZLEM’in Dünya ve Türkiye gündemindeki “önemli” gelişmeler ile ilgili sorularını cevapladı.

Gazeteci – Yazar Murat Kışlalı, GÖZLEM’in Dünya ve Türkiye gündemindeki “önemli” gelişmeler ile ilgili sorularını cevapladı. ABD’de başkanlığı devralan Jeo Biden yönetiminin Türkiye politikaları, gazeteci ve siyasetçilere yönelik saldırılar, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Cumhur İttifakı’nı genişletmeye yönelik girişimleri, erken seçim tartışmaları hakkında açıklamalarda bulundu. İşte görüşleri…

GÖZLEM – Yemin ederek göreve başlayan ABD’nin 46’ncı Başkanı Biden’in “Dışişleri Bakanlığına atayacağı” Antony Blinken, Senato Dışişleri Komitesi’ndeki konuşmasında “S-400’ler nedeniyle Türkiye’ye daha fazla yaptırım uygulanabileceğini” söyleyerek "Stratejik, yani ‘sözde stratejik’ bir ortağımızın en büyük stratejik rakiplerimizden biri olan Rusya ile aynı çizgide olması kabul edilemez" dedi. Görüşünüz?

K – ABD ile Türkiye arasında gözle görülür üç konuda çok ciddi bir mesafe ve çatışma var. Bunlardan ilki Amerika’nın her seferinde dile getirdiği ve yaptırım konusu olarak gündemde tuttuğu S-400’ler konusu. Bu halihazırda zaten yaptırım konusu, buna karşın Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan son olarak yine, daha ilk aldıklarını faaliyete geçirmeden Rusya’dan yeni S-400’ler almak için ikinci paket görüşmesinin sürdüğünü açıkladı. Hatta F-35’lere ciddi ölçüde para ödenmesine karşın teslim edilmediğini hatırlatarak “Biden yönetiminin buna ne diyeceğini biz bilmiyoruz, ama savunma adımlarımızı bir yerlerden izin alarak atamayız. Biden’in görevi üslenmesi ile birlikte görüşmeleri yaptıktan sonra çok daha olumlu adımları atar, bunları da yoluna koyarız” diye konuştu. Belki Erdoğan ikinci tur görüşmelerini elinde pazarlık kozu olarak tutuyor, bir noktada “Tamam ikinci turdan vazgeçiyoruz, ama siz de ilk turu sorun etmeyi bırakın” demeyi düşünüyor ama ABD’nin böyle taktiklere paye vereceğini sanmıyorum. İkinci konu; Ege olsun, Doğu Akdeniz olsun, Yunanistan ile yaşanan çatışmalarda, AB ve Yunanistan tarafında olması. Özellikle Biden’in, Trump’ın aksine, kurumsal ilişkileri güçlendireceği açıklamalarından sonra ABD ile AB’nin yakınlaşması bekleniyor. AB zaten şubatta NATO zirvesi kapsamında ABD yönetimi ile bir araya gelecek ve Türkiye’ye ilişkin yaptırımların mahiyeti o zirve sonrası iyice ortaya çıkacak. İktidarın, Antalya Körfezi’nde sismik arama gemisi Oruç Reis’i sahile yaklaştırarak geri adım atması sonrası Yunanistan Dışişleri Bakanı Nikos Dendias’ın “Girit’in doğusunda da karasularımızı genişletmeyi planlıyoruz” açıklaması da, Yunanistan’ın burada tansiyonu daha yükselteceğini ortaya koyuyor. Üçüncü konu ise ABD’nin Kuzey Irak ve Suriye’de bir Kürt devleti oluşumuna dönük faaliyetleri. ABD bu çabasından da vazgeçmeyecek ve Biden’in ABD’nin Ortadoğu politikaları konusunda, iş adamı gibi düşünen çeşitli seferler ABD’nin bölgedeki mevcudiyetini azaltması gerektiğini ifade eden Trump’a göre daha keskin bir politika yürüteceğini düşünüyorum. Bunlara ek olarak Trump’un zaaflarını da içeren ve Erdoğan ile kişisel yakınlıklarıyla sürdürdükleri diyalogdan mahrum kalınacak yeni dönemde, bu konuların Biden yönetimiyle birlikte daha büyük sorunlara neden olacağı kesin gibi.

GÖZLEM – “Milliyetçi – Muhafazakar” bir siyasetçi ile iki gazetecinin art arta saldırıya uğramasını ve bu saldırılar konusunda MHP üst düzey yöneticilerinin “kınama” yerine “Bu hareketin delileri çoktur / 3 Yumruk için kıyameti koparıyorlar / Dönekler” ve benzeri şekildeki açıklamalarını nasıl yorumluyorsunuz?

K – Cumhurbaşkanı Erdoğan Cumhur İttifakı’nın oylarındaki düşüş ve kendi oylarının da yüzde 50+1’i bulamıyor olduğunun verdiği kaygıyla yeni arayışlara girdi. Bunların içinde Cumhur İttifakı’nın veya ittifakların öneminin azalacağı değişik seçim yöntemlerinin ve ittifakların gündeme gelmesi de var. Bu tür olasılıkların gerçekleşmesi durumunda MHP’nin iktidar için önemi ciddi biçimde azalabilir. Bu tehlikeyi gören MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli hem iç siyasette, hem de kişisel anlamda kutuplaşmayı ve gerginliği arttıracak, arttırmasa da devam ettirecek çıkışlarda bulunuyor. Muhalif olduğu dönemlerde tabanına ilişkin çok yumuşak mesajlar veren, çoğu zaman tabanını yatıştırıp, sokağa çıkmasını engelleyen ve hatta bu tür mesajlarından dolayı kendi içinde de “Kurdu kuzulaştırdı” şeklinde eleştirilen Bahçeli, şimdi özellikle CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na karşı Alaattin Çakıcı’ya verdiği “Dava arkadaşımızdır” desteğinden sonra bu tür kutuplaşma ve gerilimleri, biraz da can havliyle, beka derdiyle olsa gerek, arttırmaya yöneldi. Kendisi çizgiyi çekince de, beraberindekiler, kendi lisanlarına ve jargonlarına göre, “durumdan vaziyet” çıkarıyorlar.

GÖZLEM – Anayasasında “demokratik hukuk devleti” yazan bir ülkede, Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanı’na linç teşebbüsünden başlayarak muhalefet partilerine mensup siyasetçilere ve muhalif gazetecilere karşı yapılan saldırılarda bugüne kadar “1 tanesinden bile adalet önünde kesin sonuç alınamamış olması” sizce ne anlama geliyor? Caydırıcı bir tablo ortaya çıkmazsa, saldırıların önü alınabilir mi?

K – Bunda şaşılacak bir şey yok. Amaç saldırıların önünün alınması değil ki verilecek cezalarla ortaya caydırıcı bir tablo çıksın. Bilakis saldırıların önü alınmayarak ve tek bir elle tutulur ceza verilmeyerek, muhalefete gözdağı veriliyor. Sindirilmeye çalışılıyor. Bu strateji de sadece iktidarın küçük ortağı aracılığıyla değil, bilhassa başta görevi ülkenin tüm yurttaşlarının can güvenliğini sağlamak olan İç İşleri Bakanı olmak üzere; yargı, polis iktidarın elinde bulundurduğu tüm kaynak ve olanaklarıyla yürütülüyor.

GÖZLEM – “Kadınlara karşı işlenen suçlarda” medyanın “TV Anayasası ve kanunlarına göre ‘medeni nikahı olmayan’ kadın ve erkekler için, ‘imam nikahlı / dini nikahlı’ diyerek ‘evli’ nitelemesi yapmayı alışkanlık hâline getirmesi” konusunda görüşünüz?

K – Bunun iki amacı var. Birincisi dinci medyası ve bunun peşine takılan etki altındaki genel olarak “yandaş” dediğimiz medya, resmi olarak evlenmemiş de olsa birlikte yaşayanları “imam/dini nikahlı” olarak tabirleyerek, ülkenin muhafazakarlaşmaya, dincileşmeye yönelişini teyit etmeyi hedefliyor. İkincisi de kadın ile kocası ya da erkek arkadaşı arasında resmi olmasa da “dini” bir bağ olduğunun altını çizerek kocanın veya erkek arkadaşının kadına yönelik şiddetini mazur göstermeye çalışıyor.

GÖZLEM - Wall Street Journal Gazetesi “başkanlığı sona eren” Trump’ın Patriot Party / Vatansever Parti” adıyla yeni bir parti kuracağını yazdı. Gazetenin “Trump’ın yakın çevresine dayandırarak verdiği” bu haber konusunda ne diyorsunuz?

K – Trump’un azil süreci devam ediyor. Trump’un Başkan’lıktan azledilmesine ilişkin tasarı, Demokrat’larla birlikte oy veren 10 Cumhuriyetçi temsilcinin de katkısıyla 197’ye karşı 232 oyla kabul edildi. Şimdi yine Demokrat’ların çoğunlukta olduğu Senato’da “Trump’un suçlu olup olmadığına” ilişkin bir oylama yapılacak. Trump’un suçlu bulunması için Senato’da üçte iki çoğunluk gerekiyor. Buna göre en az 17 Cumhuriyetçi senatörün de Demokratlarla birlikte oy vermesi gerekiyor. 100 sandalyelik Senatoda Demokratların ve Cumhuriyetçilerin 50’şer senatörü var. New York Times gazetesi 20 Cumhuriyetçi senatörün Trump aleyhine oy kullanmaya hazırlandığını yazdı. Trump Senato’nun üçte iki çoğunluğuyla suçlu bulunursa başkanlıktan azledilmiş olacak ve yine Senato’daki bir ikinci oylamayla da bir daha başkanlığa aday olma da dahil kamu görevi üstlenemeyecek. Yeni parti kurma haberinin azil sürecinin hemen ardından ortaya çıkmış olması, Trump’un, aksi takdirde kendilerine seçenek oluşturacağı gözdağıyla, kendisine karşı oy verecek cumhuriyetçileri yanına çekmek için başvurduğu bir taktik olabilir diye düşünüyorum.

GÖZLEM – Türkiye, Aralık 2020 itibarıyla yılda yüzde 14.6 yıllık tüketici ve yıllık yüzde 20.6 gıda enflasyonu ile “gelişmekte olan ülkeler içinde” Arjantin'in ardından ikinci, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD) ülkeleri arasında lider durumda. Yunanistan’da gıda enflasyonu sadece 0.8. Görüşünüz?

K – Üstelik Arjantin’e baktığınızda evet gıda enflasyonu Türkiye’nin üzerinde, yüzde 40,4 ama Arjantin’deki genel enflasyon da yüzde 35,8. Yani gıda enflasyonuyla tüketici fiyatları artışı Arjantin’de başabaş gidiyor. Gıda enflasyonu sadece genel enflasyonun yüzde 13 üstünde. Türkiye’de ise tüketici fiyat endeksi yüzde 14,6 iken gıda enflasyonu yüzde 20,6. Gıda enflasyonu genel enflasyondan yüzde 41 daha fazla. CHP’nin belirlemelerine göre dünyadaki gıda fiyatları 2010 yılındaki zirveye göre yüzde 17 düşerken Türkiye’de yüzde 225 arttı. Bunun nedeni iktidarın üretim değil ithalat öncelikli bir tarım politikası sürdürmesi ve uzun vadede üretimi arttırıp, çeşitlendirecek ve iç fiyatları düşürecek teşvik ve yatırımlara kaynak aktarmama, ayırmama tercihidir. Kuraklığın da tarım ürünleri fiyatlarını yükselttiği bir gerçek ancak eğer politikalarınızı sulamaya kaynak ayıracak şekilde belirlemiş olsaydınız kuraklıktan bu kadar etkilenmezdiniz. Hatta bunu ihracat olarak bir fırsata da çevirebilirdiniz. Ayrıca iktidarın hatalı ekonomik politikalarının dövizdeki olağanüstü artışa neden olması da akaryakıt, tohum, zirai ilaç, gübre gibi önemli tarım girdi maliyetlerini çok yüksek seviyelere çekti.

GÖZLEM – Batı Trakya’da Türklere yönelik sayısız ihlale imza atan Yunanistan’ın Dış İşleri Bakanı Nikos Dendias, katıldığı bir törende “Türkiye Lozan anlaşması gereği Bozcaada, Gökçeada ve İstanbul’da yaşayan Rumların haklarına saygı göstermeli. Bu konuda kesintisiz desteğimizi sürdüreceğiz” dedi. Bu açıklamaya tepki veren Dış İşleri Bakanlığı Sözcüsü Hami Aksoy da “Batı Trakya Türk azınlığına uyguladığı asimilasyon ve baskı politikası sonucunda AİHM tarafından hakkında 3 kez ihlal kararı verilen bir ülkenin Dışişleri Bakanı’nın ülkemizi eleştirmesi trajikomiktir” diye yanıt verdi. Düşünceniz...

K – Bizde bu durumu anlatan çok güzel deyişlerimiz var. Bunlardan bir tanesi “Tencere dibin kara, seninki benden kara”. Yunan Bakan’ın sözleri ne kadar trajikomikse, bizim bakanlığımızın açıklaması da aynı oranda trajikomik. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) HDP eski Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’a ilişkin verdiği “derhal serbest bırakılmalı” kararının mürekkebi daha yeni kurudu. Cumhurbaşkanı Erdoğan “AİHM bizim mahkemelerimizin yerine geçecek karar veremez” diyerek hem 90. maddesinde “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır” hükmü bulunan Anayasa’yı, hem de daha önce kendisi ile ilgili üç defa başvurduğu AİHM’yi tanımayacağını ifade etmiş oluyordu. Siz kendiniz AİHM kararlarını tanımazken, Yunanistan’ı AİHM kararlarını ihlal ettiği gerekçesiyle suçlamak, Dışişleri Sözcüsü’nün ifade ettiği gibi “trajikomik” oluyor. Tabii bu gerçek Yunanistan’ın ve Avrupa’nın AİHM kararları ve Türkiye’ye ilişkin “iki yüzlülüğünü” de ortadan kaldırmıyor.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar
Website Security Test