Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş
Ana Sayfa / 

Anayasa değişikliğinden önce

19.2.2021
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Bir yandan aşı operasyonunu sürdürüyoruz, diğer yandan milleti uzay hikâyesiyle meşgul ediyoruz, yetmedi Anayasa’yı değiştirmekle uğraşıyoruz.

Aşı işi fena gitmiyor. İleri ülkelerin çoğu sıkıntıdayken, biz elden gelen gayreti gösteriyor ve kim ne derse desin, aşılama programını yavaş ama uygun şekilde yürütüyoruz. Sipariş aşılarımız yolda. Yetkililer ilk aşının herkese rahatça yapılacağını, ikinci aşı uygulamasına da başlandığını söylüyorlar. Kolay değil 83 milyonu aşılamak. Stokumuz yok, geldikçe sırasına göre yapılıyor aşılar.

Salgın hastalıktan korunmak için getirilen tedbirler de, yoğun şikâyetlere rağmen etkili oluyor ve Corona’ya yakalananlarla vefat edenlerin sayıları düşüyor. Şimdilik tablo çok kötü değil, inşallah ilerde değişmez. Ama tedbirlerin akla, mantığa, yaşlı sağlığına uygun olması lazım. Kongrelere, camilere ve AVM’lere tanınan serbestlik, küçük esnaftan esirgeniyor nedense. Herkesin HES kodu var. O olmadı mı minibüse, trene, uçağa binemiyor, AVM’lere giremiyorsunuz ama restoran ve kahvelere giriş yasak. Hele 65 yaş üstüne getirilen kısıtlamalar, yaşlıların Corona’dan değil, hareketsizlikten ölümlerine sebep olacak ama yönetim anlamak istemiyor bunu.

Korona önlemleri ticari hayatımıza çok feci bir darbe vurdu. Dükkânların ve mağazaların çoğu kapalı. Açık olanlar da siftah bile yapamıyorlar. Kiralar, vergiler, elektrik ve su paraları, personel ücretleri ödenemiyor. İcralar peş peşe geliyor artık. Devlet desteği diş kovuğunu doldurmuyor. Kapalı tutulması istenen yerlere doğru dürüst para verilemiyor. Keşke olsa da versek. Ama (itibardan tasarruf olmaz)diyerek, gösterişli ve israflı yaşama devam ediyoruz. Üstelik 5 milyona yakın Suriyeliyi de besliyoruz hala. Bunlara milyarlarca dolar harcıyoruz da, perişan haldeki esnafımıza, insanımıza destek olamıyoruz. Afrika’ya su götürüyoruz, Somali’ye yardım ediyoruz, İslam aleminin liderliğine soyunduğumuz için dünyanın dört tarafına camiler yapıyoruz da, muhtaç durumdaki insanımızın çığlıklarına kulak tıkıyoruz. Bu olmaz işte…

Şimdi sırası mı Anayasa değişikliğinin? Türkiye’nin önceliklerinde Anayasa, terörle mücadele, salgın hastalık ve ekonomiyle boğuşmanın ötesine, yani ülke gündeminin ilk sırasına nasıl oturur? Mevcut Anayasa’ya kulak asmazken, Anayasa Mahkemesinin kararlarını bile sallamazken, bu yeni Anayasa ihtiyacı nereden doğdu ki? İhtiyacın en büyüğü bence, Siyasi Partiler Kanunu ile seçim Kanununu hemen değiştirmektir. Partilere hazineden neden milyarlarca lira yardım yapılır ki? Milletin dişinden tırnağından arttırarak ödediği vergileri niçin partilere dağıtıyor, onların gösterişli seçim kampanyalarına harcıyoruz?

Milletin temsilcilerini milletin kendisi seçmeli, partilerin genel başkanları ve genel merkezleri değil. Önseçimi mutlaka getirmeliyiz. Türkiye’nin bölünmez bütünlüğüne, birlik ve beraberliğine, laiklik anlayışına zarar verecek her siyasi girişimi mutlaka önlemeliyiz. Dernek kurar gibi parti kurulmasına da mani olmalıyız.600 milletvekiline ne gerek var? Bunu en fazla 250 ile sınırlandırmalıyız. Mebuslara katıldıkları oturum başı para vermeliyiz. Partilerin genel başkanları en fazla 4 yıl için seçilmeliler. Siyasi hayatımız 20 yıldır partilerinin başında oturanların yarattığı sıkıntılardan rahatsız. Gençlerin önünü mutlaka açmalıyız. Açmalıyız ama18 yaşını dolduranı da hemen mebus yapmamalıyız. Avrupa, Skandinavya, Yeni Zelanda gibi ülkeler artık genç liderler tarafından yönetiliyor. Bakmayın Amerika’da Biden’ın geldiğine. İlerde orada da, Çin’de de, Kuzey Kore’de de gençler geçecek başa. Türkiye’de değişim istiyorsak eğer, siyaseti çıkar alanının dışına taşımalıyız… Nasıl dinle devlet işlerini birbirine karıştırmamak gerekiyorsa, siyasetle de kişisel menfaatleri kesin çizgilerle birbirinden ayırmalıyız. Bir başka yapmamız gereken değişiklik de, siyasetin bürokrasiyi dilediği gibi kullanmasının önüne geçmek olmalıdır. Memur siyasetin değil, devletin memuru gibi milletin emrinde ve hizmetinde çalışmalıdır. Her gelen iktidar, işbaşına kendi adamını getirememelidir. Polis ve asker gibi güvenlik güçleriyle yargı mensuplarının tayin ve terfilerinde siyasetin etkisi ve rolü olmamalı, terfi ve tayinler kurumların kendi bünyelerine bırakılmalıdır.

Anayasa ve yasaları kim çiğniyorsa, Meclis’te şeref ve namuslar üzerine edilen yeminlere kim aykırı davranıyorsa, yok devre sonu, yok dönem sonu gibi süreleri beklemeden hemen hesabını vermeli ve cezalar ertelenmemelidir. Yeni Türkiye’den bahsedeceksek eğer, bu değişiklikleri yaparak yeni Türkiye olabiliriz. Bütün bu ihtiyaçları yok sayarak yapılacak bir Anayasa değişikliği, mevcut siyasi kadronun ömrünü ve süresini uzatmaktan öteye hiçbir işe yaramaz.

Hele Anayasa’nın değişmez dört maddesine sakın el uzatmayı düşünmeyelim. Hani (ben yaptım oldu)diyerek bir sürü olmazı oldurduk ama bu sefer kazın ayağı öyle değil işte. Anayasa’yı ikide bir, istediğimiz gibi değiştiremeyiz. Türklük, milliyetçilik, başkent ve dil gibi kavramlarla oynayamayız. Bakmayın siz(biz milliyetçiliğin her türlüsünü ayaklar altına aldık) laflarına, TC ibarelerinin kaldırılmasına, andımızın okullarda yasaklatılmasına,(Ne mutlu Türk’üm diyene)sözünü söyletmeme gayretlerine… Beyhude ve boş çabalardır bunlar. Göğsümüzü gere gere (Ne mutlu Türk’üm diyene)diyeceğiz. Kendi topraklarımız üzerinde, şanlı bayrağımızın gölgesinde bir Türk olarak, şerefle ve gururla yaşamayı inatla ve ısrarla sürdüreceğiz.

Havanda su döverek vakit kaybediyoruz. Siyasi kavgalarla, çekişmelerle, güzelim ülkemizin fabrika ayarlarıyla sürekli oynayarak, Türkiye’ye kan kaybettiriyoruz. Yanlış üzerine yanlış yapıyor, kendi fikrimizden başkasına hayat hakkı tanımıyoruz. Demokrasiyi tanınmaz hale getirdik. Diyalog kapılarını sımsıkı kapattık. Hak arayanların üzerine panzerlerle, biber gazlarıyla gidiyoruz. Onların demokratik haklarını kullanmalarına bile izin vermiyoruz. Bırakın söylesinler, bırakın yürüsünler, bırakın protesto etsinler. Eyleme kalkışmadıkça, taşkınlık yapmadıkça, başkalarının hürriyetlerine zarar vermedikçe, protestonun ve isteğini anlatmanın kime ne zararı olur ki?

Artık sun’i gündemlerden vazgeçip, ülkenin gerçek gündemine dönmenin zamanıdır. O gerçek gündemde de, Anayasa değişikliğinden çok önce halkı Corona salgınından korumak, terörle mücadele etmek ve ekonomik krizi aşmak gelir.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar
Website Security Test