Facebook ta paylaştweet le
Ana Sayfa / 

Dışta itibar ve içte irtifa kaybı

29.3.2021
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

istanbul sözleşmesi, istanbul sözleşmesi yaşatır, ab, bm

“Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi” diğer adıyla “ İstanbul Sözleşmesi” Avrupa Konseyi tarafından hazırlanan, uluslararası insan hakları sözleşmesi niteliğinde olup; 45 ülke ve AB tarafından imzalandı. Sözleşme, Birleşmiş Milletler (BM) nezdindeki birçok antlaşma ve tavsiye metinleri ışığında hazırlandı. Türkiye’nin Avrupa Konseyi Dönem Başkanı olduğu dönemde, 11 Mayıs 2011’de İstanbul‘da gerçekleşen Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin 121. toplantısında kabul edildi. Türkiye bu Sözleşmenin ilk imzacılarından olup, 24 Kasım 2011'de TBMM’nde 247 vekilden 246’sının kabul ve 1’nin çekimser oyu ile 6251 Sayılı Kanun olarak yasalaştırdı. Ancak bu kez, 20.03.2021 tarihinde Resmi Gazetede yayınlanan 3718 sayılı Cumhurbaşkanı Kararnamesi ile sözleşmenin feshedilmesine karar verildiği duyuruldu. Sözleşme 5 temel ilke içeriyor. 1. Kadına yönelik her türlü şiddet ve ev içi şiddetin önlenmesi. 2. Şiddet mağdurlarının korunması, 3. Suçların kovuşturulması. 4. Suçluların cezalandırılması ve 5. Bu konuda bütüncül, eş güdümlü ve etkili işbirliği içeren politikaların yaşama geçirilmesi. Sözleşme, kadına karşı şiddet ve ayrımcılık, istismar,  tecavüz, zorla ve erken yaşta evlendirmeye ve namus cinayetlerini önlemeyi amaçlamaktadır. Kadına karşı şiddet, insan hakkı ihlali ve ayrımcılık olarak görüldüğü gibi; bir cinsiyet eşitsizliği olarak değerlendiriliyor. Sözleşmenin önceliği ağırlıklı olarak kadına yönelik şiddeti önlemek olsa da;  2. Madde, hane halkının tüm üyelerini kapsayarak çocuklara karşı şiddet ve çocuk istismarını önlemeyi de amaçlıyor. Sözleşmenin amaç ve içeriği ayrıntılı ve açıkça belirtilmiş olmasına karşın bazı aşırı muhafazakar çevreler; özel yaşam biçimlerine müdahale etmediği için eleştiri konusu yapmışlardır. Türkiye’de de bazı muhafazakar yayın organları ve dini cemaatler sözleşmenin “Türk Aile Yapısını Bozduğu” ve “eşcinselliğe zemin hazırladığı” yönünde yayın ve açıklamalarda bulundular.

Konuya tarafsız ve bilimsel olarak baktığımızda İstanbul Sözleşmesi, ayrımcılık ve şiddete karşı duran çağdaş bir insanlık projesidir. Aile yapısını bozmak yerine, kadın ve erkeğin eşit haklar içinde ortak yaşamını sürdürmesini öngörmektedir. Kadın ve çocuklara çağ dışı şiddet ve baskı uygulamayı önlemektedir. Aile içinde hiç olmaması gereken şiddet ve istismara karşı çözümler öngörmektedir.  Ancak kadını ikinci sınıf gören ve kendine eşit görmeyen, erkeğe her açıdan mutlak bağımlı olmasını öngören, bu nedenle baskıyı ve çok eşliliği mubah gören aşırı geleneksel çevrelerin çağ dışı değerlerine uygun düşmüyor. Bu yasanın eşcinselliğe zemin hazırlayan bir yönü olmamakla birlikte, bu tür insanların kendini açık edip; görünür olmalarından, yine aşırı muhafazakar çevreler rahatsızlık duymaktadır. Oysa bu tür durumlar tarihin her döneminde var olduğu gibi, kapalı toplum yapılarında, gizli olmakla birlikte, daha yaygın olagelmiştir. Zira özellikle şiddet ve baskı ile bu yöne sürüklenen çocuklar kendini koruma ve açık etme şansından yoksun bırakılmışlardır. Dolayısı ile muhafazakar Cemaat çevrelerin öne sürdüğü, “ Türk aile yapısının temeline dinamit koyduğu” gerekçesi asla geçerli değildir. Bu sözleşme tam aksine mağdur insanları, en başta kadın ve çocukları, gerektiğinde erkeği de korumaya yöneliktir.

Ancak asıl sorun, İstanbul Sözleşmesinin siyasete alet edilmesinden kaynaklanıyor. İlk olarak,“yasa olarak" getirilen bir düzenleme, “kararname” ile kaldırılamaz. Bu Hukuk Devletinde hukukun temel ilkelerine aykırıdır. İkinci olarak uluslararası bir Sözleşmede, diğer Devletlere karşı verdiğiniz taahhütlerden vazgeçmek, uluslararası saygınlığınıza önemli bir darbedir. Üstelik ülkenizle bütünleşmiş ve öncülük ettiğiniz bir düzenlemeden vazgeçmek daha büyük bir itibar kaybıdır. Ancak iktidarın bu girişimi, siyasette son iki yıldır yaşadığı aşırı oy kaybına kısmi bir çözüm arama girişimidir. Birincisi kendi muhafazakar seçmem kitlesini stabilize etme amacı taşıyor. İkincisi, ekonomi, yolsuzluk ve yoksunluk gibi gerekçelerle iktidara destek olmayan muhafazakar partiyi kendi içinde parçalayıp onların oyunu kendine çekmek veya kutuplaşma biçiminde oluşan cepheleşmede karşı cepheyi zayıflatma girişimidir. Neresinden bakarsanız bakınız bu girişim akıl, mantık, hukuk devleti gibi çağdaş değerlerden çok, siyasetin ayak oyunlarına alet edilen bir girişim olmuştur. Ayrıca Sözleşmeye karşı çıkmanın gerekçelerini muhafazakar dini değerlere dayandırma gibi zorlama argümanlara yönelmek kutsal dini siyasileştirerek, ona saygısızlık etmek olur. Diğer yandan Türk kültürünün derin geleneklerinde, “hatun” olarak kadın tüm diğer toplumlardan daha üstün bir konumdadır. Arap gelenekleri ile kutsal dini bir birine karıştırıp; Orta Doğu kültürü içinde sürekli irtifa kaybederek, gülünç duruma düşmekten artık vazgeçmeliyiz. Aksine Ülkeyi bir Orta Doğu ülkesi ve Arap kültürü rotası yerine; yeniden Atatürk’ün çağdaş uygarlık rotasına çevirmeliyiz. Yaşanan irtifa kaybı ülkeyi yalnızlığa ve çöküntüye taşıyor.  Eğer Türkiye yaşadığı coğrafyada, yalnız kalmak istemiyor ve güçlü devletlerin ablukasına muhatap olmak istemiyor ise onların karşısına geçip ufalanmak yerine; içine girip,  onların ellerindeki argümanıgeri almalıdır. Aksi durumda BM’den, Avrupa Parlamentosu’na ve giderek AB ve ABD gibi ülkelerin eleştirisi ve eleştiri ötesi rakip ülkelerle işbirliğine kendi elimizle hizmet etmiş oluyoruz.  Eğer iktidar, iktidarda kalmak için muhafazakar ve bağnaz Orta Doğu kültürü içinde olmak isteyenlerin rotasında kalmayı sürdürürse, ağırlıklarını Yunanistan’ın yanına koyarak kültürel fay hattını daha da derinleştirerek bizi yalnızlaştırmaya çalışanlara hizmet etmiş olur.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar