Facebook ta paylaştweet le
Ana Sayfa / 

İktidar, HDP’nin kapatılmasını istemiyor mu?

2.4.2021
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Gazeteci Yazar Murat Kışlalı GÖZLEM’in ülke gündeminde olan önemli konulardaki soruları cevapladı. Kışlalı, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin “Anayasa Mahkemesi'nin de kapanması artık ertelenemez bir hedef olmalıdır” açıklamalarını, Danıştay kararı ile “Andımız”ın okullarda okutulamaması,  “Devlet Madalyalarından Atatürk Kabartmaları” çıkarının çıkarılması, Harp Okulları ve Astsubay Yüksek Okulları “öğrenci alım” yönetmeliklerinin değiştirilmesiyle ilgili açıklamalarda bulundu.  İşte görüşleri…

 

GÖZLEM – “HDP kapatılmalıdır” diye ısrar eden MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, “iddianamenin Yargıtay başsavcılığına ‘eksiklikler görülerek’ iade edilmesinden sonra, bu defa Anayasa Mahkemesi’ne çok ağır ifadelerle hücum etti ve “Anayasa Mahkemesi'nin de kapanması artık ertelenemez bir hedef olmalıdır” dedi, ne diyorsunuz?

K – Anayasa Mahkemesi (AYM) Yargıtay iddianamesinin iade edilmesi kararını bir gün içinde ve oybirliğiyle aldı. Burası önemli çünkü Anayasa Mahkemesi’nin son dönemde bazı önemli davalarda aldığı kararların 8’e 7 iktidar lehine kararlar olması hâli genel olarak artık Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından atanan veya onun tercihlerini yansıtan üyelerin sayısının AYM Genel Kurulu’nda kıl payı da olsa çoğunluğa geçtiğine yoruluyordu. Erdoğan bizzat 15 üyenin 8’ini atadı. Örneğin Osman Kavala’nın kişisel başvurusunda, AYM 8’e karşı 7 oyla başvuruyu reddetti. Öte yandan Nükleer Düzenleme Kurumu ile ilgili kanun hükmündeki kararnameyi ise 8’e karşı 7 oyla iptal etti. Önemli davalarda oylamaların bu kadar baş başa olduğu bir kurulda, HDP ile ilgili kararın bir gün kadar kısa bir sürede ve oybirliğiyle verilmiş olması akıllara, esasında HDP’nin kapatılmasının aleyhine olacağını düşünen iktidarın, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin “gazını” almak için göstermelik de olsa bir iddianame yazdırmış olma ihtimalini getiriyor. Eğer hâl böyleyse, AYM’nin bu kararının aslında iktidarın küçük ortağına attığı bir “kazık” olarak algılanması gerekir. Anlaşılan Devlet Bahçeli bu duruma oldukça içerlemiş olacak ki; Türk Silahlı Kuvvetleri’ne girecek subay ve astsubayların sahip olmaları gereken şartlar arasından “ailesinin veya kendisinin irticai faaliyetlerde bulunmamış olması”nın çıkartılmasını görmezden gelirken, buna itiraz edenleri “irtica tehlikesini kılıf yaparak estirilen İslam düşmanlığı” yapmakla suçlarken, “Andımız” kararında hiçbir şekilde iktidarı hedef almazken, burada dolaylı olarak iktidarı hedef alarak “AYM’nin kapatılması” talimatını veriyor. Bunlar tabii beyhude çıkışlar. “AYM’nin kapatılması” ancak anayasa değişikliği ile gerçekleşebilecek bir düzenleme. Onun için de Cumhur İttifakı’nın yeterli oyu olmadığı malum. Öte yandan ben “ümmetçi” iktidar ile “milliyetçi” MHP arasındaki çatlak ve tezatların bir şekilde biriktiğini ve hiç umulmadık bir anda bir kriz olarak ortaya çıkacağını düşünüyorum.

 

GÖZLEM – Danıştay onayı ile “Andımız” yasaklandı, “Devlet Madalyalarından Atatürk Kabartmaları” çıkarıldı. Ardından Harp Okulları ve Astsubay Yüksek Okulları “öğrenci alım” yönetmeliklerinden “irtica ve bölücü görüşleri benimsenmemiş veya bu faaliyetlere karışmamış olmak” hükmü çıkarıldı. Bitmedi, yine aynı TSK Yüksek Okulları kurs yönergeleri yenilendi ve Milli Savunma Üniversitesi’nin hazırladığı yeni yönergeler ile “Atatürk” adı ve “Atatürk İlkeleri” çıkarıldı. Görüşünüz?

K – “Tüm göstergeler Türkiye’nin adım adım bir şeriat devletine doğru götürülmek istendiğini gösteriyor” diyenlere nasıl “haksız” diyebileceğiz? Bu gidiş için, şeriat karşısındaki en büyük engel olan Atatürk ve onun kişiliğindeki Cumhuriyet kazanımlarının tümüne saldırmak bir şart oldu. Bu saldırı artan radikal dincilik ve kamuoyu yoklamalarına göre azalan oy oranları ile beraber daha da artıyor. İçsel olarak dinciliğin “fıtratı”nda olan bu hedefe ulaşmak için başta Türk Ordusu olmak üzere bu hedef önünde engel teşkil edebilecek tüm kuruluş, düzenleme ve anlaşmalar değiştirilmek veya yok edilmek isteniyor. Bu bir süreç. Bu süreç radikalleşip yoğunlaştıkça iki kutup arasındaki ip iyice gerilecek.

 

GÖZLEM – Bu arada, bir Amiral’in “bir tarikata mensup olduğu, Tarikat Şeyhi’nin tekkesine ibadet için görev otosu ile sarıklı ve cübbeli olarak gittiği” video ve resimlerle ortaya çıktı, sosyal medyaya aksetti. FETÖCÜ subayların generalliğe terfi ettirilmesi örnekleri de gazete haberleri olurken, bu tablo için düşünceleriniz?

K – Aslında şaşılacak bir şey görmüyorum. Söz konusu Amiral’in apoletinden ve aracındaki tek yıldızdan bir tuğamiral olduğu anlaşılıyor. Temmuz kalkışmasından da bilindiği üzere FETÖ’cü tuğgenerallerin neredeyse tamamı FETÖ tarafından kaçırılan soru kitapçıkları ve hileli sınavlarla orduya sokulmuş kişilerdi. Bu kişinin de böyle olması muhtemel. İktidarın FETÖ ile mücadelesinin başarılı olmadığına dair ortada çok sayıda gösterge var. Yaz döneminde FETÖ’cü olduğuna dair hakkındaki tüm istihbarat ve kanıtlara rağmen terfi ettirilerek tuğgeneral yapılıp istihbarat dairesi başkanlığına atanan FETÖ’cü general buna bir örnek. Bir başka örnek iktidarın FETÖ’nün siyasi ayağının üstüne gitmemesi, siyasi olarak üst düzeyde hiçbir FETÖ’cünün ortaya çıkartılmamış olması. Dolayısıyla benim izlenimim iktidarın tamamen silemeyeceğini bildiği FETÖ yapılanmasıyla bir şekilde “ateşkes” yaptığı yönünde. Öyle olmasa iktidar FETÖ’nün faaliyetlerini hâlâ bu kadar açık ve seçik ve üst düzeyde yürütmesine imkân tanınmazdı.

 

GÖZLEM – Bu haberler TV ekranlarına, gazete manşetlerine, Meclis kürsülerine taşınırken, Atatürk anıtlarına saldırılar devreye girdi. Saldırganlar “Atatürk ve Devrimleri” konusunda “çok çirkin ifadeler taşıyan” mektuplar bıraktı. Bu gidişin sonu nereye varabilir?

K – Bu gerilen ip eğer bir an önce seçime gidilmezse bir noktada kopacak, toplumun iki kesimi çok daha gergin ortamlarda karşı karşıya gelecek. Gericiler, özellikle aşırı dinciler iktidar tarafından verilen taviz ve teşviklerle taleplerini daha da arttırarak sürdürecekler. Cumhurbaşkanı İstanbul sözleşmesinden çıkıyor, aşırı dinciler hilâfet istiyor. Meclis Başkanı Mustafa Şentop, belki de Kanal İstanbul’un altyapısını kurgulamak adına, sorulan soruya, “Montrö’nün de feshedilebileceğini” ima eden cevaplar veriyor, aşırı dinciler hemen Lozan’ı hedef gösteriyor. Eğer seçim bir an önce olmazsa, iktidarın aşırı dincilerin taleplerini karşılayamaması durumunda ne olur? Karşıladıkça da bu iş nereye kadar gider, nerede kopar? Tahmin etmek mümkün değil ama çok büyük bir ekonomik ve sağlık buhranı yaşanan böyle hassas bir dönemde bu seviyede büyük bir gerginliğin bir soruna yol açmayacağını düşünmek kötü niyetlilik veya saflık olur.

 

GÖZLEM – Dahası da var; Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın “oluru ile” Devlet Türk Müziği Koroları’ndan da “Türk isminin kaldırılmasına” 4 ilden başlandı. TRT’de “Osmanlı’nın unutulmuş Şarkıları” programları yapılırken, atılan bu adımı nasıl yorumluyorsunuz?

K – Kaldırılan iller çoğunlukla doğu illeri olması itibarıyla bunun arkasında Kürt yurttaşlardan bir beklenti olduğunu düşünmek çok da yanlış olmaz. Ancak siz bir taraftan HDP’yi kapatmaya çalışır, partinin ileri gelenlerine olmadık suçlamalarla, yazılmamış iddianamelerle tutuklu tutmaya devam ederken, HDP’nin neredeyse bütün belediyelerine kayyum atarken, bu tür göstermelik icraatlar ile Kürt seçmenin ne kadarının oyunu devşirebilirsiniz, bilemiyorum.

 

GÖZLEM – Pandemi konusunda alınan, değiştirilen ve “Ramazan ayına göre” tanzim edilen kararlar, kısıtlamalar, yasaklar, sonunda “yaşam tarzına müdahale” tartışmalarına kadar uzandı. Aşı ve “lebalep” tartışmaları da sürüp gidiyor; görüşünüz?

K – Son normalleşmeye geçmeden önce, Türkiye’de illerin vaka sayısına göre renklendirilerek yer verildiği haritada kırmızı olarak yer alan ilk 10 ilin ortak özelliği Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “lebalep” olarak açıkladığı AKP il, kadın ve gençlik kongrelerinin yapıldığı iller olmalarıydı. Bu dönemde özellikle iktidar partisi üyelerinin katıldığı önemli cenazelerde de bu tarzda kalabalık görüntüler verildi. AKP’nin kongrelerinde, cenazelerde bulaşmayan virüs, çoğunlukla içki içme zamanının başladığı saat 19:00’dan sonra restoran ve lokantalarda bulaşıyordu ki restoran, lokanta, kafe gibi işletmelere 19’da kapatma zorunluluğu getirildi. Valilikler, iktidarın faaliyetlerine izin verirken özellikle muhalif faaliyetler, örneğin İstanbul Sözleşmesi’nin iptaline muhalefet etmek için yapılacak açık hava toplantısında Baroların Genel Kurulu’na veya CHP’li belediyelerin etkinliklerine izin çıkmadı. Normalleşmeye geçişle birlikte Türkiye tamamen kızarmaya başladı ve günlük vaka sayısının 35 bine yaklaşmasıyla yine Erdoğan tarafından açıklanan son yasaklar yürürlüğe girdi. Uzmanlar bu artışta normalleşmeye erken geçme ile beraber mutant virüsün de etkili olduğunu ifade ediyor. Prof. Dr. Güner Sönmez yüz yüze eğitim ve sınavların başlaması ile özellikle vaka sayısının yüksek olduğu illere seyahat kısıtlaması getirilmemesinin etkili olduğunu ifade ediyor. Türk Tabipleri Birliği Genel Sekreteri Prof. Dr. Vedat Bulut ise “Nisan sonuna kadar vakalar 60 bine kadar yükselebilir. Yapılması gereken şey 14 ya da 28 gün tam kapanma” diyor. Getirilen son yasaklara göre içki servisi yapanlar da dahil lokanta, restoran ve kafeler yüzde 50 kapasite ile çalışacak. 19.00’dan sonra çalışmayacak. Ankara Tabip Odası Genel Sekreteri Muharrem Baytemür “Bir yer açıksa, mümkün olduğunca çok açık kalmalıdır. Böylece zamana düşen insan sayısı azalır” diyor. Bu işletmeler Ramazanda sadece paket servis verecek. Toplu iftar ve sahurlar yasak olacak ama camiler açık, teravih namazları serbest. Yani eğer oruç tutmuyorsanız veya orucunuzu lokantada açmak istiyorsanız bu yasak olacak. Bu işletmeler niye sadece Ramazanda müşteri alamayıp, paket servisi veriyor? Eğer burada virüs bulaşıyorsa Ramazan dışında da bulaşmaz mı? Niçin sadece Ramazanda müşteriye yerlerinde hizmet veremiyorlar? Peki virüs bu işyerlerinde bulaşıyor da, camilerde bulaşmıyor mu? Sokağa çıkma yasağından sonra Teravih namazına, Camiye gitmek için sokağa çıkmak serbest. Yani sokağa çıkma yasağı camiye gidenler veya gittiklerini söyleyenler hariç herkese uygulanacak. Sözcü Gazetesi yazarı İsmail Saymaz köşesinde bu soruları sorduktan sonra haklı olarak “Besbelli salgın gerekçe gösterilerek, oruç tutmayanlar ve ibadet etmeyenler dolaylı şekilde cezalandırılıyor” diye yazıyor. Bu görüşlere katılmamak mümkün değil. Pandemiye karşı Bakan Fahrettin Koca’nın sözlerine rağmen yeterince hızlı aşı yapılamadı. Ayrıca aşı yapılmasına karşın virüs geçiren çok kişi var. Prof. Dr. Kayıhan Pala Türkiye’nin hedeflediği aşılanacak kişi sayısı 60 milyon iken geçen haftaya kadar bunların sadece 6.4 milyonunun aşılandığını belirterek “Hedefin yüzde 11’ini aşılayabilmiş bir ülkede aşıyla kısa zamanda koruma sağlamak mümkün değil. Üstelik aşının koruyuculuğu yüzde 50 civarında” diyor. Bu rakamlar, insanların bu hızla hastalanmaya devam ettiği sürece toplum olarak bağışıklığın makul seviyeye çıkmasının mümkün olmadığını veya en azından çok uzun süreceğini ortaya koyuyor.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar