Facebook ta paylaştweet le
Ana Sayfa / 

İzmir’de “bir tarih” yeniden hayata döndü; Atlas Oteli…

16.4.2021
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Bu haftaki yazım, 60 yılı aşkın bir “nostalji” hikayesi… Uzun yıllar sonra, gerçekleşen bir rüyanın hikayesi…

1958 – 59 yılları idi. Ankara’nın Babıâlisi  Rüzgarlı Sokak’ta “hocamız, abimiz” rahmetli Mehmet Ali Kışlalı’nın genel yayın müdürlüğünü yaptığı Yenigün gazetesinde toplanmıştık; sevgili kardeşlerim Hıncal Uluç, rahmetli Ahmet Taner Kışlalı, rahmetli Güneş Tecelli, Kurthan Fişek, Çelik Aruoba, Günaltay Şibay; sonraki yılların, gazeteci yazarlar, bakanlar, profesörler, büyükelçiler karması…

İşte o günlerde, Ankara takımları lig maçları için İzmir’e gittiklerinde, kafileye “spor yazarları” katılırlardı. Yenigün spor servisinde çalışan, yazan bizler de o zaman zaman o kafilelerle İzmir’e giderdik. Kaldığımız otel “yeni açılan” Atlas Oteli idi. Tam İzmir’in kalbinde, Çankaya Meydanı’ndaydı…

O zaman Ankara’dan gelen Gençlerbirliği, Ankaragücü, Hacettepe başta Ankara takımları cumartesi günü bir maç, pazar günü bir maç oynarlardı; Altay’larla, Karşıyaka’larla, İzmirspor’larla, Altınordu’larla…

Maçlar gündüz oynanır, geceler ise futbolcular otelde antrenörlerinin nezaretinde dinlenmeye ve uykuya bırakılırlarken, gazetecilere ve kafile yöneticilerine kalırdı. Renkli gecelerdi…

Ne var ki, gecenin geç saatlerinde “kentin ünlü gece kulüpleri ve gazinoları kapandıktan sonra” Atlas Oteli de şenlenirdi. Zira o gece kulüplerinde, gazinolarda çalışan sanatçıların, dansçıların önemli bir bölümü de “bu otelde” kalırlardı…

Atlas Oteli, İzmir’in ilk “banyolu ve kaloriferli oteli” idi.  Sonra ne olduysa, İsmet İnönü’leri, Celal Bayar’ları bile misafir eden “o zamanların bu gözde oteli” 20 yıl kepenkleri indirdi ve…

Nihayet… Kaya Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Kaya ile Türk otelciliğinin duayenlerinden Muzaffer Tagil işbirliği ile nisan başında kapılarını yeniden açtı.

“Belboyluk” ile otelcilikle tanışan Muzaffer Tagil, “aile” dostum, yakın arkadaşım… Sevgili kardeşim Hıncal Uluç, “İzmir’e geldiğinde ‘onun genel müdürlük yaptığı’ otellerden başka bir otelde” kalmaz… Zaten Muzaffer kardeş, Kaya Termal Oteli!nden ayrıldığından beri İzmir’e gelmiyor; şimdi gene otelini buldu; bekliyoruz, gelecektir!..

Hem de bu otel, adeta bir sanat galerisi, bir antikalar sergi evi…Rahmetli Fikret Otyam ağabeyimizin bir tablosunu da salon duvarlarında görünce gözlerim nemlendi…

Muzaffer Tagil, 25 yılı genel müdürlük olarak 41 yılını “otelciliğe vermiş” bir turizmci…Genel Müdür olarak kısa bir süre bıraktığı otelciliğe “işletmeci” olarak döndü, oğlu Sezgin ile beraber…

3 Bulvar ve 10 yolun kesiştiği bir güzergahta, önünden her gün yüzbinlerce insanın geçtiği bu “tarihi” otel, İzmir’imize de, Kaya ve Tagil ailelerine de hayırlı uğurlu olsun…

 

 

İnternet’ten “esen” Rüzgarlar!.. 

 

Milli Ruh / Hiroşima - Nagazaki / Çanakkale!..

Eğer “Ben Türküm” diyorsan ama Andımız’a “Hayır” diyorsan, senin için yazacağım çok şey var ama, ben bir Yardımcı Doçentimizden yaptığım alıntı ile size cevap vereyim ve de “Milli Eğitim’in başındaki ‘milli’ sözcüğünü” nasıl delik deşik ettiğinizi” anlatmış olayım…

***

Dönemin Başbakanı Sayın Turgut Özal zamanında gerçekleşmiş bir olay şöyle anlatılır.

Japon eğitim uzmanları gelmiş ve ülkemizin eğitim sistemini incelemiş, Sayın Özal'ın bürokratlarının da hazır bulunduğu bir ortamda raporlarını sunmuş ve sonuç olarak şunu söylemişlerdi; “Sizin eğitim sisteminizde milli ruh yok!”

Turgut Özal'ın “Nasıl.........?” sorusu üzerine şunu anlatmışlardı:

“Biz Japonya'da okula başlayacak çocuklarımıza “milli ruh” şoklaması yaparız. Onları önce toplu halde hızlı trenlere bindirir, dev fabrikalarımızı, teknoloji merkezlerimizi gezdirir ülkemizin gücünü gösteririz.

Sonra da bu yavrularımızı alır Hiroşima ve Nagazagi'ye götürür, orada atom bombası atılan ve yıllardır ot dahi bitmeyen alanları gösterir deriz ki:

Eğer siz çalışmaz, bilinçlenmez ve az önce gördüğünüz teknolojiye sahip olmak için çalışmazsanız sonunuz böyle olur.”

Bürokratlardan biri atılır; “Ama bizim Hiroşima'mız yok ki!”

Japon uzmanın cevabı tokat gibidir; “Sizin Çanakkale'niz on Hiroşima eder!” (Yrd. Doç. Dr. Murat Ak / Seyahat Yazarı)

***

Sayın Murat Ak’a; teşekkürlerimle…

Bizim Andımız da, uzun yıllardır okullarımızda yetişen milyonlarca ve milyonlarca Türk çocuğuna “milli ruh şoku” idi; yazıklar olsun, Danıştay’ın o talihsiz “kara” kararına imza atanlara!..

 

 

 

Şair Eşref Şayet Yaşasaydı… Ne yazardı?

 

“Şûra-yı Devlet” üstüne bir Hiciv...

 

 

Ben bu “Şûra-yı Devlet”in, evvelini bilirim ki,         

Cemaziyel evvelini... Bu “Şûra-yı Devlet”in ben...

Meselâ ilk reisiydi... Müşekkeldi Midhat Paşa

Titretirdi duvarları, bakar iken çerçeveden...

 

 “Süzüp süzüp de ey melek...” şarkısının sahibiyle

Çok sonradır tanışmamız, bestekârı Rahmi Bey’le

Şûra-yı Devlete âzâ, olabilmek ümidiyle

Biz feyz aldık kendisinden, pîrimizdi Mülkiye’den...

 

 

Memuriyete kabulüm;  adetâ bir tevafuktu...

Kısmet ! Şûra’yı Devlet’e, intisap ederek oldu          

“Fikriniz muhterem lâkin, muteber değildir” derdi

Çınar misâli ustalar,  beslenirdik o gölgeden..

 

 

Bir gün akşam, yatağına, “memur” yatmıştı tazeler

“Hâkim” olarak uyanmış ve kaçmıştı endazeler

Hâl-i hazır yangını ki, bu hâdise yelpazeler

Olsa bile, çıkmamıştı, turbun büyüğü heybeden

 

 

Balık böyle kokuştukça, gelenekten geleceğe  

Çare yokmuş demek kaldı, olacakla öleceğe

Kasta giriyordu saflık, Mecelle’yi duyacağa

Ümidini kesen çoktu, artık âli mahkemeden

 

 

Oysa Recaizâde merhum, vakt-i zamanında sormuş

“Dağıtmağa bu sehâbı”,  o zaman da rağbet yokmuş

Viran olacak şu kasra, derler ki bu zahmet çokmuş

Hangi karanlık dayanmış, sıyrılmamış ki geceden?

 

 

Danıştay’ın vâz ettiği her karara uyulmuş mu?

Zülfiyâre dokununca, adalete kıyılmış mı?

Mahkemenin kadıya mülk, olduğu hiç duyulmuş mu?

“Andımız çok fazlasıdır, birkaç yasaklı heceden…”

 

 

“Ben bu ‘Şûra-yı Devlet’in, evvelini...” derken yani         

Cemaziyel evvelini... bildiğine olduk kani

Diyorsun ki, “Ne diyeyim ?”  fazlasına sansür mani

Cehdizâde diyorsun ki, “uydurmayın işkembeden...”

 

Nihat Demirkol

 

++++++++

 

Erdem ve… Politika

Yusuf Has Hacib, değerli eseri Kutadgu Bilig’de “Bey, teb’asından birinin aç olup olmadığını sorgulamadan sofraya oturmuşsa, o hiçbir zaman beylik makamında oturamaz” diyerek, politikanın soylu ve sevecen düşüncelerinin ürünü olduğunu anlatır.

 

Ali Naili Erdem

 

 

Sözün Özü

Bir asker çocuğundan, bütün çocukluk ve gençlik döneminde büyük dayısı Atatürk’ün silah arkadaşı rahmetli general Aşir Atlı’dan, bir başka büyük dayısı Gaziantep’de Fransızlara karşı ilk kurşunları atanların içinde olan rahmetli mücahit Hüsnü Kışlalı’dan, babası rahmetli emekli albay Fuat Uluç’tan, dayıları rahmetli emekli albay Cemal Bilgiç’ten ve rahmetli emekli albay Hayati Erginbilgiç’ten ve de bir hayat boyu “Aslan Amca” dediğimiz rahmetli kurmay albay Alparslan Türkeş’ten “Türk Ordusu ve Vatan Sevgisi” dersleri alan 65 yıllık bir gazeteciden İYİ Parti Genel Başkanı sayın Meral Akşener’e mesaj; Başdanışmanını dinleseydiniz, “ayağına kurşun sıkmak” anlamına gelen zevzeklikte bulunmazdınız.

 

 

 

 

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar