Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Neden McKinsey'le önce anlaşılıp sonra anlaşma iptal edildi?

8.10.2018
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

McKinsey'den ekonomi için danışmanlık hizmeti alınması kararı verilip sonrasında neden iptal edildi? Ekonomi yazarı Mahfi Eğilmez soruya yanıt aradı.

Ekonomi yazarı Mahfi Eğilmez, McKinsey ile anlaşılıp sonra nasıl iptal edildiğine ilişkin bir yazı kaleme aldı. Geçirdiğimiz iki haftada neredeyse McKinsey ve ekonomi dışında başka bir şey konuşamaz olduk. Öncelikle Hazine ve Maliye Bakanlığı bünyesinde kurulmuş olan Kamu Maliyesi Dönüşüm ve Değişim Ofisi'ndeki çalışmalara danışmanlık hizmeti vermesi için McKinsey'le anlaşıldığı haberini aldık. Sonrasında muhalefetten ve hatta iktidara yakın bazı çevrelerden de bu anlaşmaya tepki geldi. Sonrasında Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak ile Milliyetçi Hareket Partisi Devlet Bahçeli, McKinsey'le yapılan anlaşmayı savundu. Herkes görüşünü belirttikten sonra Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ankara Kızılcahamam'da yapılan Ak Parti 27. İstişare ve Değerlendirme Toplantısı'nda yaptığı konuşmada McKinsey'den "Fikri danışmanlık almayacaksınız dedim, biz bize yeteriz" çıkışını yaptı. Bunun üzerine McKinsey'le anlaşma rafa kalkmış görünüyor. 

Ekonomi yazarı Mahfi Eğilmez, konuya ilişkin bir değerlendirme yazısı kaleme aldı. İşte Eğilmez'in yazısı:

"Enflasyonun yüksek çıkması gündemi değiştirince danışmanlık konusu biraz gerilere düştü.

Ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın McKinsey'den danışmanlık alınmayacağı açıklaması bir kez daha bu kuruluşu gündemin başköşesine çekti.

Son aylarda sendikasyon kredilerini yenilemekte zorlanan bankalara bu sendikasyonları yapacak olan yabancı banka ve finans kuruluşlarının, Türkiye'nin IMF ile bir program içine girmesini önerdikleri biliniyor.

Anlaşılan o ki yabancı banka ve finans kuruluşları bizden giden bilgilere ve verilere güvenmiyor, tarafsız bir görüşe ihtiyaç duyuyor ve IMF'yi bu bilgi ve veriler için bir çeşit gözetim mercii olarak işin başında görmek istiyor.

Ne var ki bu söylendiği kadar kolay bir yol değil. Kolay olmamasının iki nedeni var. İlk olarak hükümet böyle bir öneriyi kabul etmiyor.

Hükümetin bunu kabul etmemesinin altında geçmişte yapılan açıklamalar yatıyor.

Hükümet yetkilileri, yıllarca, IMF ile düzenlemeden çıkılmasını ekonomi yönetimindeki başarının bir kanıtı olarak anlattılar. IMF'den çıkılması bir yana, IMF'ye borç verme aşamasına gelindiğini ifade ettiler.

Yeniden IMF'ye başvurulması bu başarının bitmiş olduğu imajını yaratabileceği için bu yola gidilmesi bu aşamada pek mümkün görünmüyor.

İkinci olarak da IMF ile bir düzenleme içine girilmesi artık sadece bizim isteğimize bağlı bir seçenek değil.

Çünkü ABD yönetimi, geçtiğimiz ay, Kongreden geçirdiği bir yasa ile IMF gibi uluslararası kuruluşların Türkiye'ye mali destek vermesini yasakladı.

Aslında ABD'nin böyle bir hakkı yok. Bu yasal düzenleme sadece ABD'nin IMF İcra Direktörleri Kurulunda oy kullanacak olan temsilcisini bağlar.

IMF'de bir ülkeye destek verilip verilmemesini kararlaştıran icra direktörleri kurulunda ABD'nin oyu 24 oydan biridir.

O nedenle ABD'nin tek başına Türkiye'yi engelleme imkânı bulunmuyor. 

Buna karşılık ABD'nin Türkiye'ye destek verilmesine karşı çıkması diğer bazı icra direktörlerinin de muhalif kalmasına ve Türkiye'nin IMF ile bir düzenlemeye girmesinin engellenmesine yol açabilir.

ABD, yüzde 16,5 pay ile IMF'de en yüksek kotaya sahip ülke konumunda bulunduğu için 2019'da tamamlanacak kota artışını onaylamaması IMF'yi madden güç duruma düşürebilir.

Diğer icra direktörleri ister istemez ABD'li icra direktörünün etkisinde kalabilir.

Bu iki nedenle IMF ile bir işbirliğine girilmesi Türkiye açısından bu aşamada bir seçenek oluşturmuyor.

457 milyar dolar dış borcu, bir yıl içinde çevirmesi gereken yaklaşık 230 milyar dolarlık dış yükümlülüğü bulunan Türkiye'nin dış finansmana erişim için aradığı çözümün yeni kurulacak birim için alınacak danışmanlık meselesiyle gündeme gelmiş olduğu anlaşılıyor.

Yabancı banka ve finans kuruluşlarının beklentisi hükümete danışmanlık yapması konusunda anlaşmaya varılan McKinsey şirketinin bir yandan da dolaylı olarak, kendilerine verilecek raporlarda yer alacak bilgilere ve verilere göz kulak olmasıydı.

Yabancıların bu beklentisine karşılık verecek açık ya da zımni bir düzenleme var mı bilinmiyor ama borç verecek olanların beklentisinin bu olduğu anlaşılıyor.

Ne var ki işler tam bu aşamadayken Cumhurbaşkanının açıklaması gelince McKinsey'in danışmanlık meselesi karıştı.

Bu durumda McKinsey'den danışmanlık alınıp alınmayacağı, alınmayacaksa kendilerine para ödenip ödenmeyeceği bilinmeyen konular arasına girdi.

McKinsey'in danışmanlık alınmak üzere davet edilmesi bana göre yanlıştı. Türk bürokrasinin bu konuda birikimli, yetişmiş pek çok elemanı var.

Eskiden bu görevleri Devlet Planlama Teşkilatı uzmanları yapar, Hazine, Maliye ve Merkez Bankası'nın elemanları da onlara yardım ederdi.

Bu elemanların hepsi bir yerlere dağıtılmadığına göre onlardan bir ekip oluşturmak yerine yabancı bir danışman tutulmasının tek gerekçesi bizim elemanların yazacaklarına yabancıların güvenmemesi olabilir. Ki bu duruma nasıl geldiğimiz de ayrı bir soru işareti.

McKinsey'in gönderilmesi çağırılmasından daha da tuhaf bir durum yaratıyor. Çünkü 10 gün arayla aynı konuda aynı hükümet iki farklı karar almış oluyor.

Bu çelişkili durumun risk artışına yol açacağı çok açık. Büyük olasılıkla bu açıklamaların ardından TL değer kaybedecek, Türkiye'nin risklerini gösteren CDS primi yükselecek.

Riskleri düşürmesi umuduyla davet edilen McKinsey'in risk artışına yol açarak gidiyor olması başlı başına tuhaf bir durum.

Türkiye'nin dış borçları o kadar yüksek değil. Bu alandaki asıl sorun bir yıl içinde çevrilmesi gereken dış yükümlülük miktarının yüksekliği (yaklaşık 230 milyar dolar) 2019'da Fed'in 3 kez daha faiz artıracağı ve piyasadan 600 milyar dolar daha çekeceği dikkate alındığında bu büyük tutar bu tür çelişkilerle birleştiğinde dış kreditörlerin Türkiye'ye sıcak bakmalarının önünde ciddi bir engel oluşturuyor.

Dış borçlanma belirli bir noktayı geçince bağımsızlık sorunları yaratmaya başlar.

Osmanlı İmparatorluğu'ndan devir alınan dış borçları ödemek zorunda kalan Cumhuriyetin ilk kuşaklarının dış borçlanmadan uzak durmasının, hızlı büyümeden çok yerel olanaklarla büyümeyi tercih etmesinin nedeni asıl olarak buydu.

Osmanlı tarihi sadece kılıç kalkandan, fetihlerden, saraydaki ihtişamdan ibaret değildir.

İmparatorluğun özellikle son 200 yılı çok sayıda finansal dersle doludur.

Ertuğrul'un, Kanuni'nin, Abdülhamid'in dizilerinin yanında Tarhuncu Ahmet Paşa'nın başına gelenler de televizyon dizisi yapılsaydı belki bu derslerden yararlanmak mümkün olurdu." 

Kaynak: Mahfi Eğilmez | BBC Türkçe

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

Deniz kısmının inşaatının bitmesi nedeniyle Türk Akımı projesinin tarafları Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, İstanbul'da tör...

19 Kasım Pazartesi altın fiyatları, gram, çeyrek, yarım, cumhuriyet altını ne kadar?

19 Kasım Pazartesi döviz fiyatları. Euro ve Dolar haftaya nasıl başladı?

Konkordato ilan eden firmalara Emay inşaat da eklendi. Vergi rekortmeni İstanbul merkezli inşaat şirketi konkordato ilan etti.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez, Türkiye'nin ilk yüzde yüz yerli elektrikli otobüsünü inceledi. Dönmez, "Askeri ürünleri üretmek amacıyla yola çıkan şirk...

EGİAD Ege Genç İşadamları Derneği Yönetim Kurulu ve Üyeleri, Ankara’ya giderek üst düzey ziyaretler gerçekleştirdi.

KESK Genel Merkezinin almış olduğu karar doğrultusunda, “Yoksulluğa, güvencesizliğe, işsizliğe karşı;birlikte mücadeleye” başlığı ile 5 ilde yapılacak olan bölge mitin...

Yazarlar
Website Security Test