Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Ekonomide Sorun Ne? (1)

12.6.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Ekonomist Ümit Kumcuoğlu, gazetemizde ekonomideki son gelişmeleri değerlendiren bir yazı kaleme aldı.

2018 krizinden tam olarak çıkamadan Covid-19 krizine yakalandık. Karşımızda eskiden beri aşina olduğumuz bir sorunumuz var: ödemeler dengesini tutturamamak, yani dış dünya ile alış verişimizi makul bir dengeye oturtamamak.

Türkiye ithalatını karşılayacak kadar ihracat yapmakta zorlanıyor. Daha da önemlisi, cari açık vermeden büyüyemiyor. İçeriden veya dışarıdan kaynaklanan sebeplerle yurt dışından finansman bulmak zorlaşınca ekonomi çok sert fren yapıyor ve daralıyor.

1950’lerden bu yana sürekli karşılaştığımız bu sorunu bir türlü çözemedik. 1980’de Turgut Özal, 2001’de de Kemal Derviş’in hazırladığı ekonomik programlar sayesinde akut sorunu kronik hale getirdik, yani sorunla yaşarken onu daha iyi yönetmeyi öğrendik: bir yüksek tansiyon, şeker ya da ülser hastası gibi. Ancak başardığımız şey sadece cari açığı sürdürülebilir hale getirmekti – cari açık vermeden büyümeyi başaramadık.

Cari açık bağımlılığımızın çok derin yapısal sebepleri var. Öncelikle, serbest ticaret altında toplam faktör verimliliği düşük, yani göreceli olarak verimsiz ülkelerin izlenen ekonomi politikasından bağımsız olarak cari açık verme eğilimi vardır. Kamusal veya özel, sınır ötesi sermaye hareketleri mümkünse ve verimsiz ülkenin borçlanma kapasitesi varsa, o ülke cari açık verir.

Cari açık bağımlılığımızın ikinci yapısal sebebi tasarruf oranımızın düşük olmasıdır. Bu olgu da yeni değil; İkinci Dünya Savaşı sonrasında Türkiye’de tasarruf oranı hiçbir zaman yeterince yüksek olmadı. Bunun sebebi kısmen demografik, kısmen siyasidir. Türkiye’de işgücüne katılım oranı önce hızlı nufus artışı, daha sonra da kadınların işgücüne katılım oranının yetersizliği nedeniyle düşük kaldı. Bu arada demokrasiye geçişi benzer ülkelerden erken yaptık. Uzun vadede refaha ulaşabilmek için kısa vadede fedakarlık yapma gereği seçmene anlatılamadı. Devlet kendisi yüksek tasarruf yapamadığı gibi tasarruf yapan vatandaşı da teşvik etmedi. Sonuç olarak hem demografi, hem de siyasal ekonomi Türkiye’yi tasarruf eğilimi düşük ve sürekli cari açık veren bir ülke haline getirdi.

Uzun vadeli ve yapısal sorunumuz olan cari açığı çözemediğimiz için Türkiye’de ekonomi politikasının başarısı cari açıkla ne kadar sorunsuz yaşayabildiğimize göre ölçülegeldi. Bu konuda 1961, 1980 ve 2001’de üç önemli adım attık. 1961 Anayasası ile benimsenen planlı ekonomi modeli ve kurulan Devlet Planlama Teşkilatı sayesinde ülkenin kaynak sorunlarının tecrübeli yerli uzmanlar tarafından analiz edilip teknik çözümler üretilmesine imkan sağladık. 1980’de 24 Ocak kararları ile ekonomide serbest rekabetin önünü açtık, fiyat hareketlerini serbest bıraktık, ithalatı azaltmak yerine ihracatı artımaya odaklandık, döviz kurunun yapay olarak değerli tutulması uygulamasına son verdik. 2001 krizinden sonra ise serbest kur, denk bütçe, sağlam kamu kesimi bilançosu, sağlam bankalar ve yetkin düzenleyici kurumlar ile 1980’de kurulan sistemi güçlendirdik. Her üç adımın ardından Türkiye ekonomisinde onar yıla yakın hızlı büyüme dönemleri yaşandı.

Bu noktada en son başarılı dönemimiz olan 2001 sonrası döneme biraz daha detaylı bakmakta fayda var. Bu dönemde Türkiye cari açığı yönetilebilir halde tutmak için gereken her şeyi doğru yaptı. Bir yandan yurt içinde tasarruf eğilimini artırmak için önlemler alınırken diğer yandan ülkenin dış finansman için cazip hale getirilmesine çalışıldı. Milli gelirin %6,5’i gibi Türkiye tarihinde de diğer gelişmekte olan ülke ekonomiler arasında da nadir rastlanan bir seviyede faiz dışı bütçe fazlası verildi. Bu sayede tasarruf oranını artırma görevinde devlet öncü rol oynadı. Faizler enflasyonun makul bir miktar üzerinde tutularak vatandaşların TL tasarruf etmesi ödüllendirildi. Bir yandan da TL 2001 sonrasında çok ucuz olduğu için TL tahvil ve bono yatırımları yabancı yatırımcı için çok cazip hale geldi. Bu sayede yurt dışından TL olarak borçlanma imkanı açıldı. Sonuç olarak 10 yıl boyunca hem Türkiye hızlı büyüdü, hem de ciddi bir verimlilik artışı sağlandı. Tasarruf açığının ekonomideki pek çok sorunun kaynağı olduğu tezi doğrulandı.

Bu başarıyı neden devam ettiremedik? Bunun en önemli nedeni Adalet ve Kalkınma Partisi’nin 20 yıllık iktidarı boyunca bir ekonomi politikası oluşturamamış olmasıdır. 2001 istikrar programı başarıyla tamamlandı, ama yerine bir kalkınma programı konamadı. 2008 krizi kolay atlatılınca reel faiz ve bütçe fazlasını azaltma imkanı doğdu. Küresel likidite bolluğu ve düşük faiz ortamı sayesinde yüksek büyüme 5 yıl daha devam etti. Ancak ekonomide verimlilik artışı durdu, döviz borçları artmaya başladı. 2013’ten itibaren zaten iç ve dış ekonomik faktörler nedeniyle sonuna yaklaşmakta olan bu politikalar demeti siyasi istikrarsızlık ile sarsıldı. Türkiye ekonomisinde iniş başladı. Son 7 yılda siyasi istikrarsızlık artarken ekonomik büyüme azaldı. Ekonomi politikası eksikliğine Türkiye’nin demokrasi, hukuk ve insan hakları performansının düşmesi de eklenince yurt içi ve yurt dışı yatırımcılarda bir güven bunalımı oluştu. (Devamı haftaya)

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan, Haziran ayında ihracatın arttığını söyledi.

TSPB Başkanı Dr. Alp Keler, CFA son beş aylık süreçte hisse senedi piyasasına 313 bin yeni yerli yatırımcının katılımıyla aktif bireysel yatırımcı sayısının Borsa tari...

İzmir Ticaret Borsası Haziran Ayı Olağan Meclis Toplantısı 30 Haziran 2020 Salı günü video konferans aracılığıyla ve Meclis Üyelerinin geniş katılımıyla gerçekleştirildi.

Türk ekonomisi, Koronavirüs (Covid-19) salgınının etkilerinden Haziran ayı ile birlikte sıyrılmaya çalışırken, vaka sayılarının hâlâ çok yüksek seyretmesi, iş dünyasın...

Dünya genelinde yaşanan Korona virüs salgını sonrasında istihdamı korumak amacıyla Hükümet tarafından 3 aylığına getirilen Kısa Çalışma Ödeneğinin 1 ay süreyle uzatılm...

Tüketici Örgütleri Federasyonu Genel Başkanı Fuat Engin bir basın açıklaması yaparak BOTAŞ'ın yaptığı doğalgaz indirimine tepki gösterdi.

Ege Tütün İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Umur, 1 Temmuz tarihinde yürürlüğe giren ve ''makaron veya yaprak sigara kâğıdının, içine kıyılmış tütün do...

Yazarlar
Website Security Test