Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

İzmir Urla Karantina Adası Koronavirüs ile tekrar gündemde

27.3.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

İzmir'in Urla ilçesinde bulunan Karantina Adası, Koronavirüs (Kovid-19) pandemisi sonrası tekrar gündeme geldi. Osmanlı İmparatorluğu zamanında salgınlara karşı kullanılan Karantina Adası'nın hikayesi haberimizde.

İzmir'in Urla ilçesinde bulunan ve bir yarımada olan Karantina Adası, Koronavirüs (Kovid-19) pandemisi karşısında ilgi odağı oldu.

İzGazete'nin haberine göre, Osmanlı İmparatorluğu döneminde Fransızlara yaptırılan ve dönemin kolera, veba gibi bulaşıcı hastalıklarıyla mücadelesinde kullanılan Urla Karantina Adası, dünyayı etkisi altına alan koronavirüs salgını nedeniyle ilgi çekiyor. Türkiye Hudut ve Sahilleri Genel Müdürlüğü tarafından yaptırılacak restorasyon kapsamında, 16 tarihi yapısı yenilenecek olan ada, dönemin koşullarında oluşturulmuş olmasına rağmen ileri düzey sistemiyle günümüz karantina sistemlerine örnek oluyor.

KARANTİNA ADASI'NIN HİKAYESİ

Otuzbeşlik.com'da Filiz Temiz imzalı gezi yazısında şu ifadelere yer veriliyor;

"Yıllar önce buraya ilk geldiğimde bir Urlalı olan eşime oraya neden Karantina Adası dendiğini sorduğumda ‘’Eskiden vebalılar orada tutulurmuş. Çocukken çok korkardık. Büyükler orada ölenlerin yakılıp sabun yapıldığını filan anlatırdı. Urla’nın tuhaf damarı çok beslenmiştir bu adadan. Çocuğa laf dinletmek için korkutucu hikaye arayan ebeveynlerin ya da sırf eğlence olsun diye arkadaş meclislerinde fantastik hikaye anlatmaya bayılanların hayal güçlerini besleyen...’’

O bunları anlatırken, yıllar sonra İzmir’in karanlık, trajik hikayelerini araştırmaya karar vereceğimden, Karantina Adasında bir belgesel çekmek için onun ilginç hikayelerine derinlemesine nüfuz edeceğimden henüz haberim yoktu."

İZMİR'DEKİ SALGINLAR

Ada ismini Osmanlı Dönemi karantina teşkilatının en önemli istasyonlarından birinin burada bulunmasından alıyor. 17. yy'dan itibaren yoğunlaşan deniz ticareti faaliyetleri İzmir’e zenginlik kadar felaketler de getirmiş. Avrupa’yı kasıp kavuran veba salgınları, ticaret gemileri vasıtasıyla bu mikrobu taşıyan yolcu-mürettebat hatta bu mikroba bizzat neden olan kemirgenler nedeniyle zaman zaman İzmir’de de büyük felaketlere yol açmış. Ama İzmir’de tam teşekküllü bir karantina teşkilatının kurulmasına esas sebep olan şey hacı kafilelerini taşıyan gemilerin Hicaz limanlarından taşıdığı kolera salgınları olmuş. Bu salgınlar binlerce kişinin hayatını kaybettiği felaketlere dönüşmüş zaman zaman.

İzmir’in ilk karantina istasyonu bugün ismi tramvay durağı sayesinde şehrin unutturulan belleğinde yeniden canlanan Karantina semtinde kurulmuş. Ama semt 19. yy'da iskana açıldığında zaten koşulları hiç de uygun olmayan istasyonun Urla Karantina Adasına taşınmasına karar verilmiş. Bu noktanın seçilmesi ise rastgele olmamış. Burası konum olarak İzmir Körfezine, dolayısıyla İzmir Limanına girişi kontrol eden stratejik bir nokta. Ama daha önemlisi adanın daha antik çağlardan itibaren şifalı kaynak sularıyla bağlantısı, tertemiz havası sebebiyle her zaman sağlık ile bir ilişkisinin olması. Mübadele öncesi Urla’sında yaşamış bir Rum tarafından yazılmış bir kaynakta adanın güneş-deniz tedavisi uygulaması yapılan (thalasso terapi) bir merkez olduğu, bugün de sıtma suyu diye bilinen yerden gelen kaynak suyunun buradaki bir ayazmaya ulaştığı anlatılır.

İLK YOL BÜYÜK İSKENDER'DEN

Ada hikayelerinin izlerini daha adaya varmadan sürmeye başlıyorsunuz. 1865 yılında burada bir karantina istasyonu kurulmasına karar verildiğinde adanın henüz kara bağlantısı yokmuş. Hatta İzmir’den Urla’ya bile doğru düzgün bir yol yokmuş. Önce Urla’yı İzmir’e, sonra da adayı anakaraya bağlayan birer yol inşa edilmiş. Ama ada yoluna geldiğinizde bu yola paralel seyreden, yer yer denizin içinden kendini belli eden, üzerinde martıların güneşlendiği büyük blok taşlardan oluşan bir yol daha fark edersiniz. Bu, m.ö.4yy.da Urla’ya (o dönemki adıyla Klazomenai) gelen, tarihin en destursuz krallarından Büyük İskender’in adayı ana karaya bağlamak için yaptırdığı ilk yolun izleridir. Bu yol Pers istilasından kaçıp adaya yerleşen Urlalılara kralın çılgın bir kıyağıdır.

OSMANLI NASIL KULLANIYORDU?

Urla Karantinasının (O dönemki adıyla Klazomen Tahaffuzhanesi) Osmanlı topraklarındaki en önemli istasyonlardan biri olmasının sebebi İstanbul’dan başka hiçbir yerde olmayan zamanının en ileri teknolojisi olan etüv yani buharlı sterilizasyon makinalarına sahip olması. Bu sayede burası Osmanlı topraklarının en yüksek kapasiteli karantina merkezlerinden biri olmuş. Bugün istasyonu gezen ziyaretçiler bu makinaları tam teşekküllü sistem ile birlikte görebiliyor.

İzmir limanına girecek tüm gemiler öncelikle birkaç mil açıkta bekletilir, yolcu, mürettebat ve eşyalar sandallarla istasyona getirilir, kişilerin muayeneleri yapılır, hastalık şüphesi olanlar derhal karantinaya alınır, diğer kişiler ise bugün hala gezilebilen duşlarda yıkanır, karantina süresi dolduktan sonra yollarına devam ederlermiş. Bu esnada eşyalar el değmeden raylı sistemle içeri alınır, etüv makinalarında sterilize edilir, açıkta bekleyen gemiye de büyük tepsiler içinde kükürt yakılması suretiyle dezenfektasyon uygulanırmış.

Ada, ölümcül hastalık tespit edilmiş olan kişi için hayatının son durağı olurmuş. Burada karantinaya alınmasından ölümüne kadar asla adadan dışarı çıkarılmazmış. Peki kişi öldükten sonra ne oluyordu? Defin işlemleri nasıl yapılıyordu? Yukarıda da bahsettiğim nedenlerle, farklı ülkelerden, farklı dinlere mensup yüzlerce kişi bu adada karantinaya alınmış. Hayatını kaybedenler önce eşyaları ile birlikte yakılır (eşimin çocukluğunda anlatılan burada ölenler yakılıp sabun yapılırmış rivayetinin -yakılma- kısmının doğrulandığını anlıyoruz. Ama -sabun yapılırmış- kısmı anlatıcının hikayenin etkisini arttırmak için uydurduğu bir hayal ürünü gibi duruyor. Zira bunu kanıtlayan hiçbir bilgi-belgeye ulaşamadım) ya da mezarı da dahil olmak üzere kirece bulanır, ondan sonra adanın en uç noktasında bulunan mezarlıkta toprağa gömülürmüş. Bugün ziyarete kapalı olan, belgesel çekimi için özel izinle girdiğimiz mezarlıkta toplam 300-350 civarında olduğu tahmin edilen mezarların ancak birkaç tanesinin mezar taşlarını görmek mümkün. Burada bulunan resmi Osmanlı kayıtlarının İstanbul’a, Yıldız Sarayı Arşivlerine gönderilmesi ancak tasniflerinin yapılmamasından dolayı araştırmacılara açılmamasından dolayı kafamı kurcalayan, definler her din mensubunun kendi inançlarına göre yapılıyor muydu? Ölenlerin kayıtları var mı? Yıllar sonra atalarını görmek isteyip burayı ziyarete gelenler olmuş mu gibi soruların cevaplarını en azından şimdilik bilemiyorum. Ama mezar taşlarından iki tanesinde, bir zamanlar birilerinin pek kıymetlileri olduklarının kanıtı olabilecek kalp şeklinde taş oymaları görünce mezar sahiplerinin hikayelerini hayal etmekten kendimi alamadım.

GEMİDE DOĞAN MÜBADİL

Adanın en çarpıcı hikayelerinden biri de 3 Aralık 1923’de Giritli ilk mübadilleri getiren Bahri Cedid gemisinde yaşanan gerçek bir olay. Lozan mübadillerini taşıyan pek çok gemi de burada karantina uygulamasına tabi olmuşlar. Bahri Cedid isimli gemi Girit’ten yola çıktığında toplam 1027 yolcusu varmış. Ama Urla tahaffuzhanesine vardığında toplam yolcu sayısı 1028 imiş. Çünkü yolculuk esnasında gemide bir bebek doğmuş. Kemal Kurul isimli bu kişi birkaç sene önce vefat edene kadar her yıl adada düzenlenen anma törenine onur konuğu olarak katılmaktaydı.

Urla Karantina istasyonu salgın hastalıkların risk olmaktan çıkmasıyla büyük oranda işlevini yitirmiş. En son 1955’de Kore savaşından dönen asker kafilelerin karantina uygulaması için kullanılmış. Ondan sonra adanın karantina istasyonunun bulunduğu batı kesimi çoğunlukla ziyarete kapalı olmuş. Bu haliyle sanki 1950’lerde zamanın durduğu ama hayatın akmaya devam ettiği tuhaf bir atmosfere sahip. Urla Karantina İstasyonunun dünyada birkaç benzeri var. Ama tescilli ve tam teşekküllü olarak hazır bulundurulmaya devam edilen dünyadaki tek örnek.

Şu anda adada sağlık teşkilatının türlü eğitimlerde kullanması için bir tesis bulunuyor. Ayrıca istasyon ve adanın bakımı için görevlendirilmiş kişi ve aileler buradaki lojmanlarda yaşamaya devam ediyorlar. Karantina istasyonu Karantina Müdürlüğünden izin alınarak ziyaret edilebiliyor. Yakın zamanda istasyonun müze haline getirilmesi planlanıyor.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

İzmir İl Tarım ve Orman Müdürü Mustafa Özen, İzmir’deki tarım ve kooperatifçilik faaliyetleri hakkında açıklamalar yaptı.

İzmir’in Gaziemir ilçesinde bulunan eski kurşun döküm fabrikası bölgesinde 13 yıl önce ortaya çıkan tehlikeli atık ve radyoaktif maddeler hala temizlenmedi. Türkiye At...

Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB) illerde kaç adet cami olduğunu açıkladı.

Kemeraltı Çarşısı esnafı, dün etkili olan sağanak nedeniyle zor anlar yaşadı ve İzmir Büyükşehir ile Konak Belediyesi'ne çağrıda bulunuyorlar.

İzmir'in Bornova ilçesinde bulunan Point Alışveriş Merkezi'ne iki kez silahlı saldırı düzenleyen kişi emniyet güçleri tarafından yakalandı.

Gazeteci Mustafa Oğuz, dün akşam saatlerinde Kültürpark’ta Büyükşehir Belediyesi’nin güvenlikçileri tarafından görevini yaptığı için sorgulandı.

İzmir yine sağanak bir yağış ile sular altında kaldı. İzmir'de birçok noktada etkili olan yağmur evlere ve dükkanlara çok miktarda suyun girmesine neden oldu.

Yazarlar
Website Security Test