Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

''Andımız'' andımızdır!..

26.10.2018
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Malezya Uluslararası İslam Üniversitesi’nde, 1990 ve sonrasında “yardımcı doçentlik ve siyaset bölümü başkanlığı” yapan, “1993’de doçent olan ve 1995’te Türkiye’ye dönen” eski dışişleri bakanı ve başbakan Ahmet Davutoğlu buyurmuşlar ki; “Andımız uygulaması, 1930'lu yılların otoriter zihniyetinin bir ürünüdür. Vesayetçi sistem ve zihniyetle yürütülen mücadele çerçevesinde, 2013 yılında pedagojiye aykırı bulunularak kaldırılmıştır."

Ne var, Andımız’da; “Türk” var / “Atatürk” var / “Ne mutlu Türk’üm diyene” var!.

Ve işte “o” Andımız; “Türküm, doğruyum, çalışkanım, İlkem; küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu, milletimi özümden çok sevmektir. Ülküm; yükselmek, ileri gitmektir.

Ey Büyük Atatürk! Açtığın yolda, gösterdiğin hedefe durmadan yürüyeceğime ant içerim. Varlığım Türk varlığına armağan olsun. Ne mutlu Türküm diyene!”

Demek ki, neymiş; “Bu ant, pedagojiye aykırı imiş, onun için kaldırılmış!..”

Ama, 21’inci asırda Tarikat ve cemaat vakıflarının, Milli Eğitim Bakanlığı ile yaptığı okullar bazındaki sözleşmelerle, “salonlarda, sahnelerde 4 – 5 – 6 – 7 yaşındaki çocuklarımızın kara çarşaflı (ki, ne Kuran’ı Kerimde, ne gerçek İslam’da vardır; Arapların cahiliye devrindeki örf ve âdetlerinden kalma bir örtünme şeklidir) gösteriler yapmaya, o yaşlarda Arapçayı sökmeye zorlanmaları”, hiç ama hiç “pedagojiye aykırı olamaz” öyle değil mi sayın Davutoğlu ve de “onun gibi”, Danıştay’ın verdiği “alkışlanacak” iptal kararına savaş açan zat – ı muhteremler?..

Asıl “vesayetçi sistem ve zihniyet” apaçık ortada değil mi; “ümmetçi tarikatların ve cemaatlerin vesayeti ve zihniyeti altında” nesiller yetiştirmek!..

Onun için de “öncelikle, Türk’ü, Atatürk’ü çocuklarımızın zihninden silmek!..”

Bilesiniz ki, Türk de, Atatürk de “ilelebet yaşayacaktır” Türk’ün vatanında, dahası, “Ne mutlu Türküm” diyenlerin kalbinde ve “silinmeyen” ana hafızasında; buna hiçbir güç engel olamaz, olamayacaktır!..

Boşuna uğraşmayın!..

 

++++++

 

Haftanın Adamı

Devlet Bahçeli

Nihayet “rahmetli Alparslan Türkeş’in koltuğunda oturduğunu, Türk ülkücü ve milliyetçilerinin partisinin genel başkanı olduğunu” hatırladı, Devlet Bahçeli!..

2013’de “Andımızı okullardan kaldıran Milli Eğitim Bakanlığı yönetmeliğinin 1. Maddesi’ni iptal eden” Danıştay kararını yerden yere vuranlara “hak ettikleri” cevabı verdi:

“Danıştay 8.Dairesi maşeri vicdana tercüman olmuş, Türk milletinin ruh kökünden fışkıran çığlığa bigane kalmamış, kalamamıştır. Andımızdan rahatsız olmaya, Andımızı hırpalamaya ve yaftalamaya hiç kimsenin hakkı yoktur. Andımız Türk milletine mensubiyet şuurunun tezahürüdür.

Terörle mücadelenin kahramanca sürdürüldüğü bugünkü zaman diliminde Andımız ile ilgili geçmişteki bir hatanın tamir ve telafisi bizi memnun ettiği gibi, geleceğe dair umutlarımızı daha da güçlendirmiştir. Adımız Türk olduğuna göre Andımızın da Türk olması tarihi mecburiyettir.

Peki, Danıştay’ın vermiş olduğu karara gölge düşürmek için kuyruğa girenlere, adeta tahammülsüzlük yarışına heves edenlere ne oluyor? Neden kâbus görmüş gibi hareket edip, yıkım ve çözülme süreçlerinin kötü hatıralarına sarılıyorlar?

Ne var Andımızda? Neresi sinirlerini bozuyor, neyi vicdanlarını bulandırıyor?

Türküm demek suç mu? Doğruyum demek yanlış mı? Çalışkan olmak gaflet mi? Eğer Andımıza cephe alanlar kripto damarın karanlık failleri değilse merakla soruyorum dertleri nedir? Bu hazımsızlık niyedir? Bu ülkenin adı Türkiye Cumhuriyeti, üzerinde yaşayan millet ise Türk’tür.”

Kutlarım, Bahçeli’yi, “sütunumda hem de rakipsiz ‘Haftanın Adamı’ olarak yer almasından” mutluluk duydum; inşallah “hatırladığı” kutsal yolda devam eder!..

 

++++++

 

Kilis ve Tercüman!..

Küçük bir meydanın bir köşesinde küçük bir işyeri vardı; hava kararmak üzere idi; “taşınmış eski bir mezarlığın yerini bulmaya çalışıyorduk, orada Dedemiz yatıyordu, mezarını arıyorduk”, işyerinin kapısında durduk ve taburesinde oturan adama “mezarlığı” sorduk. Eğildi, içeriye doğru seslendi; “Ehmeeet!..”

12 – 13 yaşlarında bir çocuk koşarak geldi; Adam ona bir şeyler söyledi; biz anlamadık; Arapça idi.

Çocuk bize döndü, “bozuk” bir Türkçe ile “Ne istersiz” diye sordu. Meramımızı ona anlattık, o da Arapça Adama anlattı. Adamın “Biz bilmeyiz” dediğini, çocuğu ya da çırağı olduğunu tahmin ettiğimiz “tercüman(!)” bize aynen nakletti. Ayrıldık!..

Kilis’te idik. “Her 1 Kilisliye 2 Suriyelinin düştüğü” iddialarını taa İzmir’den duyduğumuz Kilis!..

Bilmem ki, yarınlarda ne olacak; zira Gaziantep’teki gazeteci arkadaşlarımdan aldığım bilgilere göre, Gaziantep’ten “ciddi oranda dönüşler başlamış” ama, Kilis’ten dönenler çok azmış!..

“Doğum artışı ise”, Kilis’teki “Türk / Suriyeli oranına denkmiş” ve de, “Türk vatandaşlığına geçme” istek ve müracaatları da gün be gün artıyormuş.

Bu tablonun çaresi ne olabilir; onu ülkeyi yönetenler düşünmeli ve bulmalı; yarınlar geç olabilir!..

 

+++++++

 

Sözün Özü

“İstanbul Fatih Müftülüğü’nde camilerle ilgili çalışmalar ve de “dekanlık / rektörlük” yapmış olan ilahiyat profesörü Diyanet İşleri Başkanımız, göreve başladıktan bir yıl sonra, Tunceli Cemevi’ni Vali ile beraber ziyaret ederken, “İlk kez bir cemevini ziyaret ediyorum” demişse, “inanç dünyamızı yöneten” devlet kuruluşumuzun statüsü için “ne düşünmemiz gerek”, acaba?..

 

++++++ 

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar
Website Security Test