Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Kışlalı: ''Ali Erbaş’ın dününe bak, bugününü anla!..''

16.11.2018
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Duayen gazeteci M. Ali Kışlalı, GÖZLEM’in, ülkenin gündeminde olan iç ve dış olaylarla ilgili sorularını cevaplandırdı. İşte görüşleri…

GÖZLEM – Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş’ın “Atatürk’e ve Cumhuriyet’e devamlı hakaretler yağdıran” Kadir Mısırlıoğlu’nu 10 Kasım’dan bir gün önce, “resmi kıyafeti ile” ziyaret etmesi, büyük tepki topladı. CHP / MHP / İyi Parti ya istifa etmesini ya da görevden alınmasını istedi. “10 Kasım saat 9.05’de kenefe gidin / Kurtuluş Savaşı’nı keşke Yunanlılar kazansa idi / Mustafa Kemal’i sevenler cenazeme gelmesin / Mustafa Kemal yeni bir devlet kurmamıştır, rejimi değiştirmiştir” gibi sözleri devamlı söyleyen bir adamı, Atatürk Haftası’nda ziyaret konusunda görüşünüz?

 

Atatürk'ün din ile ilgili yaklaşımı laiklik çerçevesinde çizilmişti. Atatürk'ün Diyanet İşleri Başkanlığı'nı kurarken amacı din konularının istismar edilmesinin önlenmesi, din ile devlet işlerinin birbirinden ayrılması, yurttaşların dini özgürlüklerini bireysel olarak yaşamalarının garanti altına alınmasının sağlanmasıydı. Bundan önce Diyanet İşleri Başkanı olarak çok sayıda saygın alimler görev yaptı. Bunlardan birisi de CHP'de Devlet Bakanlığı da yapan Diyanet İşleri Başkanı Lütfü Doğan idi. Şimdi, son olarak göreve getirilen bu kişi, Prof. Ali Erbaş, Cumhuriyet Gazetesi'nde Barış Terkoğlu'nun 1 Kasım 2018 tarihli köşesinden de öğreniyoruz ki, aslında 15 Temmuz kalkışmasını Fetullah Gülen adına yöneten Adil Öksüz'ün doktorasına olur veren ve yıllarca Sakarya Üniversitesi'nde Adil Öksüz ve 'ağabey' dediği yine FETÖ'nün sağ kolu, firari Prof. Dr. Suat Yıldırım ile beraber çalışan bir kişi. Fetullahçılar için "gönül erleri" demiş, FETÖ'nün "Kimse Yok Mu?" derneklerinde baş aktör olmuş. FETÖ'nün organize ettiği Abant Toplantılarının müdavimi ve yine FETÖ'nün kurduğu Kültürlerarası Diyalog Platformunun Yönetim Kurulu Üyesi. Şimdi FETÖ'yle bu denli içli dışlı olan bir kişiyi Tayyip Erdoğan göreve getirmiş. Erbaş göreve geldiğinden bu yana Atatürk'e 29 Ekim, 10 Kasım haftasındaki hutbelerde bile yer vermeyip, Diyanet İşleri'nin internet sitesinden kurucusu Atatürk'ün adını çıkartan bir Diyanet İşleri Başkanı. Ve şimdi de Diyanet İşleri Başkanı sıfatıyla Atatürk'e hakaretler yağdıran Fesli Kadir lakaplı şahsı, Atatürk'ün ölüm gününde gazetelere servis edecek şekilde ziyaret ediyor. Başkanın dününe bak, bugününü anla. Burada öne çıkan iki konu var. Birisi Fethullah ile olan ilişkisi. Diğeri bu ziyareti Erdoğan'ın izni olmadan bu ziyareti gerçekleştirmiş olup olamayacağı. İstifa çağrıları üzerine bu kişi herhangi bir savunma yapmadı. Onun yerine AKP Sözcüsü Ömer Çelik kendisini "Diyanet İşleri Başkanımız Cumhurbaşkanımızın takdir ettiği bir yöneticidir. Her insani ziyaretten siyasi sonuçlar çıkartmaya başlarsak bunun sonu gelmez" sözleriyle savundu. Kanımca bu görevi yapan insanın hem çalıştığı kurumun, hem de Cumhuriyet'in kurucusu hakkında ipe sapa gelmez sözler söyleyen bir meczupu ziyaret edememesi gerekliydi. Bu ziyareti Tayyip Erdoğan'ın bilgisi dışında yaptıysa, büyük bir hata olmuş. Erdoğan'ın çizdiği bir çizgi vardır. Bu çizgiyi her aştığında görevden alınması gerekmez. AKP içinde ne kadar rahatsızlık yarattı? Ortağı MHP'yi rahatsız ettiği Bahçeli'nin ağır sözlerinden belli. Umarız ki bu hükümet içinde bir daha tekrarlanmayacak bir hata olarak kalır. Ancak unutulmayacağı kesin. Öte yandan, Atatürk ile ilgili bu çok önemli bir konuda yapılan böyle bir ziyaretin de Erdoğan'ın izni veya bilgisi olmadan yapılmış olabileceğini düşünmek bana zor geliyor.

 

GÖZLEM – Bu büyük tepki gören ziyaretin yapıldığı 9 Kasım günü Cuma idi ve Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bütün camilere gönderdiği Cuma Hutbesi’nde Kurtuluş Savaşı’nı kazanan, Cumhuriyeti kuran Atatürk ve arkadaşları için tek kelime yoktu. Bu tabloyu nasıl yorumluyorsunuz?

 

Yukarda ifade ettiğimiz türde bir Diyanet İşleri Başkanı'ndan başka bir şey beklenmeyeceği ortada.

 

GÖZLEM – Diyanet İşleri Başkanlığı, bu ziyaret konusunda “kişisel ve insani bir ziyaret. Kul hakkı” açıklamasını yaptı, ne dersiniz?

 

AKP de aynı ağızla savunma yaptığına göre bulabildikleri açıklama bu olsa gerek. Ancak pek inandırıcı değil, çünkü bu ziyaret için bugün mü seçilirdi? Diyanet İşleri Başkanı, her hasta ilim adamını ziyaret mi ediyor? Bu soruları arttırmak mümkün. Ama amacın bu olmadığı çok bariz.

 

GÖZLEM – Bu ziyaret için, Kadir Mısırlıoğlu da TV ekranlarına gelen bir video konuşması yaptı ve Atatürk’e, Cumhuriyet’e hakaretlere devam ederken, ziyaret için de “Tarihi bir gündür, şeyhülislam ziyaretime geldi” dedi, görüşünüz?

 

Bu şahıs için en güzel değerlendirmelerden birini MHP Genel Başkanı Bahçeli yaptı: "Yunan galibiyetine özlem duyan bir çukur şahsa geçmiş olsun demek, bunu da milletimize kafa tutar gibi uluorta yapmak, fesli münafığı manen onaylamak, yanında olmak, arka çıkmak değil midir? Ne istiyorsunuz Cumhuriyetten? Atatürk düşmanlarına zırh olmak gayeniz nedir? Bu yolun sonu karanlıktır".

 

GÖZLEM – Diyanet’te bunlar olurken, Milli Eğitim Bakanlığı’nda da “Andımız kararı ile ilgili olarak Danıştay’a verilen itiraz dilekçesinde, Atatürk dönemini ‘Komünist / Faşist rejimlerle bir tutarak’ çirkin bir şekilde damgalayan ifadelerin bulunduğu” ortaya çıktı. Türkler için “Milli kimlik ve milli şuur bilincine en geç varan topluluktur” denildi. Nasıl yorumluyorsunuz?

 

AKP Sözcüsü Ömer Çelik de bu savunma ile ilgili yapılan eleştirileri haklı bulduklarını ve savunmanın bu ifadelerle ilgili bahsettiğiniz bölümlerinin savunmayı kaleme alan Hukuk İşleri Başkanı ve 2 avukat tarafından eklendiğini belirterek bu kişilerin görevden alındığını bildirdi. Ankara'da bu görevden almanın, AKP yönetiminin MHP Genel Başkanı Bahçeli'nin bu konudaki eleştirilerini dikkate almasından ve Bahçeli'yi seçimler öncesi rahatsız etmeme kaygısından kaynaklandığı konuşuluyor. İyi ki Bahçeli bunlara ortak olmuş da bazı konularda aşırılıkları törpüleyebiliyor.

 

GÖZLEM – Dilekçe Cumhuriyet Gazetesi’nde yayınlanınca büyük tepki aldı. Milli Eğitim Bakanlığı da “dilekçenin altında imzası olan” Bakanlık Hukuk İşleri Genel Müdürü ile Hukuk İşlerinde görevli olan iki avukatı görevden aldı. Böyle hassas ve önemli bir konuda Danıştay’a verilen itiraz dilekçesinin metninden Bakan’ın ve Bakanlık Müsteşarı’nın haberinin olmaması sizce normal midir?

 

AKP'nin savunması bu ifadelerin Bakanın ve bakanlığın belirlediği çizginin dışında bu şahıslar tarafından kişisel olarak eklendiği yönünde. Eğer hakikaten böyleyse, keşke belli kesimler tarafından büyük ümitler beslenen yeni Eğitim Bakanı bu savunmayı Danıştay'a gönderilmeden okusaydı da, bu hakaretane ifadeler içeren kısımlar çıkartılmış olsaydı!

 

GÖZLEM – Bakan için, göreve atandığında “Çağdaş, Atatürk’ü seven bir kişi” haber ve yorumları yapılmıştı, ne var ki daha sonra bakanlıkla ilgili gelişmeler, hayal kırıklığı yarattı, yorumunuz?

 

Bakan esasen "Atatürkçü" kimliğinden ziyade 'liberal' yaklaşımıyla bilinen, AKP'nin ilk yıllarında da üç yıl kadar bu hükümetle Talim ve Terbiye Başkanı olarak görev yapmış olan birisi. Kanımca kendisine yönelik beslenen 'ümitler' biraz aşırı iyimserdi. Sonuçta böyle bir iktidarda, Milli Eğitim Bakanlığı gibi bir bakanlığın başında ne derece "Atatürkçü" olunabilir?

 

GÖZLEM – İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, ABD'nin “PKK elebaşlarının yakalanması için koyduğu 5 – 4 – 3 milyon dolarlık ödül” konusunda "En son üç teröristi listesine alıp güya milletimizin gönlünü alacaklar. Ben size bu fotoğrafı okuyayım mı? Bugüne kadar hiç sesimi çıkarmadım. Güya bizle dalga geçiyorlar. İki bakanı yaptırım listesinden çıkartıp, üç teröristi yaptırım listesine koyuyorlar. Bize demek istiyor ki 'senin bakanınla terörist arasında bir fark söz konusu değil' biz de bunu yiyeceğiz” dedi; görüşünüz?

 

Ne olursa olsun. Burada Amerika gibi bir devlet senin yaklaşımını dikkate aldığını gösteriyor. Ilımlı bir yaklaşım. Memnun olup idare etmek gerek. Ama senden bunun karşısında bir şey istiyorsa, o zaman akıllı ol, verme. Bu bir pazarlık konusu ise onu ayrı tartışmak lazım. Sonuçta Amerika yumuşadı. Nereden nereye geldi?

 

GÖZLEM –  PKK elebaşları için konan ödülden birkaç gün sonra “ABD’li askerlerin YPG’li teröristlerle beraber devriye gezmeleriyle ilgili fotoğraflar” basına yansıdı. Türkiye sert tepki gösterdi. Aradan birkaç gün geçti, ABD’li bir üst düzey yetkili YPG ile ilgili yeni bir açıklama yaptı ve "YPG ile ilişkimiz geçici, taktiksel" dedi. Görüşünüz?

 

Amerika, Suriye ile Türkiye arasında bir Kürt devleti oluşması amacında. Bununla bir yığın avantajı var. Bu Amerika'nın herkesçe bilinen bir stratejisi. Amerika bunu PYD/YPG ile gerçekleştirmek istiyor. Öte yandan şu anda Amerika ile iyi bir ilişki dönemine girmişsin. Bu gerçekleri bilip dikkatli, dengeli bir politika yürütmek lazım.

 

GÖZLEM – Avrupa Parlamentosu Türkiye raportörü Kati Piri'nin Türkiye taslak raporu açıklandı. Rapor Parlamentoda kabul edilirse, “AB’ye katılım sürecinde ilk defa, Türkiye ile AB arasındaki katılım müzakerelerinin resmen askıya alınması çağrısı” yapılmış olacak. Çağrıya gerekçe olarak, Türkiye'deki "son anayasa değişikliği, başkanlık sistemi ve demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü alanlarındaki gerileme" gösterildi. Avrupa Parlamentosu, geçen yıl kabul ettiği Türkiye raporunda, anayasal değişikliklerin mevcut haliyle yürürlüğe girmesi halinde müzakerelerin askıya alınması yönünde çağrıda bulunacağı uyarısı yapmıştı. Kati Piri’nin raporunda, “gerilemenin örnekleri olarak tutuklamalar, mahkumiyetler, isimler ve rakamlar” var. Görüşünüz?

 

AB üyeliğini istediğimize göre, onların bir takım kıstaslarıyla mümkün olduğu kadar uyuşan adımlar atmaya çalışmak yararlı olacaktır. "Anayasamız değişti, Başkanlık rejimine girdik burada bir şey yok tek başına, sizin elle tutulur itiraz ettiğiniz konular varsa onları tartışalım" deyip saldırıları hafifletmek gerekir.

 

GÖZLEM – Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu “Ege denizinde komşu Yunanistan ile yaşanan karasuları sorununu Milli Güvenlik Kuruluna taşıyacağız” dedi, bu gelişmeyi nasıl yorumluyorsunuz; Yunanistan 18 adayı işgal etti, bazılarını ise silahlandırdı, biraz geç kalınmadı mı?

 

Geç kalınsa da her şey bitmiş değil. Özellikle uluslararası hukuk nezdinde haklı olduğumuza inandığımız adımları atmak her zaman gerekli.

 

GÖZLEM – Türkiye Adnan Kaşıkçı cinayetiyle ilgili “Biz bu cinayetle ilgili ses kayıtlarını bizden isteyenlerin hepsine dinlettik. İstihbarat örgütümüz hiçbir şeyi saklamadı. Suudiler dahil ABD, Fransa, Kanada, Almanya, İngiltere, kim istediyse dinlettik” açıklaması yaptı. Önce Fransa, sonra ABD “Bize gönderilmedi, başkalarından dinledik” dediler. Ne var ki, “yabancıların dinlediği” ses kayıtları, CHP başta muhalefet partilerinin isteklerine rağmen, Meclis’e getirilmedi; bu tabloyu nasıl yorumluyorsunuz?

 

Meclis'e getirilmemesini anlarım da öteki ülkelere gereken düzeyde ve belli şeylerin verildiğini gösteren işaretler var. Bilgilendirme farklı, diplomaside bu yöntem uygulanabilir. Ama Meclis'e getirip bunu vesika olarak kanıtlandırırsan, Suudi Arabistan'la ilişkilerin çok bozulabilir. Herhalde bu da Erdoğan'ın çok tercih edeceği bir durum olmaz.

 

GÖZLEM – CHP ile İYİ Parti’nin 31 Mart'taki yerel seçimlerde “13 – 14 büyükşehirde destek ittifakı yapabilecekleri” Kemal Kılıçdaroğlu ile Meral Akşener’in görüşmesi sonrasında siyasi kulislere yayıldı, görüşünüz?

 

Umarız başarılı olur. Hakikaten iki tarafın da onaylayacağı kalitedeki adaylar üzerinde bir anlaşmaya varırlar. Başkanlık seçiminde kaçırdıkları fırsatı böylece yakalamış olurlar.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar
Website Security Test