Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Eğitime ayrılan para ile tebeşir bile alınamaz!

21.12.2018
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Erdem, Milli Eğitim müfredatının özünün “ne olduğunu, ne olması gerektiğini” anlatırken, “Eğitimimiz, Cumhuriyet’in ilanı ile çizilen insan haklarına saygılı, kişilikli, hür fikre açık olup ve alışılagelmiş normlara aykırı olan görüşleri de hoşgörü ile karşılayan bir eğitimdir. Şartlanmış ve şartlandırılmış tek tip öğrenci yetiştiren bir eğitim, bizim eğitimimiz değildir. ATATÜRKSÜZ BİR EĞİTİM OLAMAZ. Bu aynı zamanda Cumhuriyetin esasıdır” dedi.

“Biz evreni sevgiyle yarattık” diyor Tanrı. Ancak ne düşmanlıklar bitiyor ne savaşlar.

Doğuştan suçlu olanlar mı dünyamızı yönetir oldular. Yoksa dünyamız yarım insanlar dünyası mı ki katliamlar bitmiyor. Berlin Duvarı yıkıldığında “Barış egemen olacak” dedik. Olmadı. “Dünyanın her yerinde uygulanan terbiyede ve eğitimde bir gerileme mi var” diye sorguluyorum. Acaba insanlar insancıl duygulardan vaz mı geçtiler? Aristo “İnsan konuşan hayvandır” demiş. Gerçekten bu anlayış mı uygulanıyor? Bizim milli eğitimimizin hedefi iyi insan ve iyi vatandaşı yetiştirmektir. Hayvan değil. Aksine hayvanı insan yapmaktır.

Eğitimimizin kimliği millidir, çağdaştır. Bilime dayalıdır. Akılcıdır, genel ve eşitlikçi olup işlevseldir. Son zamanlarda bazı aklı evveller “Kız, oğlan aynı sınıflarda beraber okumasınlar, okulun merdivenlerini birlikte kullanmasınlar” gibi zırvalarda bulunmuşlardır. Bu hezeyanların ve zırvalıkların maksadı eğitimi karanlığın içine gömmek olup yarasa akıllılarının marifetidir.

Eğitimimiz, Cumhuriyet’in ilanı ile çizilen insan haklarına saygılı, kişilikli, hür fikre açık olup ve alışılagelmiş normlara aykırı olan görüşleri de hoşgörü ile karşılayan bir eğitimdir. Şartlanmış ve şartlandırılmış tek tip öğrenci yetiştiren bir eğitim, bizim eğitimimiz değildir. Olamaz da!

Karma eğitimden rahatsız olanlarsa namus kavramını apış arasında arayan ilkel kafalarla, aydınlık bir Türkiye’yi içlerine sindiremeyenler olup kadını kah seks objesi, kah şeytan ve kah ta ucube halinde tanımlayan yobazlardır. Tarihi içinde Türk milleti bu yobazlardan çok çekmiş, bugün de kurtulamamıştır. Dil yobazı, din yobazı, siyaset yobazı bir kanser gibi toplumu her dönemde huzursuzluk girdaplarına sürüklemişlerdir.

Oysa kendi aklıyla düşünen, hazır reçetelere itibar etmeyen, arayan, araştıran, sorgulayan ve analiz sentez yetenekleri gelişmiş beyinleri yetiştirmek eğitimimizin hedefidir. Rotası da, kökü mazide olan atidir.

Bazı araştırmalara ve duyumlarımıza göre son yılların eğitimi ise genel ve milli kültürden uzak akıldışı bilgiler olarak görülmektedir. Çağ dışı bir uygulamadan söz ediliyor ki inşallah doğru değildir. Eğer doğru ise böylesine bir uygulamayla hür ve bağımsız bir devlet var olamaz. Aklı ret eden çağdaş eğitimi dışlayan ve sadece Kuran dışı bir dini (ki, bu din Osmanlıyı batırmak için ihdas edilmiş olup şimdi Cumhuriyeti batırmak için kullanılan Vahhabiliktir) eğitimin içine dahil etmişlerse Türkiye biter. Dilerim böyle bir yanlışlık yoktur.

 

“Eğitime ayrılan para ile tebeşir bile alınamaz”

İrfan ordusunu gerek maddi ve gerekse manevi yönden en üst noktaya getirmiş bir eski Milli Eğitim Bakanıyım.

2018 yılının milli eğitim bütçesinde yatırıma ayrılan payla hiçbir şey yapılamaz.

Bu ayrılan parayla tebeşir bile alınamaz.

Cumhuriyet ile birlikte eğitim, üreten zekayı ve bilimsel düşünceyi müfredatın özü kılmıştır. Bu görüş aklın, bilimin ve pozitif düşüncenin varlığı demektir. Geçmişini karalamayan, hor ve hakir görmeyen, ancak geleceği geçmişine tercih eden bir eğitim ön görülmüştür. Geçmişin gönül avutan destanları ile oyalanan bir nesil değil, geleceğin nurlu ufuklarında insanca yaşamanın mimarlarını yetiştiren bir eğitim. Bu nedenledir ki, Eğitim yalnızca okuyup yazma değildir. Bütünüyle yaşamın kendisidir. Ve serapa insan sevgisine dayandığı zaman barışın, huzur ve mutluluğun ocağı olur.

İnsan sevgisinin olmadığı bir eğitim felaketlerin davetçisi olur. Öyleyse uygulanan eğitim “İnsanı seven” bir eğitim olmalıdır. Horlayan değil. Öğrencileri kamplara bölmeden, “Bu bizdendir, bu bizden değildir” demeden sevgi haleleri içinde kucaklayan bir eğitim. Devlet olmanın da, millet olmanın da gereği budur.

Yıllardır milli eğitimimiz bir yaz boz tahtasına döndürülmüştür. Bütçeden ayrılan pay ise Diyanete ayrılandan azdır. Eğitimin esasını oluşturan matematik. fizik, kimya ve biyolojide başarısızlığın zirvesindeyiz. Düşünceyi zorlayan bir eğitim anlayışı, yerini testlerin ezberciliğine terk etmiştir. Kolaycılığı eğitim olarak kabul etmiş bir anlayış olan bu uygulamayla ancak ellerinde diplomalarıyla sokaklarda iş arayan kuşaklar yetiştirilir. Cumhuriyetin hedeflediği bu değildir.

Bütün milletler kendi insanını yetiştirir.

Geçmişte 1739 sayılı Temel Eğitim Yasası ile  2547 sayılı Yüksek Öğrenim Yasası olmasına rağmen bazı kuruluşlar “Eğitimimiz, Rusçu mu olsun, Çinci mi olsun” diye kızılca kıyamet kopardılar. Kimileri Moskova’nın dinsiz salonlarını model olarak aldı, kimisi de Arab’ın hurma bahçelerini savunup geldiler. O tarihte anlatmağa çalıştık ki, bunların hepsi yanlıştır; bizim için yol Atatürk yoludur. “O yol, hiçbir ideolojiye sapmadan aklın ve bilimin ve gerçeklerin ikliminde yürünen yoldur” dedik.

ATATÜRKSÜZ BİR EĞİTİM OLAMAZ. Bu aynı zamanda Cumhuriyetin esasıdır.

Atatürk’ü, ilke ve devrimlerini dışlayarak bizim için ne bağımsız bir devlet ve ne de özgür ve uygar bir millet olunur.

Genel bir değerlendirmeye göre eğitimin amacı mutlu insanı var etmektir. Biz mutluluk sıralamasında 74’üncü sıradayız. Mutluluk, özgürlüğün olduğu iklimlerde görülür. Mutlu insan hoşgörülü insandır. Kendisiyle barışık, doğaya dost, yaşama bağlı, hayalle gerçeği seviştiren, aklı, bilimi ve teknolojiyi iktidar yapan insandır .Bu insan özgür ve uygardır. Ve gelişme ve kalkınma ve Refah bu insan ile gerçekleşir. Ancak geri kalmışlıktan çıkamayan toplumlarda yaşama hakkı ile korkusuz uyuma hakkı henüz sağlanmadığı için gerçek mutluluğu yakalamak, yaşlılık ve ölümü yenmekten çok daha zordur.

Tanrı iki muhteşem hazineyi insana vermiştir. Biri akıl biri de dildir. Kuran “Düşünmüyor musun ,akıl etmiyor musun” uyarısında bulunuyor. Düşünen yani araştıran , sorgulayan insan. Yani bir bağırsaktan ibaret olmayan insan. Bu insan eğitimin içinde yoğrulan ve şekil alan ve kimlik kazanan insandır. Öyleyse okul yalnızca bilginin aktarıldığı yer değildir. Okul doğru düşünme terbiyesinin verildiği yerdir. Öğretmen bir insan mimarıdır. Bu nedenle de fevkalade nitelikli olmalıdır.

Ve okul ve öğretmen ve kitap üçlüsü doğrunun, gerçeğin, güzelin peşinden giderek saygın bir devletle, uygar bir toplumu var etmekle yükümlüdür.

Önce çağın gerçeklerine uygun bir program ve plan. Sonra onlara uygun bir müfredat ve kitap. Onları takiben bu programı uygulayacak nitelikli öğretmen ve 15 kişilik sınıflar.

 

“Üreten zeka ve yaratıcı muhakeme yerini testlere bırakmıştır”

Kırk elli kişilik sınıflarda hiçbir öğretmen hiçbir öğrenciyle yeterince ilgilenemez. Ve öğretmen kurtuluşu üniversiteye hazırlık testlerinde bulur. Bu anlayış hazır kalıpların beyinlerini yetiştirir. Üreten zeka da, yaratıcı muhakeme de yerini testlere bırakmıştır.

Kitap okumuyoruz. Daha çok şifahi kültürle yetinmekteyiz. Ahalinin yüzde 80’i televizyon seyrediyor; yüzde otuzu eline hiç kitap almıyor. Bir Japon yılda 25 kitap okurken, bir Türk on yılda bir kitap okuyor. Her 7 Fransıza bir kitap düşüyor. Her Japona 25 kitap düşerken, ülkemizde 12080 kişiye bir kitap düşüyor. Bir Türkün kitaba ayırdığı zaman bir yılda 6 saattir. Ve bir evin ihtiyaç listesinde kitap 258’inci sıradadır. Yüce kitabımız “İKRA -OKU” dediği halde, büyük Kurtarıcımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk “Size manevi mirasım olarak akıl ve ilim bıraktım” demesine karşın okumuyoruz. Ve sonuçta “Titrerim mücrim gibi baktıkça istikbalime“ şarkısını söylüyoruz.

Bugün insan bilişsel ve duyuşsal açıdan sonsuz bir birikim dünyasındadır. Böylesine bir dünyada eğitimin hangi kademesinde olursa olsun öğretmenin bilgili ve sevgi dolu olması gerekir. Şunu kesinlikle söyleyebiliriz ki, bilginin ve sevginin olmadığı yerde ne erdemlik, ne özgürlük ve ne de bağımsızlık vardır. Okulun kapısı önünde unutulmağa mahkûm bilgilerle yetinen bir eğitim anlayışıyla çağdaşlaşma gerçekleşemez ve öğrenciler birer fuzuli ağırlık haline gelirler.

Sokrat “Bilgisiz insanlar erdemli olamazlar. Erdemli olmak ve doğru dürüst bir yaşam için doğru ve emin bilgiye gereksinim vardır“ diyor.

Uygurlar “Bilgisiz kişi canlı ölüdür, ölü olan bilgin ise diridir” anlayışındadırlar.

Farabi “Eğitimin amacı mutluluğu bulmak ve bireyi topluma yararlı hale getirmektir. En yüksek erdem bilgidir” demiştir.

Değerler skalasında para insanın önüne geçince insan değersizleşmiş olarak tanımlansa da, günümüzde en büyük güç yine bilgi ve yine sevgidir. Kaynağı ise eğitimdir.

Bir süreden beri dünyamız çalkantılar içindedir. Ülkemizde de bu çalkantılar var olduğu gibi, bunlara ayrıca başka belalar eklenmiştir ve en önemli konulardan biri ve hatta birincisi olan öğretmen konusu gündemin çok gerilerine düşmüştür.

Oysa 1921’de ortada ne devlet ne rejim ve ne de vatan varken, Büyük kurtarıcı Gazi Mustafa Kemal Atatürk eğitim şurasını toplamıştır. (Bu tarihte bir hata var galiba. 1 Nisan 1916’da tümgeneral oldu ve Halep’te 2’nci Ordu komutanlığı yaparken İstanbul’a döndü. Veliaht Vahidettin Efendi ile Almanya'ya seyahatı yaptı, Savaşla ilgili incelemelerde bulundu. Bu seyahatten sonra hastalandı. Viyana ve Karisbad'a giderek tedavi oldu. 15 Ağustos 1918'de Halep'e 7. Ordu Komutanı olarak döndü.) İkinci toplantısı da İzmir İktisat Kongresidir. Gazi bununla bize “Eğer hür ve bağımsız olmak istiyorsanız, muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkma kararlılığınız varsa eğitimle ekonomiyi at başı götürünüz” direktifini veriyordu. Çok kereler unuttuk. Bazen eğitim öndeydi, bazen de ekonomi. Sonuçta refah devletini var edemedik, “Halen eğitimimiz bugün ne haldedir” diye baktığımızda elimizde ciddi bir araştırma raporu var ki dehşete düşmemek mümkün değildir.

 

Dehşet verici rapor ve acı gerçekler!..

Dokuz Eylül Üniversitesi Eğitim Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Esergül Balcı ve ekibinin dört ay süren çalışması sonucunda hazırladığı eğitimle ilgili olan bu rapor eğitim konusunun artık ulusal bir güvenlik sorunu haline geldiğini ortaya koymuştur.

Tekrarlıyorum; “Dehşete düşmemek olası değil.”

Rapordan bir iki parça, bakın ne diyor:

1 -210 bin dolaylarında öğrenci tarikat okullarındadır.

2 -Dört binin üzerindeki özel yurdun 2 bin 480 i bir tarikata aittir.

3 -225 bini geçen sayıda öğrenci tarikat yurtlarında kalıyor.

4 -Kayıt dışı olanların sayısı bilinmiyor.

Ortada ne çağdaş Devlet kalır ve ne de millet. Cemaate ve tarikata dayalı hiçbir devlet refaha ulaşamamıştır. Rapor “Bu ilkel anlayışta ısrarlı olanlar Türkiye’nin dostları değillerdir” diye noktalıyor. Tam bir felaket tablosudur bu...

Temennim odur ki ilgililer raporu ciddiye alıp gerekli tedbirleri alırlar. Cumhuriyeti kuranlar sağlıklı bir görüşle “Bir tek tarikat vardır. O da medeniyet tarikatıdır” demişlerdir. Doğru olan da budur.

Yirmi sene parlamentoda değişik bakanlıklarda görev aldım. Her defasında gördüm ki doğal kaynaklarımız sınırlıdır ve bizler gelişmemiz için gereken ham maddenin ve kaynağın bir kısmını dışarıdan ithal ediyoruz. Hatta sermaye ve tasarrufu bile ithal ediyoruz.

Çağ, bilim ve akıl çağı olup en büyük zenginlik de insan kaynağıdır. Bu kaynağın iyi yetişmiş insanlardan oluşması halinde zengin ve saygın bir ülke olmamız kaçınılmazdır. Öyleyse yüksek teknolojiyi bilen, üreten, kullanan araştırmanın ve geliştirmenin bizzat içinde yaşayan yenilikçiliğe sevdalı bireyleri yetiştirmek eğitimin ana görevidir.

Teknoloji baş döndüren bir süratle her saniye yeni bir ürünü veriyor. Yeni, yepyeni meslekler birbiri arkasına doğuyor. Dünler içinde peşinden koşulan meslekler kayboluyor, Mümkündür ki şimdi en önde olan meslekler bile on, on beş yıl sonra mazi olacaktır. Bunun içindir ki eğitimin teknolojiden kopmaksızın beşikten mezara kadar sürmesi kaçınılmazdır.

Bugün bilgi en önemli iktisadi kaynaktır. Bu kaynağı işler halde tutmak “Toplumun refah içinde yaşamasını temin etmek” demektir. Tüketime gömülmüş cahil bir toplum olma tehlikesini yok etmek ancak eğitimi aklın ve bilimin ufuklarında çoğaltmakla mümkündür ki, bu da eğitimcilere düşen bir görevdir.

Günümüzde hemen her şey teknolojiye dayanmaktadır. Ve şu anda devletler de insanlar da paraya koşuyorlar. Doyumsuzluk korkunç boyutlardadır. Kanaat ehli kaybolmuştur. Artık bilinen bir gerçektir ki, Eğitim “ekonomik boyut itibariyle beşeri sermaye” demektir.

Çağın anlayışına göre eğitimi düzenlemek asıl olduğuna göre bizim eğitimimiz ezbercilikten ve bilinenleri tekrardan kaçmağa ve bilimsellikten nasibini almamış çağ dışılıktan kurtulmağa zorunludur. Aksi halde yerinde patinaj yaparız ve onlar aya giderken bizler yine Mersin’e gideriz.

 

“Eğitim, bütün toplumların bir numaralı meselesidir!”

Yöneticiler bu dünyanın saadetinden de sefaletinden de sorumludurlar. Dostoyevski “Herkes, her şeyden herkese karşı sorumludur” derken Kuran “İnsan ki, o sorumlu” diyor. Öyleyse eğitimin bir önemli görevi sorumluluk bilincine sahip kuşaklar yetiştirmektir. İyi eğitilmiş bir insan gücü verimli bir ekonomi anlamına gelir. Bu çerçeveden baktığımızda bilgi temelli bir ekonominin oluştuğunu görüyoruz. Bilgi temelli ekonominin önünde de yenilikçi ve girişimci insan bulunur. Bu nedenledir ki ekonomik başarı eğitim sisteminin niteliği ile yakından ilgilidir.

Okul hayatta geçerli olan bilgileri verdiği ölçüde, iş hayatı ile eğitimin birbirlerini anlayış içinde tamamladıkları görülüyor. Bugün İş Dünyası ile eğitimin bağlantısı kurulmadığı için işadamları kendileri okul açmayı çıkar yol olarak benimsemişlerdir. Çokça üniversite ve orta öğrenim düzeyinde okul, sermaye sahipleriyle iş adamları tarafından açılmaktadır.

Doğrusu hem işsize iş bulunamıyor ve hem özel sektöre eleman bulunamıyor gerçeği karşısında bu fasit daireden çıkmak için özel sektörün paçaları sıvaması ve eğitimi üstlenmesi doğrudur. Kutluyorum...

Satır arasında söylemek isterim; “Eğitimden beklenen bir önemli husus da, farklı kültürel çevrelerde çalışabilecek iş gücünü meydana getirmesidir.”

Görüldüğü üzere her şey dönüp dolaşıp eğitime geliyor. Bunun içindir ki Atatürk “Milletleri hür ve bağımsız kılan da, köleliği tutsak kılan da eğitimdir” demiştir.

Bendenize göre eğitim bütün toplumların bir numaralı meselesidir.

İş çevrelerini bir ikinci nedenle de bir kere daha kutluyorum. İlk üç sanayi devrimini kaçırdık. Şimdi 4’üncü sanayi devrimiyle baş başayız. Bu devrimde başarılı olmak istiyorsak beşeri sermayenin hazır ve donanımlı olması gerekiyor. Üniversitelerin inisiyatifi ele alarak İş Dünyası ile kurumsal işbirliğine gitmeleri gerek. Aksi halini düşünmek bile istemiyorum. Zengin bir Türkiye, refah içinde bir Türkiye, karnı, aklı, gönlü tok bir Türkiye, sırtı pek bir Türkiye özlemiyle yaşayanlar bu fırsatı değerlendirmelidirler.

Bir kere daha söyleyebiliriz ki; “Gerçek zenginlik ve refah, nihai olarak bilim ve teknolojiden gelir.”

Bilim ve teknolojinin dinamik bir kimliğe sahip olması nedeniyle eğitimin de aynı paralelde olması kaçınılmazdır. Eğitimi statik kalıpların içinde tutsak edemezsiniz. Maziperestliğin ilmiğini eğitimin boynuna geçiremezsiniz. Devamlı hareket halinde bir dünyada geçmişin hayranlığı ile yetinemezsiniz. Eğitim bir yaşam hakkı olduğu kadar ulusların sağlıklı ve yarınlarından emin bir dünyada yaşamasını temin eden akıl, bilim ve teknoloji kaynağıdır.

Dijital bir dünyadayız. Hurafelere paydos demenin zamanı çoktan geçti. İyi de İstanbul’un orta yerinde “Cinleri Kovma Hastanesi” açılıyor. Affedersiniz “Beyin bir et parçasından ibaret değil ki” diyoruz amma, ülkemizde gördüklerimiz neyin nesi ?

Akıl yaratıcılık özelliği olan sonsuz bir güçtür. Bu güç yani akıl ve bilimle donatıldığı zaman birey çağın önüne fırlıyor ve eğitim yenileşmenin ve yeni buluşların icatların ve keşiflerin kaynağı oluyor ve dahası devlet güçlendiği için insanlar kendilerinden emin olarak yaşama tutunuyorlar!

 

“Tartışma / özeleştiri kültürünü veren bir eğitimden mahrumuz!”

Üzülerek belirtmek isterim ki demokrasiyi oturtamadık. Demokrasinin kurumlarını da var edemedik. Demokrasiyi herkes kendine göre yorumladı. Bazıları “ayak takımının despotizmi” diye tartışmaya açtı. Ve sonuçta at izi, it izine karıştı. Elinde bulunduranlar da “Benim dediğim dediktir, doğru olan da benim söylediğimdir. Demokrasi de işte budur” diyerek keyfiliği egemen kıldılar. Ve rejimlerin en az hatalısı olan demokrasi bizde bir kabuktan ibaret kaldı.

Bugün tartışma kültürü ile özeleştiri kültürünü veren bir eğitimden yoksunuz. “Ben nerede yanlış yaptım” diyebilmek, “O benden daha iyi” diye düşünebilmek ve bu terbiyeyi verebilmek nitelikli insanı yetiştirmekle mümkün olur. Hayal de olsa eğitimin daha güzel bir dünyayı, daha huzurlu ve daha adil, bir hayatı, çilelerin azaldığı, umutların çoğaldığı bir sosyal iklimi vermesini arzularken, “ANT okunsun mu okunmasın mı” tartışmaları gündemi oluşturuverdi..

ANT ne ırkçı bir anlayıştır ve ne de faşizan bir haykırış. Her millet kendi insanını yetiştirirken öz benliğini korumanın hassasiyeti içindedir. Hiç bir Ermeni Fransa’da “Ben Ermeniyim” diyemez. Bir Türkiye ki ruh dünyasını Mevlana, Yunus Emre, Hacı Bektaş gibi Allah dostlarının insan sevgisi ile hoşgörüsü donatır, böyle bir ortamda hangi aklı evvel ırkçılıktan söz edebilir? Ve binlerce yatırın var olduğu topraklarımızda ırkçılık nasıl barınabilir?

Türkiye’de dünler içinde olduğu gibi, bugün de herkes evet istisnasız herkes soyunu sopunu hiçbir endişe duymadan söyler. “Gürcüyüm” der, “Çerkezim” der, “Boşnağım” der, “Kürdüm” der, Der oğlu der.

Ve eğer okullarımızda okunup söylenen Ant, ırkçılığın mayası olsaydı, hangimiz “Ben Romanım, ben Pomağım, ben şuyum, ben buyum” diyebilirdi. Andımızı “ırkçılık” diye yorumlayanlar “Ne mutlu Türküm diyene” dost olmayanlar, Türk’ü ve Türklüğü içlerine sindiremeyenlerdir.

Birbiri peşi sıra camiler yapılıyor. Ne güzel. Bunların yanına okullar açılsa daha güzel olmaz mı? Bakmağa doyamadığımız futbol sahalarımız var. Alkışlarız. Hem bir defa değil bin defa alkışlarız. Ama gelin görün ki çokça okullumuzda laboratuvar yok. Çağdaşlaşma ve gelişme, ayakların gelişmesinde mi, yoksa beyinlerin gelişmesinde mi? Beyni ve beynin ürettiklerini iktidar yapma terbiyesini eğitim verecektir. Futbol sahaları değil. Ancak akla, bilime ve teknolojiye dayalı bir eğitimle Nobeller ve Plutzerler bizim olacaktır.

Dünyamızı filozoflar yönetmiyor. Filozof tabiatlılar da yönetimde yoklar. Evren süratle kirleniyor. “Dinler kişileri mutlu etmez oldu” deniliyor. Laboratuvarlarda yeni dinler ile yeni peygamberler üretilmeğe çalışılıyor. Ve Tanrının kalemi olan akıl dışlanıyor. Hırslar ve egolar susmak bilmeyen tamtam sesleriyle toplumların üzerine çullanıyor. Bütün bu olumsuzluklara karşın kurtuluş, nitelikli eğitim almış olgun kişilerin çoğalarak yetiştirilmesine bağlıdır.

Daha saygın, daha adil, daha özgür, daha sevecen, daha mutlu, daha tasasız bir dünya, eğitimin süzgeçlerinden süzülerek gerçekleşiyor

Biz bunun dışında kalamayız.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Yazarlar

Günlük Burç Yorumları Aşk 23 - 24 Mart 2019 Hafta sonu. Astroloji tüm burçlar ve yükselenleri. Koç, Boğa, İkizler, Yengeç, Aslan, Başak, Terazi, Akrep, Yay, Oğlak, Kov...

Duayen gazeteci Mehmet Ali Kışlalı, GÖZLEM'in ülke gündemindeki olay ve gelişmelerle ilgili sorularını yanıtladı, işte görüşleri...

Yazarlar
Website Security Test