Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Yeni Zelanda Ve Sri Lanka katliamlarının düşündürdükleri

3.5.2019
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Aşırı sağcı terör ile IŞİD, dünya ölçeğinde katlettikleri insan sayısı üzerinden neredeyse yarışa girmiş görünüyorlar. Oysa kurban ettikleri her bir canın arkasından ne trajediler yaşanıyor!

Yıllarca önce Nürnberg’de görevliyken katıldığım, İkinci Dünya Savaşı kurbanlarını anmak için düzenlenen bir törende, bir din adamının, “Savaşlarda hayatını kaybedenler toplam bir ‘rakam’ ile anılıyor; büyük bir sayı söylenip şu kadar insan öldü deniliyor, oysa giden bir can o rakamdan çok daha önemlidir. Ölenlere gerçekten saygı duyuluyorsa, onların ‘1+1+1+1+1… diye sayılması, anılması gerekir” dediğini unutamıyorum.

Dünya, Otuz Yıl Savaşlarından sonra yeniden din savaşlarına mı başlıyor? Avrupa’da Katolikler ile Protestanlar arasında 1615 yılında başlayan, devletlerin ve prensliklerin katıldığı Otuz Yıl Savaşlarında, savaşın neden olduğu kıtlık, salgın hastalık ve yoklukların da etkisiyle yüz binlerce insan ölmüştü. Günümüzde ise savaşı devletler yerine terör örgütleri yürütüyor. Sünni-Şii çatışmalarında, Halifeliğini ilan eden IŞİD’in vahşi saldırılarında, Batılı aşırı sağın terör eylemlerinde binlerce masum insanın hayatını kaybetmesine rağmen, terörün nerede ne zaman ortaya çıkacağı hala bilinmiyor.

Aşırı milliyetçi sağ ve IŞİD teröristleri, kurbanlarını bu defa dünyanın hiç beklenmedik bir bölgesinden seçtiler. 15 Mart’ta Brenton Tarrant, terörden uzak kalmış Yeni Zelanda’da 50 masum Müslümancı katletti. IŞİD ise buna misilleme yaparak yine Uzak Doğu’yu, bu defa Sri Lanka’yı hedef aldı; Tamil Kaplanlarının dehşetinden daha birkaç yıl önce kurtulan, nüfusunun yüzde 82,6’sı Budist ve Hindu, yüzde 9,7’si Müslüman, yüzde 7,4’ü Hıristiyan olan Sri Lanka’da253 masum insanı öldürdü.

Popülist Batı medyası, bu eylemleri yapanların bir cenahını terörist diye niteleyip kınarken, aşırı sağ milliyetçi diğer cenahın işlediği fiilleri “nefret suçu”, “çete şiddeti” gibi farklı adlarla sınıflandırıyor. İşte size Batı’ya özgü bir çifte standart daha. Verilere bakıldığında, Amerika Birleşik Devletlerinde son on yılda aşırı grupların sebep olduğu ölüm olaylarının yüzde 73,3’ünün aşırı sağla bağlantılı olduğunu görüyoruz.  Uzmanlar da, Batı’da devletin aşırı sağ gruplara karşı mücadeleye yeterli dikkati ve kaynağı tahsis etmediği görüşündeler. Örnekler ise ortada: Londra’da, Quebec’te, Almanya’da camilere yapılan saldırıların haddi hesabı yok.

Anımsanacaktır, Almanya’da 2000’li yılların başında Neo-Nazi gruplar tarafından Türklere karşı işlenmiş “Dönerci Cinayetleri” de medyada uzun süre “Mafya hesaplaşması” diye takdim edilmiş ve ciddiye alınmamıştı. Bu cinayetlerin davası da yıllarca sürmüş, ancak suçluların tamamı ortaya çıkarılamadığı gibi, ölen Türk vatandaşlarının yakınları da, Yeni Zelanda Başbakanı Jacinda Andern tarafından Christchurch saldırısında gösterilen övgüye layık tutuma benzer bir yaklaşımı ne yazık ki Alman makamlarından görememişlerdir.

Avrupa’da aşırı sağ partilerin oylarının genel bir yükseliş eğiliminde olmasının da milliyetçi terörün dizginlenmesine yardımcı olmadığını, aksine ona verimli bir arazi hazırladığını İfade etmek herhalde yanlış olmayacaktır. Daha geçen hafta Avusturya’da Hitler’in doğum yeri olan Branau İnn şehrinin Belediye Başkan Yardımcısı, Hükümet ortağı aşırı sağcı Özgürlük Partisi (FPÖ) mensubu Christian Schilcher, göçmenleri fareye benzeten bir şiir yazmış, ancak şiirinin “fazlaya kaçtığının” anlaşılması ve kamuoyunun tepkisi üzerine istifa etmek zorunda kalmıştı.

İster IŞİD’in ister aşırı sağın mensubu olsun, her iki cenahtaki teröristlerin de birçok ortak yanı olduğunu belirtmek mümkün. Zira iki grup da bireysel hareket etmeyen, uluslararası örgüt bağlantıları olan eylemcilerdir. İkisi de “İdeolojilerine baskı uygulayan” rejimlere karşı eylem yapmaktadır. Bunların radikalleşme süreçleri de birbirine benzemektedir. İkisi de tarihi gerçekleri kendine göre farklı yorumlayıp kullanmaktadır. IŞİD İslam tarihindeki görkemli dönemleri yeniden yaratma iddiasıyla hareket etmekte, aşırı sağcılar ise daha çok Türkleri ve Osmanlı’nın tarihteki rolünü hedef alarak“Avrupalı beyaz ırkın sonu geliyor” diye saldırmaktadır. Nitekim Norveç’te 22 Temmuz 2011’deGençlik Kampını basarak 77 kişiyi öldüren Anders Behring Breivik de beyaz ırkın üstünlüğünü savunmuş, mahkemenin karşısına Hitler’in Nazi selamını vererek çıkmıştı.

2000’li yılların ortalarında Kuveyt’te Büyükelçi iken, Türkiye’nin dünyadaki yerine hayli ilgi duyan Sri Lanka Büyükelçisiyle, demokrasi, hukuk devleti gibi konularda zaman zaman sohbet ederdik. Ülkesinin Müslüman azınlığına mensup olan Büyükelçi, Türkiye’nin, o zamanlar dünyadaki rakip kültürler arasında ilişkileri kolaylaştırıcı bir rol oynayabileceğini düşündüğünü söylerdi. Ona, Türkiye’nin belki de dünyanın en zor bölgesinde yer aldığını, diplomaside “Yurta barış, dünyada barış” ilkesini uygulayan Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’in temel hedefinin de esasen Türkiye’yi uygar milletler ailesinin bir ferdi yapmak olduğunu anlatırdım.

Gerçekten de o yıllarda Türkiye hem Doğu’da hem Batı’da demokrasisi, laikliği ve hukuk devleti normlarına bağlılığı ile bir umut gibi parlamış, İslam dünyasındaki birçok ülkenin ilgisini çekmiş, hatta bu kapsamda “Medeniyetler İttifakı” adı altında İspanya ile birlikte bir kültürel girişim başlatmıştı. Bu girişimin kısa sürede Kuveyt dahil 70’in üzerinde ülke tarafından desteklendiğini anımsıyorum.

Aradan çok zaman geçti, ama terör can almaya devam etti. Terörün etkisinin zayıflatılmasında ve türü ne olursa olsun her eyleme standart bir tepki gösterilmesinde, bu ve buna benzer kültürel yakınlaşmaların ve Yeni Zelanda Başbakanınkine benzer jestlerin de yararlı olduğu şimdi daha çok anlaşılıyor. İşte bu noktada, diğer kıtalar üzerinde egemenlik geçmişi olan Avrupa’ya önemli iş düşüyor.

Ortaçağdan kalan ırkçı, başkalarını küçümseyen ve hor gören, uygarlığı Hıristiyanlıktan ibaret gören düşünce kalıpları, maalesef hala Avrupa’da etkisini sürdürebilmektedir. Avrupa’nın sömürgeci geçmişi de orada insanlığın bir kısmını diğerinden üstün gören bir anlayış tortusu bırakmıştır. Dünyanın başka bölgelerinde Avrupa’da olduğu kadar yoğun bir ayırımcılık görmek güçtür. Ama yine buna rağmen Avrupa, Fransız Devrimiyle simgeleşen özgürlük, eşitlik, demokrasi ve insan hakları alanındaki atılımlarla, bu olumsuz gelişmenin önüne geçebilmiş, böylece insanlığın önünü açan temel değerlere sahip çıkılmasında da öncülük yapabilmiştir.

Avrupa’nın kökleri gerçekten Hıristiyan mıdır? Roma İmparatorluğu panteonu bütün ırkların tanrılarına, imparator tacını da siyah derililere açmıştı. İlahiyatçı ve filozof Aziz Augustin bir Afrikalı idi. İbn-i Sina’nın tıp kitapları 17nci yüzyıla kadar Avrupa üniversitelerinde okutulurdu. Matematikte devrim yaratan sıfırı bulanlar Avrupalı değildi. Pisagor’dan sonraki Grek kültürü Mısır kültürü olmadan düşünülemezdi. Tipik bir Avrupa olgusu olarak bilinen Rönesans eski Mısır kültürünün ilham verdiği, Avrupa’nın imge dünyasının Mısır kraliçesi Nefertiti’den, piramitlerin ve firavunların gizeminden beslendiği herhalde inkar edilemezdi.

Otuz Yıl Savaşları 1645’te Westphalia Barışı ile sonlandı. Kavga eden devletler ve prenslikler Avrupa haritasını yeniden oluşturdular. Onlar devletti ve oturup anlaşabildiler, ama ne yazık ki terör örgütleri ile böyle şeyler mümkün değil.

Kökeni ne olursa olsun terörle bütün dünyada sıkı işbirliği anlayışı içinde en kararlı şekilde mücadele ermekten başka bir yol görünmüyor. Bunun için de, özgürlükleri ve demokrasiyi el üstünde tutmak, çeşitliliği bir zenginlik olarak görmek en güzeli gibi görünüyor.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yazarın Son Yazıları

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Yazarlar

Günlük Burç Yorumları Aşk 24 Mayıs 2019 Cuma. Astroloji tüm burçlar ve yükselenleri. Koç, Boğa, İkizler, Yengeç, Aslan, Başak, Terazi, Akrep, Yay, Oğlak, Kova, Balık B...

Günlük Burç Yorumları Aşk 23 Mayıs 2019 Perşembe. Astroloji tüm burçlar ve yükselenleri. Koç, Boğa, İkizler, Yengeç, Aslan, Başak, Terazi, Akrep, Yay, Oğlak, Kova, Bal...

Günlük Burç Yorumları Aşk 22 Mayıs 2019 Çarşamba. Astroloji tüm burçlar ve yükselenleri. Koç, Boğa, İkizler, Yengeç, Aslan, Başak, Terazi, Akrep, Yay, Oğlak, Kova, Bal...

Günlük Burç Yorumları Aşk 21 Mayıs 2019 Salı. Astroloji tüm burçlar ve yükselenleri. Koç, Boğa, İkizler, Yengeç, Aslan, Başak, Terazi, Akrep, Yay, Oğlak, Kova, Balık B...

Günlük Burç Yorumları Aşk 20 Mayıs 2019 Pazartesi. Astroloji tüm burçlar ve yükselenleri. Koç, Boğa, İkizler, Yengeç, Aslan, Başak, Terazi, Akrep, Yay, Oğlak, Kova, Ba...

Günlük Burç Yorumları Aşk 19 Mayıs 2019 Pazar. Astroloji tüm burçlar ve yükselenleri. Koç, Boğa, İkizler, Yengeç, Aslan, Başak, Terazi, Akrep, Yay, Oğlak, Kova, Balık ...

Yazarlar
Website Security Test