Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Müftü Efendi, lâik bir Cumhuriyetin memurusun, unutma!..

10.5.2019
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Tam da Alanyasporlu futbolcu Çekyalı Josef Sural'ın trafik kazasında öldüğü ve cenazesinin gözyaşları arasında ülkesinin gönderildiği günlerde Alanya Müftülüğü "sosyal medya hesabında" bir açıklama yer aldı. "Güya" sorulan bir soru cevaplandırılıyordu; ne gariptir ki, tam da o günlerde.

Soru şuydu; "Gayrimüslimlere dua etmek, rahmet okumak, istiğfar etmek caiz midir?"

Ve bu soruya Müftülüğün cevabı da şuydu; "Gayrimüslimlere rahmet okumak ve istiğfar etmek, onların yaşarken inkâr ettikleri Yüce Allah'tan onlar adına af dilemek anlamına gelir. İslam inancına göre herkes Yüce Allah'a ve dinine inanmakla mükellef olduğu için kişinin kendi ameli esas kabul edilmiştir. Bir kimse hayattayken iman etmeyip küfür üzere öldükten sonra başkalarının onun için yapacağı dualar geçersiz olur ve ona herhangi bir faydası dokunmaz. Nitekim birçok âyet-i kerimede inkâr üzere ölen kâfirlerin onlara af dilense bile affedilmeyecekleri belirtilmiş (Nisâ, 4/18, 48; Tevbe, 9/80) ve onlara istiğfar edilmesi yasaklanmıştır. Diğer taraftan "Resûlullah (S.A.S.), amcası Ebû Tâlib ölüm döşeğinde iken ona 'La ilahe illallah' kelimesini telkin etmiş, iman etmemesi üzerine, 'Allah'a yemin ederim ki, senin için af ve mağfiret dilemek bana yasaklanmadığı müddetçe, senin için muhakkak Allah'tan mağfiret dileyeceğim.' (Buhârî, Cenaiz, 79) buyurmuştur. Bu olay üzerine 'Cehennem ehli oldukları açıkça kendilerine belli olduktan sonra, -yakınları da olsalar- Allah'a ortak koşanlar için af dilemek, ne Peygambere ne de müminlere yaraşır.' (Tevbe, 9/113) âyeti inmiştir. Başka bir rivayette ise Hz. Peygamberin (S.A.S.), münafıkların başı sayılan Abdullah b. Übey b. Selûl'ün cenaze namazını kıldığı, akabinde ona rahmet dileyeceğini ifade ettikten sonra 'Asla onlardan ölen birinin namazını kılma ve kabrinin başında durma. Çünkü onlar Allah'ı ve Resûlünü inkâr ettiler ve fasık olarak öldüler.' (Tevbe, 9/84) mealindeki âyetin nazil olduğu belirtilmektedir (Buhari Cenaiz, 83). İlgili âyetlerden hareketle Müslüman bir kimsenin, gayrimüslim olarak ölen bir kimseye istiğfar etmemesi ve rahmet dilememesi gerektiği, böyle bir cenazeyle karşılaştığında da nazik cümlelerle taziye dileğinde bulunması ve kalanlara sabrı tavsiye edip teselli vermesinin uygun olacağı anlaşılmaktadır."

Bu soru ve cevabı, kamuoyunda "Çek futbolcunun ölümüme bağlanınca ve büyük tepki alınca" sosyal medya hesabından kaldırıldı ve Çek futbolcu için "Müftülüğümüzün; halkımızın sevdiği ve değer verdiği bir kişiyle ilgili olumsuz bir değerlendirmede bulunması asla söz konusu olamaz. Bu elim kazada vefat eden Alanyasporlu futbolcumuzun ailesine, yakınlarına ve sevenlerine başsağlığı ve sabır diliyoruz" mesajı kondu.

Diyelim ki, "Müftülüğün soru - cevabı gerçekten Çek Futbolcu'nun ölümü ile ilgili değildir"; bir dikkatsizlik eseri, "zamanlama yanlışı yapılarak" medya hesabına konmuştur, ammaaa...

 

İş "orada bitiyor mu?.."

Türkiye Cumhuriyeti'nin "kaç gayrimüslim vatandaşı vardır"; binlerce mi, on binlerce mi, 100 binlerce mi, kim bilir belki de milyonlarca mı?..

Sen ey Müftü, nasıl bilmezsin ki, o yazdığın âyetlerin ve Hazreti Peygamberimizin hadislerinin hepsi, "Gayrimüslimler" ile ilgili değildir. Verdiğin örnekte olduğu gibi, "İslamı reddeden, Peygamberimizin ve arkadaşlarının bütün telkinlerine rağmen putlara tapmaya devam edenlere, Allaha şirk koşanlara, yani 'Müşrikler' ile "İslam'dan dönen", yeniden putlara tapmaya devam eden, Allah'a şirk koşan 'Mürtedler' ile ilgilidir!..

"Kafir Allah'a inanmayan, Allah'a şirk koşan, putlara tapan, İslam'dan dönen" değil midir?

Bilmez misin ki, Hazreti Muhammed, Mekke'den Medine'ye hicretinde, Medine ve etrafında "Cahiliye dönemini yaşayan" ve "aşiret kavgası" içinde birbirini yiyen, öldüren Araplar ile "azınlıklar" olan Yahudilerin ve Hıristiyanların "beraberce ve huzur içinde yaşamaları için" Medine Sözleşmesini hazırlayan ve taraflara imzalatarak ilan eden kişi değil midir?..

Bu sözleşmeyi ilan eden bir Peygamber, "Gayrimüslimler" toptancılığı yapar mı, "Müşrik, Mürted ve puta yapanları, Allah'ı inkar edenleri, ona ortak koşanları" ayırmaz mı?..

"Peygamberleriyle, kitaplarıyla "Tek Allah'a inanan, iman eden" ve de "Müslüman olmayan" insanlar, Museviler ve İseviler için Kuran'da onca ayet varken", üstelik "Hazreti  İbrahim'i bile  hatırlamadan" nasıl böyle bir "gayrimüslim toptancılığı" yapılır?.. Müftülüklerin bu açıklamalarına Diyanet İşleri Başkanlığı nasıl izin verir?..

 

Türkiye Cumhuriyeti, "lâik bir hukuk devleti" değil midir?..

Müftü Efendi, "gerçek" bir İslam Alimi, "küfrün ve kafirin ne olduğunu" bak (aşağıda) nasıl anlatıyor; oku ve "yaptığın büyük hatayı, yanlışı" bir daha yapma!..

Yine de "kötü niyetli olmadığına inanarak" saygılarımı sunarım.

 

 

Küfür, Kafir ve Gayrimüslim!..

Küfür, dilde "örtmek", kâfir ise "örten" demektir. Her tür küfür, Allah'ın nimetinin üzerini örtmek anlamına geldiği için bu adla anılır. Küfür, vicdanın üzerini örtmektir.

Zira insanın vicdanı her daim hakikati haykırır. İnsan bu haykırışı duymamak için vicdanının üzerini görünmeyen bir perde ile örter. İşte buna "küfür" denir.

Dinî terim olarak küfür: Kur'an'da yer alıp iman edilmesi şart olan hakikatlerden birini inkâr etmek demektir.

1. Bu hakikat kişiye açık ve net olarak ulaşmış olacak.

2. Kişi kendisine gelen vahyin iman edilmesini emrettiği bu hakikati duyduğu ve anladığı halde, açık ve net olarak reddetmiş ve inkâr etmiş olacak.

Bu iki şart gerçekleştiğinde, İslâm'a göre o kişi Allah'a nankörlük anlamında "kâfir", yaptığı da "küfür" olmuş olur. Buna göre her gayrimüslim "kâfir" değildir, fakat her kâfir "gayrimüslim"dir. (Bir İslam Aliminin anlatımı)

 

 

Okuyucu soruları

Karaoğlan’dan, İmamoğlan’a!..

Ekrem İmamoğlu

Bir okuyucum, mailinde soruyor; “Ekrem İmamoğlu CHP’ye genel başkan olur mu?..”

CEVABIMDIR: CHP’nin ve “Ortanın Solu (Demokratik Sol / Sosyal Demokrasi)’nun “liderlik koltuğu” Bülent Ecevit’ten beri boştu. O boşluğu Deniz Baykal bile “tam olarak” dolduramamıştı. Yani, onca zamandır “CHP’nin “genel başkanları” vardı, “lideri” yoktu. AKP’nin “İstanbul seçimini iyi yönetememesi” ve buna “YSK’nın kamu vicdanında kabul görmeyen kararı” eklenince, ortaya “bir lider adayı” çıktı. “Karaoğlan’dan” sonra “İmamoğlan!..”

Eğer, “bu hızlı yükseliş” onu şaşırtmaz, başını döndürmezse (ki, YSK kararından sonraki çok sert üslubu bu tehlikenin işaretlerini verdi) ve de etrafına “fırsatçılar” dolmazsa, AKP’nin ve Erdoğan’ın 4.5 yıl sonraki “genel” seçimlerde işi çok zorlaşabilir!..

“Hemen hemen hiç tanınmazken”, kısa zamanda öyle bir tablo ortaya çıktı ki; “AK Parti” olmasa, halk ona “Akoğlan” bile diyebilirdi!..

 

Sözün Özü

“Her şey çok güzel olacak” sözü, bugünün Türkiye’sinde hayalden öteye gitmez; siyasetin içine düştüğü durum ve de ülkeyi de içine düşürdüğü tablo ortadayken; “nasıl” her şey çok güzel olacak; sadece “birazcık iyi olsun” yeter!..

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar
Website Security Test