Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Sorunları ancak milli mutabakatla çözebiliriz

5.7.2019
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Mayıs ayı başından bu yana kaleme aldığımız yazılarımızda; ABD’nin Ortadoğu’da ve Kuzey Afrika’da ülkeleri yeniden şekillendirme çabalarından, Doğu Akdeniz’de ABD ve bazı AB ülkelerinin kendi çıkarları doğrultusunda yönettikleri Münhasır Ekonomik Bölge krizinden, Yunanistan’ın işgal ettiği ve silahlandırdığı Ege adalarından, Suriye yönetiminin İdlib’de hedef gözetmeden yaptığı saldırılardan söz etmiş ve bütün bunların ülkemize etkilerini değerlendirmeye çalışmıştık. Türk Silahlı Kuvvetlerinin Hakurk’ta icra ettiği Pençe harekatının PKK’nın bölgedeki hareket kabiliyetini önemli ölçüde kısıtlayacağını, geçmişte bu bölgeye yaptığımız bütün operasyonların müdahil taraflarca engellenmeye çalışıldığını da ifade etmiştik. Bütün bunların ABD tarafından yönlendirilen bölge ülkeleriyle ilişkilerimizi gittikçe daha çok gerdiği, son zamanlarda Rusya’nın da taahhütlerine sadık kalmayarak Suriye yönetiminin tahriklerine sessiz kaldığı dikkat çekmektedir. Şimdi görüyoruz ki muhataplarımız kıskacı iyice daraltmakta, sahneye yeni oyuncularını sürmektedirler.

90’lı yıllardan bu zamana kadar Irak’ın kuzeyinde yaptığımız bütün operasyonlarda, PKK sıkıştırıldıkça; Irak Merkezi Yönetimi, Irak Kürdistanı Bölgesel Yönetimi (IKBY) (eskiden bunu KDP ve KYB adıyla yaparlardı) ve müdahil ülkeler dışarıdan, HDP ve destekçileri içeriden, TSK’nın sivilleri katlettiği haberlerini yayarak dünya kamuoyunun dikkatini çekmeye ve PKK üzerindeki baskımızı azaltmaya çalışmaktadırlar. Kandil’i ve Hakurk’u bilmeyen insanlar da PKK’lı teröristlerin bölgede mağaralarda yaşadıklarını, dağlarda dolaştıklarını, yerleşim merkezlerinde ise masum(!) sivillerin bulunduğunu düşünmekte ve bu propagandalardan etkilenmektedirler. Gerçekte teröristler bölgede sivil halkın arasına karışmıştır, aile kurmuştur ve hem bölge halkını hem de ailelerini, kendi çocuklarını kalkan olarak kullanmaktan çekinmezler. Bunu en iyi bilenler Irak yönetimi ve IKBY’dir. Buna rağmen Zergele’de sivillerin katledildiği propagandasıyla Türkiye’yi yumurta ve makarna ithalatını durdurmakla tehdit etmeleri üzerinde düşünülmesi gereken bir konudur. Türkiye gibi bir ülkenin geldiğimiz aşamada yumurta ve makarnayla tehdit edilmesi ülkemizin ne durumlara düşürüldüğünün bir göstergesidir kanaatindeyim.

Libya’da ABD’nin güdümündeki aşiretlerin oluşturduğu çetelerin ülkemize uygulamaya kalktıkları sözde yaptırımlar da -muhatapların seviyesi ve ilişkilerin boyutu dikkate alındığında- son derece rahatsız edicidir. Müttefiklerimizin ve stratejik ortaklarımızın(!) ülkemizi düşürdüğü durum böylece ortaya çıkmıştır. Maalesef bunda bizim payımız da çok büyüktür.

Daha önce de ifade ettiğimiz gibi ülkemizin Suriye’deki etkisi son derece zayıflamıştır. Fırat’ın doğusunda güvenli bölge tesis edilmesi askıya alınmış görünmekte, PKK uzantısı PYD/YPG özerklik yolunda ilerleme kaydetmektedir. Suriye yönetimi bir taraftan bölgedeki askeri birliklerimizi ve hatta KKTC’yi füze atışlarıyla taciz ederek Türkiye’nin bölgedeki varlığını sonlandırmaya çalışırken, diğer taraftan bölge halkına ve ülkemize müzahir gruplara Türkiye’nin kendilerini koruyamayacağı mesajı vermektedir. Böyle hassas bir dönemde KKTC’ye düşen füzeyi “kaza” olarak izah etmek teknik olarak da mantık olarak da mümkün değildir. Bu bir tehdit ve gözdağıdır. Rusya da bu duruma seyirci kalmakla Suriye yönetimiyle paralel düşündüğünü ortaya koymaktadır.

Tablo böyleyken biz hala kendi içimizde kısır siyasi çekişmelerle zaman kaybetmekteyiz. Dünyada örneği olmayan yönetim sistemimizle, kendi ordumuzu kendi elimizle etkisizleştirmekle, halkımızı siyasi çıkarlar uğruna kutuplaştırmakla, çok ağır bir FETÖ tecrübesi yaşamışken; hala, dünya gerçeklerine uzak, muhtemelen FETÖ gibi dış güdümlü tarikat ve cemaatlerin devlet, siyaset ve toplum üzerindeki etkisine seyirci kalmakla nereye kadar gidebileceğimizin farkında değiliz. Ekonomik sıkıntılar, işsizlik, eğitimsizlik ve kutuplaştırmalar halkımızı olumsuz etkilemekte, memnuniyetsizlik gittikçe artmaktadır. İç siyasetin ve toplumsal yapının dış politikaya etkilerini görmezden gelmekteyiz. Çevremize baktığımızda barışık olduğumuz ülkelerin sayısı yok denecek kadar az ve bölgede adeta tek başımızayız. Kısaca; tarihimizin en zor dönemini yaşadığımız endişesi içindeyiz. Böyle sıkıntılı dönemler ancak milli mutabakatla aşılabilir. Milli mutabakatı tesis etmek için de bütün siyasi partilerin, bütün sivil toplum örgütlerinin, bütün üniversitelerin, bütün iş dünyasının, bütün basının ve tabii ki bütün halkın ortak milli değerler etrafında zaman kaybetmeden kenetlenmesi gerekmektedir. Ulu önder Atatürk çok daha zor koşullarda bunu başardı. O’nun yolundan giderek yine başarabiliriz.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar
Website Security Test