Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

İnanç değerleri üzerine inşa edilen iç ve dış politikaların başarı şansı yoktur

19.7.2019
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Haziran ayı sonunda Libya’da 6 Türk denizcinin General Halife Haftar güçleri tarafından alıkonmasının ardından Türkiye’nin Libya ile ilişkileri yeniden gündeme geldi. Ulusal ve uluslararası basında; Türkiye’nin Libya’da Müslüman Kardeşler (İhvan) ile irtibatlı siyasi yapıları desteklediği, silah ve mühimmat yardımı yaptığı, Libya’ya giden 6 Türk gemisinde silah yakalandığı, Türk askeri personelinin (hatta emekli askerlerin) Libya’da görevlendirildiği, bu askeri personele Türk generallerin komuta ettiği haberleri yer aldı. “Bizim zaten (Libya ile) askeri anlaşmamız var, bunu daha da güçlendirdik” şeklindeki resmî açıklamalar (İç savaş yaşanan bir ülkede “askeri işbirliğinden” bahsedilmesi taraf tutulduğunun ve müdahale edildiğinin itirafıdır), bazı gazetelerde “FETÖ’cüler Libya’da gizli görevde olduklarını iddia ettikleri devlet görevlilerinin isim ve fotoğraflarını internette yayımlayıp hedef gösterdi. Can güvenlikleri tehlikeye atılan görevliler arasında generaller de var” şeklinde çıkan haberler, Haftar güçlerinin Türkiye’ye ait bir İHA’yı düşürdüklerini açıklamaları, bu haberlerin üzerinde durulmaması ve yalanlanmaması soru işaretlerini daha da güçlendirdi.

Basında yer alan haber ve yorumlarda; Libya’da 2011 yılında Kaddafi’nin devrilmesinin ardından ülkenin iç savaşa sürüklendiği, ülkede halen iki hükümetin bulunduğu, Fayez Saraj başkanlığındaki Ulusal Mutabakat Hükümeti’nin; Batı ülkeleri ve Türkiye tarafından desteklendiği, General Haftar’a bağlı silahlı güçlerin ise Abdullah Sini hükümetini desteklediği, Mısır, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Bahreyn’in Sini Hükümetine finansman sağladığı, Rusya ve Fransa’nın da bu hükümeti desteklediği bilgileri yer almaktadır. Ulusal Mutabakat Hükümetinin Müslüman Kardeşler Örgütü’nün desteğinde kurulduğundan ve başlangıçta bütün bölgede ABD tarafından desteklenen Müslüman Kardeşlerin, ABD çıkarlarına gerektiği gibi hizmet etmemesi nedeniyle son yıllarda terör örgütü kategorisinde değerlendirildiğinden bahsedilmektedir. Kaddafi ile anlaşmazlığı nedeniyle ABD’ye sığınan, 20 yılını ABD’de geçiren ve Kaddafi’nin devrilmesi sürecinde Libya’ya dönerek rol alan General Haftar’ın ABD’den yardım aldığı konusunda bilgiler de mevcuttur. Nitekim Haftar’ın kontrolündeki bazı bölgelerde ABD üretimi füze ve silahların ele geçirilmesi bu iddiayı güçlendirmiştir. Sonradan bu silahların ABD tarafından BAE’ne satıldığı iddia edilmiş ancak olayın üzerine gidilmemiştir.

Libya’da Ulusal Mutabakat Hükümeti’ni destekleyen Müslüman Kardeşler (İhvan); tarikat kardeşliğini ve hilafeti savunmaktadır. General Haftar ise siyasal İslamcılığa karşı olduğunu, laikliği savunduğunu iddia etmektedir. Aslında her iki taraf da aldıkları dış desteklerle ülkelerinin huzurunu, refahını, zenginliğini, istikrarını ve toplumsal barışını onarılmaz şekilde yok etmişlerdir.

Arap Baharı olarak adlandırılan süreçte sadece Libya değil, halen iç savaş yaşayan bütün ülkelerin halkları; inanç değerleri, mezhep ayrılıkları, etnik yapıları istismar edilerek bu günlere gelmişlerdir. Ülkelerinde din, mezhep ve etnik aidiyet gibi hassas değerler üzerinden siyaset yapılan bütün halkların aynı durumla karşılaşması kuvvetle muhtemeldir. Emperyalizmin istediği de budur. ABD, çıkarına göre; hedefine koyduğu ülkelerde önce yönetimleri desteklemekte, iyi ilişkiler kurmakta, teşvik etmekte, bu arada toplumları ayrıştırmak için her türlü argümanı kullanmakta/kullandırtmakta, ülke istediği kıvama geldiğinde ise çeşitli bahanelerle yönetimlere verdiği desteği çekerek memnuniyetsiz kitleleri kışkırtmakta ve hedef ülkeyi her türlü müdahaleye açık hale getirmektedir. Bunu yaparken demokrasi, hak ve özgürlükler gibi kavramları çarpıtarak müdahalesini meşru göstermektedir.

Bunlardan dersler çıkarmamız gerekmektedir. Ülkemiz de inanç değerlerimiz üzerinden yapılan kutuplaştırıcı siyaset sonucunda ABD destekli çok ciddi bir FETÖ tecrübesi yaşamıştır. Arap Baharı, BOP, Genişletilmiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projelerinin uygulamaya konulduğu sürecin başlangıcında; ABD tarafından desteklenen, stratejik ortak ilan edilen, dönemin başbakanı projenin eş başkanı olduğuna inandırılan ve bölgenin şekillendirilmesinde bütün komşularımızın ve iyi ilişkiler içinde olduğumuz bölge ülkelerinin karşısına konulan ülkemiz, bugün çeşitli bahanelerle tek başına bırakılmıştır ve yaptırımlarla tehdit edilmektedir. İnanç değerleri üzerinden yürütülen içsiyasetin ve inanç değerleri üzerine inşa edilen dış politikanın hiçbir ülkeye yarar getirmediğinin artık görülmesi gerekmektedir. Küreselleşen dünyada, inanç değerleri üzerine inşa edilen siyasi yapılar ve dış politika, ABD ve ortaklarının yıkım projesidir ve sadece kendi dar çevresine hitap etmektedir. Dünya çapında başarıya ulaşma şansı yoktur ve bütün bölgede görüldüğü gibi ülkelerin yıkımına neden olmaktadır. Bizim için en çağdaş ve en sağlam seçenek Atatürkçü Düşünce Sistemidir.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Yazarlar
Yazarlar
Website Security Test