Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

İlk Milli silah fabrikamız nasıl ''soba'' imalathanesi oldu?

4.10.2019
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Kurtuluş Savaşı kazanılmıştır, Cumhuriyet ilan edilir.

Tarihler 1925'e geldiğinde Mustafa Kemal, Bulgaristan'daki arkadaşı Şakir Bey'i Türkiye'ye davet eder ve "Gel burada silah fabrikası kur" der...

Kabul eder Şakir Bey ve atlar Türkiye'ye gelir...

Kendisine Haliç'in kıyısında bir yer gösterilir...

Neresi orası biliyor musunuz?

Şu anda Sütlüce'deki Miniatürk'ün bulunduğu alan...

Düşünün yıl 1925 ve o yoklukta Cumhuriyet tarihinin ilk özel sektör silah fabrikasını Haliç'te kurar Şakir Bey...

Artık ordumuzun cephanesi millidir.

2 bin kişinin çalıştığı fabrikada kısa sürede Türk Hava Kuvvetleri'nin 100, 300, 500 ve bin kg'lık bombalarını üretmeye başlar.

Bir yandan hava kuvvetlerinin bombaları imal edilirken, diğer yandan Türk Deniz Kuvvetleri'nin ihtiyacı olan cephaneler de sıraya alınır.

Hatta ilk denizaltı bombaları da burada üretilir.

Yine kara kuvvetleri için cephane, el bombası, işaret ve aydınlatma fişekleri, kara mayınları gibi birçok mühimmat Türk mühendis ve teknisyenleri tarafından bu fabrikada üretilerek ordumuzun ihtiyacı karşılanır.

Hatta fabrika Yunanistan, Bulgaristan, Polonya ve Mısır gibi ülkelere ihracat da yapmaya başlar.

1922'de İzmir'de denize döktüğümüz Yunanistan'a 1.5 milyon liralık bomba ihracatı yapmamız dünyada büyük yankı uyandırır...

 

***

"Atatürk'le Bulgaristan'da geçen günler, hayatımın en unutulmaz müstesna günleri olarak hatıralarım arasında yaşayacaktır. Anadolu'yu ikinci bir Ergenekon yapan, bu şanlı Bozkurt'la bazen sabahlara kadar vatanımızın mesut ve ışıklı günlere kavuşması için hazırladığı plânlar üzerinde görüşür, tartışırdık" diyen Şakir Bey, fabrikasında mazotla çalışan beş beygirlik ilk Türk motorunu da yapmayı başarır...

 

***

 

Ancak en yakın dostu Atatürk'ün vefatı ve İkinci Dünya Savaşı sonrası Amerika ile yapılan silah anlaşmaları, Şakir Zümre için sonun başlangıcı olur...

Artık Amerika, 2. Dünya Savaşı'nın elde kalan külüstür silahlarını yükleyip götürmek yerine Marshall Planı doğrultusunda dağıtmaktadır...

Kendi silahını üreten Türkiye'ye, "Biz size silah veririz, siz bunlarla uğraşmayın" denilerek silah sanayimize ve geleceğimize ilk darbeyi vururlar...

Yunanistan, Polonya, Mısır gibi ülkeler de, Amerika korkusundan artık Türkiye'den silah almazlar...

Türk Silahlı Kuvvetleri de bu kararla artık dışa bağımlı hale gelir ve Şakir Zümre'den silah alımını durdurur.

 

***

 

Hal böyle olunca Şakir Zümre'nin büyük emekle Türkiye'ye kazandırdığı silah fabrikası yavaş yavaş paslanmaya başlamıştır...

Zaman içinde Şakir Zümre bitmiş; ülke savunma sanayi yavaş yavaş Amerika'nın güdümüne girmiştir...

Şakir Zümre için zor günler başlar…

İşçinin maaşını ödeyemez duruma gelmiştir...

Silah, cephane üretimi tamamen durmuştur...

Çaresizlik içinde çırpınan Şakir Zümre, içi kan ağlayarak da olsa koca silah, cephane fabrikasını soba fabrikasına çevirir...

Bugün 50'li yaşların hatırladığı meşhur Şakir Zümre sobalarını üretir...

 

***

 

Vatan Caddesi'nde her 30 Ağustos'ta düzenlenen resmi geçitlerde Şakir Zümre'nin ürettiği bombalar, silahlar boy gösterirken,1950'deki törenlerde içimizi burkan bir olay gerçekleşir...

Şakir Zümre, sobaları yükler bir kamyonete ve Vatan Caddesi'nde gösteriyi izleyen devlet erkânına adeta bir tokat atar;

"Bizi Amerika'ya muhtaç ettiniz... Türk ordusunun yerli ve milli silahını elinden alıp Amerika'nın kucağına oturdunuz" diye haykırarak...

 

***

 

Silahı Amerika'dan alan hükümet, güya Şakir Zümre'nin gönlünü almak ister..

Hani şu İş Bankası'nın meşhur bir kumbarası vardır ya; çocukluğumuzda içine her gün 3-5 kuruş attığımız, o kumbaralar Şakir Zümre'nin cephane fabrikasında yaptırılır...

Şakir Zümre 1966'da bu fani hayata veda ederken Türkiye'nin ilk kara, hava ve deniz bombaları üreten fabrikası da 1970'de kapısına kilit vurur...

 

 

Bugün iktidar 1925 yılında olduğu gibi, Türk Ordusu’nun ihtiyacı olan silahı üretmek için günün şartlarına uygun milli silah sanayi kurmaya çalışıyor.

 

Çok da başarılı…

 

Ancak, Amerikan Yardımı olarak, savaş kabiliyetini yitirmiş ABD artıklarını almasa da, büyük emeklerle ve Ar-Ge çalışmalarıyla geliştirdiği fabrikalarımızı özelleştirme adı altında Araplara satmaya ya da kiralamaya çalışıyor.

Tarih tekerrürden ibarettir denir ve eklenir:

Geçmişte yapılan hatalardan, tarihi iyi analiz ederek ders alınmazsa aynı hataya düşülür denir.

2. Dünya Savaşı sonrası, Atatürk’ün ölümünden sonra bir hata yapmış, koskoca milli silah fabrikamızı, kömür sobası ve banka kumbarası imal eden hale getirmişiz.

Bugün de niyet farklı da olsa, benzer yanlışın içindeyiz.

Peki; Palet ve Tank fabrikamızı üç-beş lira için Araplara sattık.

Elin Arabı, milli silah fabrikamızı bir süre sonra, petrol kuyularına alet-edavat üretmek için, üretim değişikliğine giderse ne yapacağız?

Yine ABD’ye avuç açıp, hurdaya çıkmış silahlarını almak için diz çöküp yalvaracak mıyız?

Bunu hiç düşündünüz mü?

Kaynak bilgi: Prof. Dr. Gürayten Özyurt…

 

BİZDE VE ONLARDA

Sabah Fransız'' Canal 5'' i açıyorsun, beyaz saçlı tonton bir spiker yanındaki genç bir bayanla konuşuyor…

-Bu sabah kedimi evde göremedim... Çıkıp baktım…Yan komşumun köpeği ve bir başka kedi ile çimlerde oynuyorlar…

Benimki köpeğin tasmasından çekip onu gezdirmeye çalışıyordu sanki… Dostluklarına bayıldım…

-A ne güzel Pierre…  O zaman yarın seninkinin maması benden hediye....

-Hahahaha.... Teşekkürler Sylvie...

 

***

 

Bir Amerikan kanalı, yine bir bayan ve bir erkek spiker…

-Hello Ryan... Bu sabah evden çıkarken çiçeklerime bir göz attım… Begonvilleri biraz soluk gördüm... İşe gelinceye kadar onları canlandırmak için ne yapabilirim diye düşündüm?

-O zaman seyirciye soralım Carol...

Zırrrrr.........

Rochester'dan Marta hatta... Evet Marta seni dinliyoruz…

-Hello everybody… Benim sihirli formülüm şu: Sabahları suya biraz yeşil çay ilave ediyorum ve ayrıca onlarla konuşuyorum… Onlara sevgi sözcükleri mırıldanıyorum…

-Harikasın Marta, çok teşekkürler…

 

***

 

Ve bizden bir kanal...

 

Müge Anlı veya bir başkası fark etmiyor... Sabahın körü…

- Şimdi teyzeciğim olayı baştan alalım… Senin 16 yaşındaki kızın, dayısı ile kaçıyor… O gece aynı zamanda yeğenin ile de birlikte oluyor... Sonra oradan da kaçıyor… Adana civarlarındayım diye telefon ediyor, doğru mu?

-İvit doğru

-Sonra kocan dayıyı bıçaklıyor… Dayı şimdi komada… Kocan ise firarda…

-İvit

-Mal sahibi de seni yalnız görünce taciz etmiş, sen de karakola müracaat etmişsin?

-Mal sahibi değil, onun oğlu bana saldırdı!..

Her gün sabahın köründe Türkiye bunlarla uyanıyor...

Ülkesi savaşın eşiğinde, her kanalda buna benzer programları izliyor... Milyonlarca kişi kendi g…’nde donu yokken, her sabah ona buna üzülüp kendini kahrediyor...

Eminim dünya tarihinde böylesi ne görülmüş ne de görülecektir...

Artık yazacak çizecek bir şey de kalmadı... Akşamüstü Serap İzgü'nün programı var...

Kaynana, bakkalın çırağı ile kaçmış… 20 gündür bulamıyorlar… Bugün telefonla sürpriz bir tanık bağlanacakmış…

Aman ha!.. Sakın kaçırmayın olur mu?

Her türlü hakkı saklıdır.

Yazarın Son Yazıları

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar
Website Security Test