Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Yargı Reformu tasarısı, adaleti getirecek nitelikte değil!..

4.10.2019
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Duayen Gazeteci Mehmet Ali Kışlalı GÖZLEM'ın gündemdeki önemli konularla ilgili sorularını cevapladı. İşte görüşleri...

GÖZLEM- Marmara'daki 5.8 şiddetindeki deprem ortaya çıkardı ki, "30 bine yakın insanımızı kaybettiğimiz" 1999 depreminden hiç ders alınmamış. Devletin hastaneleri, cezaevleri, okulları dahil bir çok bina ve konut "Oturulamaz" raporları ile boşaltıldı. Ya bu deprem "5.8 şiddetinde değil 7 / 7.2 şiddetinde olsa idi" ne olacaktı?.. Aynı risk İzmir'de de var, üstelik şehrin altından geçen aktif 13 fay var ve en az üç tanesi 7.2 şiddetinde deprem üretebilecek. Ama "tedbir" var mı, yok! Bu acı tablo için ne düşünüyorsunuz?

Bilim adamları "Deprem gelecek, sona yaklaşıyoruz" şeklinde özetlenebilecek bir görüş içerisindeler. Bazıları gelecek "büyük" depremin şiddetinin sanıldığı kadar yüksek olmayacağını ifade etseler de, uzmanlar şiddeti 6'nın üstünde olacak bir depremin İstanbul'da yüksek risk altındaki 400 bin konutu etkileyeceği ve çok ciddi sayıda ölüme yol açacağı konusunda hemfikir. Burada eleştiriler bu sorunlu konutların kentsel dönüşüm ile yenilenmemesi ve deprem sonrası insanların toplanacağı toplanma bölgelerinin çoğunun ranta kurban edilerek yapılaşmaya açılmış olması yönünde. Oysa hükümetin rant yaratmak için kullandığı; konutları tümden yıkıp tekrar yapmasını gerektiren kentsel dönüşüm yerine, sorunlu yapıların iyileştirilmelerini, sağlamlaştırılmalarını hedefleyen bir yöntemin tercih edilmesi ve bunun için de Yalova depreminden bu yana toplanan ve 66 milyar lirayı bulduğu açıklanan deprem vergileri gelirlerini kullanılması gerekir diye düşünüyorum.

GÖZLEM- Kentsel dönüşüm "depreme karşı, yenilenecek binalar bakımından" büyük ümit getirmişti. Ama "Kentsel dönüşüm" konusunda "Ankara'daki AKP iktidarı ile ülkedeki CHP'li belediyeler bir türlü el ele veremediler. Belediyeler de "evsel / konutsal bina dönüşümleri için" çözüm yolu olan "kat artırımına yanaşmayınca" (zira bu kat artırımı olmayınca, müteahhitler yeni binanın yapım masraflarını ve kârlarını karşılamak üzere, daire sahiplerinden haklı olarak 'önemli bir bedel' istiyorlar, vatandaşların çoğu bu paraları veremeyecek durumda / zar zor emekli maaşlarıyla geçinenler, sabit ve dar gelirliler var) insanlar eski ve riskli konutlarda oturmaya devam ediyor; ne olacak bu işin sonu?

Kentsel dönüşüm bu hükümet tarafından maalesef bir rant aracı olarak görüldü. Ranta imkan veren projelerde uygulandı, sorunuzda olduğu gibi ranta imkan tanımayan projelerde işlevsiz kaldı. Onun yerine uzmanların Yalova depreminden beri önerdiği; riskli yapıların sağlamlaştırılmasına dönük çeşitli inşaat yöntemleri çok daha ucuza ve kısa zamanda uygulanabilir. Yalova depremi sonrası, taşıyıcı kolonların birbirlerine çelik konstrüksiyonlarla bağlanarak sağlamlaştırılması ve benzeri pek çok ayrıntılı yöntem bu tür riskli yapılar için önerilmişti. Bu, tabii etkin bir devlet organizasyonunu gerektirir. Bunun için de bir an önce harekete geçilmesi lazım. Ayrıca devletin, dünyanın diğer pek çok deprem bölgesinde hangi yöntemlerin, nasıl uygulandığına dair gerekli araştırmaları yapması, uzmanlardan yararlanması son derece önemli. Bu tür çalışmalar bizim devletin elinde var mı bilemiyorum. Ama örneğin sadece İstanbul'da kentsel dönüşüm adı altında 400 bin konutun yıkılıp yeniden yapılması bana inandırıcı gelmiyor.

GÖZLEM- Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu'nun da destek verdiği "Yargı Reformu" tasarısı Meclis'e geldi. Bu tasarının kanunlaşması hâlinde Türkiye'de "Adaletin teessüs edeceğine ve de yargının karar ve uygulamalarının tarafsızlaşacağına" inanıyor musunuz?..

Kolay mı? Türkiye'deki yargı, "başkanlık" sistemine geçilmesiyle birlikte, yürütmenin güdümüne girdi. Bağımsızlığını büyük oranda kaybetti. Tayinler iktidarın elinde, Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu başta olmak üzere pek çok adli kurumda Cumhurbaşkanı'nın ya kendi başına, ya da AKP'nin atayacaklarıyla beraber çoğunluğu sağladığı bir sistem oluştu. Dolayısıyla sadece bazı ifadeler yumuşatıldı, bazıları detaylandırıldı diye adaletin bir anda tecelli etmesi beklenemez.

GÖZLEM- Avukat ve Kadın Hakları savunucusu Nazan Moroğlu, "Birkaç gün önce yargı reformunu eleştiren bir paylaşım yaptığım hesabım askıya alındı. Paylaşımımı sosyal medyada 150 bin kişi beğenmişti. Ne var ki, paylaşımım anlayamadığım bir şekilde, bir anda yok oldu. Çok fazla şikayet aldığı için paylaşımımın silindiğini düşünürken hesabım da askıya alındı" açıklamasını yaptı. Yargı reform tasarısının Meclis'e indiği bir sırada, "benzer" birçok örneği gibi, Moroğlu'nun hem de "yargı reformu üzerindeki" paylaşımının başına gelenler için ne düşünüyorsunuz?

Muhalefete baskının artması, muhalif görüşlerin engellenmesi, sansürlenmesi iyi bir şey değil. Mümkün olduğu kadar fikir özgürlüğüne imkan tanıyarak eleştirilerin yapılması arzu edilir. Bu tür gittikçe artan sansürleme, engelleme gibi girişimler, yeni dönemde yargının reformunun daha fazla adalet getirmeyeceğine dair birer gösterge olarak görülebilir.

GÖZLEM- Yargı Reformu tasarısı kanunlaşsa bile, "bu 'yasakçı' zihniyet ve uygulamaları" değişebilecek mi?

Kolay mı? Cumhurbaşkanı bu yargı reformunun, veya gelecek her hangi bir düzenlemenin, kendi etki alanını daraltmasına göz yumar mı, izin verir mi? Yetkilerinin sınırlanması konusunda yapılabilecek objektif girişimler karşısında ne kadar sessiz kalır, kabullenici olur? Ben pek iyimser değilim. Öte yandan, Cumhurbaşkanı'nın işi kolay değil.

GÖZLEM- Son haftalarda yapılan anketler, "AKP'nin oy oranının yüzde 29 - 37 bandında olduğunu" gösteriyor. Bu sebeple "AKP kampı" toplantılarında ortaya "Cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk turunda Yüzde 40'ın üzerinde oy alan seçilsin' önerisi tartışıldı ve tartışılmaya da devam ediyor. Erdoğan da özetle "Bu öneri bizden gelmez ama muhalefet teklif edebilir. Bu teklif Anayasa değişikliğini gerektirir. Gereken çoğunlukla Meclis'te kabul edilirse, uygulanır" anlamına gelen açıklamalar yaptı. Kulislere göre, son yıllardaki örnekleriyle, anlaşılıyor ki, "muhalefet teklifi" MHP kanalıyla Meclis'e gelecek ve AKP + MHP oyları yetmiyor. Meclis'te "yetecek oyu" alabilir mi?

Cumhurbaşkanı'nın, bu sizin özetlediğiniz önerisine ve genel olarak bu yüzde 40 yaklaşımına CHP lideri Kılıçdaroğlu "Ciddiye alınacak yanı yok" diye yanıt verdi. İyi Parti resmi tweet hesabından "Yüzde 40 size yetmez Ak Parti. Boyu 1.85'ten uzun olan. Erkek ve bıyığı olan. Bakanlık yapmış damadı bulunan, Maybach'a binen şartını da ekleyin tasarıya" açıklaması yaptı. Saadet Partisi Genel Başkanı Karamollaoğlu "Ak Parti yüzde 10 barajına muhtaç hale gelecek" dedi. MHP bile sistemin yeniden tartışmaya açılacağı düşüncesiyle teklife soğuk bakıyor. Teklif genel olarak "Erdoğan'ın bir dahaki seçimlerde yüzde 50+1 yöntemiyle tekrar seçilemeyeceğini gördüğü, tekrar seçilmesini garanti altına almak için başlattığı bir girişim" olarak algılandı. Ortağı MHP'yi ikna etse bile, AKP artı MHP'nin Meclis'teki oy oranı 319. Teklifin referanduma gitmesi için 340 oya, Meclis'ten çıkarmak için 400 oya ihtiyacı var. Bu orana ulaşması bu Meclis aritmetiğinde mümkün gözükmüyor.

 

GÖZLEM- "Cumhurbaşkanlığı seçimi için" açılan bu tartışmaların "bir erken seçim işareti olduğu" üzerinde de tahminler var; olabilir mi, görüşünüz?

Erdoğan'ın ekonominin bu kadar bozuk olduğu, ülkenin iç ve dış çok ciddi sıkıntılar yaşadığı bir dönemde böyle bir kararı alması kolay değil. Öte yandan muhalefet de sonuçta hâlâ AKP'nin birinci parti olduğunu görüyor ve onların da böyle bir girişime çok kısa zamanda başvurmaları olası gözükmüyor. Belki işler daha da kötüye giderse durum farklılaşabilir.

 

GÖZLEM- İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı'na CHP'li Ekrem İmamoğlu seçilince, önce THY'nın yer hizmetleri veren şirketi TGS, İBB iştiraki olan Hamidiye'den su alım anlaşmasını sonlandırdı ve "Dışişleri Bakanı'nın sözleri ile "ayakları pislik içinde olan" Fransa'nın bir şirketi tarafından satın alınmış bir şirketten (Danone / Sırma) su almaya başladı. Hemen sonra, Kültür Bakanlığı, Bilim ve Sanayi Bakanlığı ile Milli Saraylar da "Hamidiye suyu" almaktan vazgeçti. İBB ve Hamidiye "CHP'nin değil" İstanbul halkınındır. "Bu tavır ve uygulama" sizce ne anlama geliyor?

Bir defa bu tavır ve uygulama çok ayıp. Son derece partizanca. İkincisi de müşterilerinin ne düşündüğü. Bunu birdenbire böyle değiştirmek bu zihniyetin iç yüzünü gösterdiği, ortaya çıkardığı, bariz şekilde açık ettiği için siyasal olarak da bana çok akıllıca gelmedi. Bu tür yaklaşımlar ortada olan seçmen kitlelerini aleyhlerine etkiler diye düşünüyorum.

 

GÖZLEM- Eylül ayı başından beri başta Erdoğan olmak üzere Türk yetkililerin "Eğer ABD Fırat'ın Doğusu için bizim çizgimize gelmezse ve PYD - YPG teröristlerini desteklemeye devam edip, oyalama politikasını sürdürürse, biz ay sonunda kendimiz sorunu halledeceğiz" açıklamaları ile Ekim ayına girdik. Erdoğan gazetecilerin "Ne olacak" sorularına "Bir gece ansızın gelebiliriz" cevabını verdi. Uzun yıllar "diplomasi gazeteciliği" yaptınız, sizce "bu söz" ne anlama geliyor?

Burada bence en mühim konu, böyle bir girişimde bulunduğunda bunun kendi lehine bir netice vermesi. Erdoğan'ın verdiği karar yani ABD güçlerinin de bulunduğu bu bölgeye müdahale başarıyla sonuçlanmazsa, Erdoğan'ın kendi durumu oldukça zora düşer. Durup dururken de önemli bir konuda puan kaybetmiş olur. Bir müdahale, böyle davul zurnayla, aleni olarak haber verilerek yapılır mı? O da işin ayrı boyutu. Daha önce "Şam'da namaz kılacağız" şeklindeki açıklamalar hep blöf olarak kaldı. Öbür taraftan da son dönemde dikkate alındığı anlaşılan bir diğer seçenek, Fırat'ın doğusuna yapılacak bir harekatın top yekün değil ama açılacak "cepler" ile, nisbeten güvenli olabilecek bölgelere yapılması olduğu anlaşılıyor. Fırat'ın doğusunda, daha önceden Afrin'de olduğu gibi, iki üç ayrı bölgeden girilip küçük ceplerin tutulması, hem söylemi açısından Erdoğan'ı ve görüntüyü kurtarmış olur, hem de ABD ile büyük bir gerginliğe girilmemiş olunur.

 

GÖZLEM- Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar da, aynı çizgide "ABD ile devam eden Güvenli Bölge tesisine yönelik çalışmalara ilişkin, "Oyalama, geciktirme olursa bu çalışmalar biter. Bunda son derece kararlıyız. Hazırlıklarımızı yaptık. Gerektiğinde kendi göbeğimizi kendimiz keseriz" dedi. Şimdi de "Biz de kendi kendimizi mi oyalıyoruz?”

Bir bakıma öyle. Ama bu durum kaç zamandır bu haldeydi. Hiç şüphesiz Erdoğan da konuyla ilgili üst yönetim de ne olduğunu görüyorlar. Şimdi verilen ifadelerde bir dönemin sonuna gelindiği anlaşılıyor. İşte iktidar bundan sonra nasıl hareket edecek? Orada da top yekün bir harekettense görüntüyü kurtaracak bir harekat düşünülebilir gibi bir algı oluşuyor yavaş yavaş. Tabii aslında bu sorunu kökten halledecek eylem, Türkiye'nin Suriye ile görüşerek anlaşması olurdu ama Erdoğan bu seçeneğe hala sıcak bakabilmiş değil.

GÖZLEM- Tam bu günlerde, bu defa Kremlin (Putin) 'in Sözcüsü Dmitriy Peskov "Türkiye'nin kendi sınırlarını koruması meşru hakkıdır. Suriye'nin de toprak bütünlüğü korunmalıdır" açıklamasını yaptı. Bu açıklama "Sen sınırlarını koru, Suriye'ye girme" anlamına gelmiyor mu?

Sınırlarını korumak bazen komşunun toprağına girmeyi de gerektirebilir. Bu açıklamayı ben daha çok, "Böyle bir şey yapacaksan, Suriye ile anlaşarak yapmalısın" şeklinde algılıyorum. Kanımca ABD'nin bölgeden çıkartılmasının tek yöntemi, ki o da başarılı olur mu bilemiyorum, Suriye ile anlaşarak hareket etmek.

GÖZLEM- Elektriğe son yapılan zamla birlikte, son bir yılda elektriğe yüzde 60, doğalgaza yüzde 52, akaryakıta yüzde 30 zam yapılmış oldu. Bir yandan da ilgili bakanlar "enflasyonun tek hanelere düşeceğini" açıklayıp duruyorlar. Ankara'dan gelen haberlere göre, mesela emeklilere "ocak zammı yüzde 6.5'u geçmeyecek"; bu tablo, "gelir dağılımındaki makas açılması" bakımından, Arjantin, Venezuela başta "ekonomileri batak hâlde olan" ülkelere benzemeye başladığımızı gösteriyor. Görüşünüz?

Erdoğan'ın damadı ekonomiden sorumlu Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak'ın açıkladığı son Yeni Ekonomik Program, anlaşıldığına göre IMF Heyeti'nin Türkiye'ye geldiklerinde AKP'ye önerdiği programın neredeyse bire bir aynısı. AKP ekonomik olarak çok zor bir dönem içinde ve biraz canlanma göstergelerine karşın işlerin daha da kötüye gideceği ve Türkiye'yi, özellikle dar gelirlilerle, borçlu olanları çok zor bir dönemin beklediği anlaşılıyor.

 

GÖZLEM- Trump için "azledilme süreci başlatıldı" deniyor; Dünya'da ağır eleştirilere uğrayan ama ABD'de "seçimler için en şanslı aday" konumuna ulaşan Trump azledilebilir mi?

Daha önce üç başkan için de aynı süreç başlatılmış ancak üçünde de sonuçsuz kalmış. Şimdi Trump ile ilgili başlatılan soruşturma ilerler ve demokratların kontrolündeki Temsilciler Meclisi azil yönünde oy kullanırsa, konu Senato'ya taşınacak. Ancak Senato'da Cumhuriyetçiler ABD Başkanı'na destek verecek çoğunluğa sahip ve süreci tıkayabilirler.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar
Website Security Test