Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Toprak anayı beklerken

11.10.2019
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Geçtiğimiz hafta İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Tunç Soyer, “Slow Food” hareketi Başkanı Carlo Petrini ile buluşarak ‘Terra Madre’ fuarının Akdeniz ve Anadolu ayağının 2021’de İzmir’de yapılmasını kararlaştırdı. Bu girişim İzmir’in tanıtımı için önemli bir adım olacak.

‘Terra Madre’ nedir? İtalyanca ‘Toprak Ana’ demek. Mitolojide bereketi simgeleyen tanrıçadır.

İzmir’deki uygulamanın ne anlama geldiğini dostumuz ve ‘Slow Food’ hareketinin İzmir’deki ‘Bardacık” Birliğinin kurucusu Nedim Atilla’dan öğrenelim: (3 Ekim tarihli ‘Ege’de Son Söz’)

“En başından beri üç sözcük ‘Slow Food’u tanımlar: İyi, temiz ve adil. İyi: Yerel kültürün bir parçası olan ve duyuları tatmin eden taze kokulu mevsimsel diyet. Temiz: Çevreyi, hayvanları ve insan sağlığını tehlikeye atmayan gıda üretimi ve tüketimi. Adil: Tüketiciler için ulaşılabilir fiyatlar ve üreticiler için adil şartlar ve ücretler. ‘Slow Food’ gıdanın çevre, tarım, siyaset, kültür gibi hayatın pek çok yüzü ile ilişkili olduğuna inanmaktadır…

Kuşkusuz  ‘Slow Food’ hareketinin en önemli etkinliği dünyanın en büyük gıda fuarına dönüşen Terra Madre ve Salone Del Gusto. İlk kez 2012 yılında eş zamanlı düzenlenen Salone del Gusto ve Terra Madre, her kıtadan sıradışı gıda çeşitliliğini iyi, temiz ve adil üreticilerin birer örneği olarak tek bir organizasyon altında birleştirdi. Ziyaretçiler yemek ve şarabın tadını çıkarıp, ilgili birçok aktiviteye katılırken - ki bu Salone'nin temel özelliğiydi - ; Terra Madre sayesinde bu ayrıcalıklı ürünlerin arkasındaki çiftçiyi, balıkçıyı ve üreticiyi keşfetme fırsatı yakaladılar.”

Slow Food İzmir’de

150 kadar ülkede 100 bini aşkın üyesi bulunan ‘Slow Food’ hareketinin önderi Carlo Petrini, 2007 yılının başında ilk kez geldiği İzmir’de Ege tatlarıyla tanışmıştı. Nedim Atilla ile yaptığı Kemeraltı turundan çok etkilenmişti. Zeytinler, peynirler, şambali, midye, kelle söğüş ve diğer ‘sokak tadları’na hayran kalmış, o sırada İzmir’e sıkça uğrayan turist gemilerinin yolcularına bunları tattırmanın bir yolunun bulunmasını önermişti. Ne yazık ki Kemeraltı esnafı bu esnekliğe o zaman hazır değildi.

Bir de sebillerden çok etkilendiğini ifade etmişti. Evet sebillerden. “Bedava su dağıtılıyor, ne müthiş bir şey” diyerek Napoli’ye dönünce bir sebil yaptıracağını söylemişti. Yaptırdı mı bilmiyorum ama Tunç Soyer 2009 yılında Belediye Başkanı seçilince, Seferihisar’ın “Cita Slow” (sakin şehir) hareketine katılma arzusunu olumluyarak bu tarihi ilçemizin uluslararası alanda adını duyurmasına destek olmuştu Petrini.

Nedim Atilla, İzmir’de düzenlenecek Terra Madre Fuarı’na sadece İzmir değil, tüm Türkiye ve Akdeniz’den küçük üreticilerin de katılacağını belirtiyor: “ Anadolu mutfağının ve tarım ürünlerinin tüm örneklerinin buluşacağı fuarda, bugüne kadar ürettiğini pazarlamakta zorlanan üreticiler, kadimden gelen yerel ürünlerini tüm dünyaya aracısız olarak tanıtacak. Slow Food birlikleri ve diğer belediyeler aracılığı ile üreticilerin tek tek tespit edileceği fuarın hazırlık süreci 18 ay sürecek ve bu sürecin yönetimine Türkiye’den yüzlerce gönüllü katılacak.”

İzmir, fuarcılıkta engin deneyimlere sahip. Yeni Fuar alanında, dünyaya örnek olacak bir etkinlik yapılabileceğine inanıyorum. ‘Gastronomi’ yani yeme-içme düşkünlüğü tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de yaygınlaşıyor. Gaziantep, “yeme-içme’ kültürünün yaygınlık ve derinlik kazandığı illerimizin başını çekiyor. Urfa, Kastamonu, Antakya, Adana, Kars, Trakya’da Vize, elbette Ege, damak zevklerinin doruğa çıktığı Anadolu yerleşimlerinden bazıları. Güzel Anadolu’muzda nereye gidilirse gidilsin özgün bir tat bulmak zor değil.

İnsanların yeme-içme ilgisinin giderek artığının bir göstergesi de yemekle ilgili şenlikler. Alaçatı’da ‘ot’, Urla’da ‘enginar’, Çeşme – Germiyan’da ‘lezzet’ festivalleri, halkın büyük ilgi gösterdiği toplumsallaşmaya neden oluyor. İnsanlar değişik tatlar için uykusuz kalmacasına, uzun yolları göze alabiliyor.

Sözcü Gazetesinde yazmaya başlayan Mehmet Yaşin 8 Ekim tarihli ilk yazısında bu yolculukları çok güzel tanımlamış: “İnsan yollara düşmek için bir bahane arar. Bence en güzel bahane yemektir. Bir kentin mutfağını keşfetmek için çıkılan yolculuklar, en heyecanlı, en lezzetli yolculuklardır. İnsanı mutlu eder.”

Dünyanın büyük bir alt üst oluş yaşadığı bu kaotik günlerde, en azından yeme-içme serüvenlerinde mutlu olalım.

NOT: Bu satırlar yazılırken, Mehmetçiklerimiz ,“Barış Pınarı” Harekâtı ile PKK’yı ve 2. İsrail kurma hayallerini yıkmayı hedefleyen zorlu bir sınava başladı. HDP dışında tüm siyasi Partiler bu harekete destek verdi. Bu zorlu mücadeleden en az kayıpla çıkmaları en büyük dileğimizdir.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar
Website Security Test