Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Yol

6.12.2019
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

3 kilometrelik bir yolun başındasınız. Önünüz çayır, gideceğiniz yer deniz ve önünüzde birkaç çalılık var.

Dünyada bu yolu gidecek ilk insansınız. Yalınayak, nereye bastığınıza dikkat ederek, etrafa bakarak 6 saatte denize varıyorsunuz.  Tabii tedirginsiniz. Çalıların içinden bir hayvan çıkabilir mi? Çayırda bir zehirli böceğin üstüne basar mısınız?  Ertesi sabah kalktığınızda çimenin üstünde ayak izleriniz bile gözükmüyor. Ama tekrar ayni istikamette gittiğinizde artık çalılarda bir hayvan olmadığını biliyorsunuz ama çayırın içinde bir böceğin, bir yılanın üstüne basabilirsiniz. Yol 2 saat sürüyor.

Aradan geçen birkaç hafta içinde - çayırda yavaş yavaş bir patika oluşuyor ve bastığınız yeri görebiliyorsunuz. Artık bir saatte bu yoldan hedefe varabiliyorsunuz.

Bin yıllar geçiyor, kazma, kürek icat ediliyor. Ayakkabı da. Artık ayni yolda tek bir tümsek bile yok. Bir metrelik bir yol dümdüz önünüzde, hatta bir de tartan ile kaplanmış bir satıh düşünün.. Gündüz vakti bir insan ayni yoldan 15 dakikada koşarak hedefe varıyor.

Sonra bisiklet icat ediliyor. 6 saatte gittiğiniz yol. Birkaç dakikada rahatça denizdesiniz.

Öğrenmek ayni böyle bir şey. Beyindeki yollarda nöronlar önce kaba bir istikamet, birkaç haftada bir patika ve daha fazla idman ile, yıllar içinde bir tartan yol veya bir asfalt yol oluşturuyorlar. Lisan öğrenmek de böyle, futbol öğrenmek de, bilgisayar öğrenmek de, bir ülkeyi, kültürü öğrenmek de aynen böyle. Özgüven arttıkça (böcek yılan yok!) yol çabuklaşıyor.

Ayni yolu tekrar tekrar, tekrar gidince önce patika oluşuyor. Sonra tartan pist.

Öğrenmenin esası idman, egzersiz, antrenman veya tekrar, hangisini tercih ederseniz. Tekrar ile dinler zihnimize kazınıyor. Ülke sevgisi, kimlik.

Yolu 3 km yakındaki denize değil de Afrika sahillerine, Amerika sahillerine kadar düşünün.

Anneannenizi bir İngiliz öldürmüş diye duyuyorsunuz veya bir Afrikalı veya bir İstanbullu veya Ankara Çankaya'da oturan bir insan.  O ülke, Kıta, şehir veya mahalle ve orada yaşayanlar hakkında bir önyargınız var. Farkında bile değilsiniz belki. Oraya gitmek için bir arzunuz yok, o lisanı öğrenmek için. Anneannenizin nasıl öldüğünü bilmiyorsunuz bile ama küçük çocuk iken o yöre hakkında babanız bir laf etmiş ve hep o iz ile, o damga ile  o şekilde o lisanı  veya o yöreyi veya o "ırkı" algılamışsınız. Bilincinde bile değilsiniz. Bu da o, sonradan patika olan yolu giden insanın özgüveni. Patika olan yolu yaşam öykünüz olarak algılayın, nerede hendek var, nerede tümsek ve yaşamınız boyunca korkudan olsun, imkansızlıktan hangi çalıların etrafında takılmışsınız.

Veya anneniz, babanız veya patronunuz "yol olur" diye bir davranışa hep tepki göstermiş.

Veya günlük rutin içinde dolap beygiri gibi dönüp durmak da var. Eskiden kuyudan su çeken beygirler veya eşekler var idi dönüp durulardı ve mekanik olarak suyu yukarı çekerlerdi. Dolabın içinde idiler ki etrafı görüp işerini aksatmasınlar. Hep ayni istikamette döndüklerinden eklemleri zaman ile deforme olurlardı. Şimdi insanın kendini koyduğu ve rahat ettiği günlük rutin var. Hep zihindeki yol halinde. Koltukta oturarak. Yürümeyi, koşmayı unutuyorsunuz. Konfor alanı dediğiniz bir yol oluşuyor. Ufka elektronik olarak vardığınızı sanıp varamıyorsunuz.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar
Website Security Test