Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Adeta bir Dan Brown romanının içinde yaşıyoruz

7.2.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Dünya nüfusunun çılgınca arttığını düşünen çılgın bir mülti milyarder, küresel nüfusu “makul” seviyeye indirmek için laboratuvarda özel bir virüs geliştirip bunu yaymaya çalışırken, ünlü tarihçimiz Joseph Langdon buna engel olur.

Aslında Dante’nin Inferno (Cehennem) isimli eserinden ilham alan zengin işadamı, kendisi de hastalık yüzünden ölmek üzeredir, ama gitmeden dünyaya bir “iyilik” yapmak istediğini söyler.

 

3 bin zengin

Ardından; İsviçre’nin Zürih havalimanına özel jetleriyle gelip VİP koridorlardan geçerek ulaştıkları Davos’ta, damlarında keskin nişancıların pusuya yattığı, geceliği 10 bin dolarlık otellerde kalan 3 bin ultra zengin de, küresel ısınmanın kalabalık insan kaynaklı olduğunu, insan nüfusunun dünyaya fazla geldiğini, ayrıca yeni teknolojik çağda işçilere de pek ihtiyaç kalmayacağını ve bunun için alınacak “önlemleri” konuşmak üzere toplanmıştır.

Ne kadar ilginç ki, Dan Brown’ın İnferno’su; Türkçesi Cehennem sanki bugün gerçekten yaşanıyor .

Çünkü Çin’de olan biten de tam buna benziyor.

Bunları bana geçen gece bağımsız dünya tıp araştırmaları yayınlarını sıkı biçimde takip eden bir doçent doktor arkadaşım anlattı.

Bu arkadaşım doktor, tıp okumuş ama ilaç sektörünün esir alamadığı hekimlerden biridir.

Gerekmedikçe ilaca karşıdır. Hatta danışırsanız kemoterapi bile alınmasını önermez. O kadar ilaç karşıtıdır.

Anlattıkları çok ilgimi çekti. Bu nedenle sizle paylaşmak istiyorum.

 

ABD’nin işi mi?

Bir süredir Çin’i esas düşmanı ilan eden ABD ve onun “müesses nizam derin devleti”, uzun yıllardır, biyolojik savaş unsurları üzerinde çalışıyor.

Bağımsız bilim insanları, Novel Coronavirüs (2019-nCoV) adı verilen yeni salgının, SARS ve MERS virüslerinin bileşiminden oluştuğunu söylüyor.

Virolog Dr. Alan Cantwell, 2003’teki makalesinde SARS virüsünün kedilerde görülen Coronavirüs baz alınarak laboratuvarda üretildiğini yazmıştı.

ABD’deki ‘merkez’ medya tarafından komplo teorisyeni olarak damgalanan Cantwell, Pub Med’de (Halk Sağlığı Dergisi) yayımlanmış, 1987’den beri yapılan 107 deneyi incelemiş ve SARS’ın tamamen yeni ve çaresi olmayan bir virüs türü olduğunu tespit etmişti.

Cantwell; “Şunu kesinlikle teyit edebilirim ki, bilim insanları hayvan ve insanlarda görülen corona virüsleri, genetik mühendisliğiyle birleştirerek yeni bir hastalık türü olan SARS’ı üretmiştir” demişti.

 

RUS’lar da aynı görüşte

Yine 2003’te, Rusya Tıp Bilimleri Akademisi üyesi Aleksander Kolesnikov, SARS’ın (yeni corona virüsün atası) biyolojik savaş ürünü olduğunu ileri sürmüştü.

Kolesnikov, virüsün kızamık ve kabakulak melezi olduğunu ve doğal olmayıp, laboratuvarda üretildiğini bildirmişti.

Kolesnikov’un bir önemli iddiası da, SARS’ın genetik olarak Afrika ve Asya için tasarlandığı idi.

Aslına bakılırsa, son 40 yılda ortaya çıkan; AIDS, SARS, MERS, Kuş Gribi, Domuz Gribi, Hanta Virüs, Lyme Hastalığı, Batı Nil Virüsü, Lassa Ateşi, Ebola, Suriye Çocuk Felci, Yeni Şap Hastalığı, Zika Virüsü, Körfez Savaşı Sendromu hastalıklarının tümü, bu şüpheli sınıflamada yer alıyor.

Çünkü çoğunun belirgin bir çıkış sebebi yok, yani bilimsel olarak kanıtlanmış doğal bir mutasyon süreci belirlenememiş, ayrıca ırk ve coğrafya odaklı hareket ediyorlar. (Çin’de yarasa, fare, yılan yenilmesi sebep olarak gösterilse de, uzun yıllardır bu tür beslenme adetleri söz konusuyken neden virüsün bir anda ortaya çıktığı sorusuna geçerli bir cevap oluşturmuyor.)

 

Virüsün patenti kimde?

Doktor arkadaşım devam ediyor:

Mesela yeni doğan çocuklarda mikrosefali ve zeka geriliğine yol açan Zika, patentli bir virüs.

İşin ilginci, bu virüsün patentini alanlar 1947’de Rockefeller Vakfı’na bağlı bilim insanları!

Coronavirüs’e ait patent ise daha yeni, 2014’te Amerikan Pirbright Institute tarafından alınmış.

ABD Hastalık ve Korunma Merkezi CDC ise hemen bir açıklama yapıp, o coronavirüsün Çin’deki olmadığını ve aşı geliştirilmesi için patent alındığını belirtti.

 

Çin her şeyin farkında

Çin Hükümeti de bunların farkında elbet.

Pekin yönetimi, 30 yıl boyunca yüz binlerce insanın kan örneklerini toplayan ve çoğu Harvard Üniversitesi merkezli araştırma programlarını yıllar önce durdurmuştu. (Bizdeki Adnan Hoca müridi Oktar Babuna’nın 2000’lerin başında yaptığının bir benzeri.)

İnsandan insana, hem de solunum yoluyla geçebilen bu son versiyon Novel Korona virüsü gerçekten de yüksek hızla yayılıyor ve şimdiden Çin ekonomisine büyük bir darbe vurdu.

Bilindiği kadarıyla, virüsten ölenler arasında Asyalı olmayan kimse de yok.

Çin – ABD ticaret savaşının tam ortasında patlak veren bu salgının, Wuhan gibi Çin’in hızlı tren ve ticaret merkezi konumundaki bir yerde çıkmış olması da tesadüf değil.

Çin şu an çaresiz ve halen 8’den fazla şehri kapsayan 47 milyon nüfuslu bir bölgeyi karantina altına almak zorunda kaldı.

 

Fare yiyen Çinli

Ve hemen psikolojik savaş ekipleri de harekete geçti.

Yarasa-fare yiyen Çinli videoları piyasaya sürüldü. Ölenlerin sayısının milyonlarca olduğu ama totaliter Çin yönetiminin bunu sakladığı masalları, ‘Çin’deki bir arkadaşımdan duydum’ formülüyle dolaşıma sokuldu.

Hatta Çin’in bizzat kendisinin nüfusunu azaltmak için bu virüsü üretip yaydığı bile iddia edildi!

Ancak durum yine de ciddi.

Uzun süre sessiz kalan Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, “Virüs hızla yayılıyor ve ülke ciddi bir durumla karşı karşıya” dedi.

 

Davos’ta konuşulanlar

Başa, yani Dan Brown’a, pardon Davos’a dönecek olursak..

22-25 Ocak tarihleri arasında düzenlenen Davos Dünya Ekonomik Forumu toplantılarında dikkat çeken bir durum vardı.

ABD dışında hiç bir dünya lideri Davos’a katılmadı.

Önce katılmayacağı açıklanan Trump da daha çok işadamı kimliğiyle yer aldı zirvede.

Zirveye küresel ısınma ve küresel zenginler ekonomi damgasını vurdu.

Batı sermayesinin temsilcisi eski ABD Başkan Yardımcısı Al Gore’un yetiştirmesi Greta Thunberg, küresel sermayenin yeni yatırım alanı olan ‘iklim felaketleri’ne dikkati çekti.

Sürdürülebilir bir dünya başlıklı toplantılarda, dünyamızın günden güne yaşanmaz bir yer haline geldiği vurgulandı.

Alt metinlerde ise Avustralya’da suları içip bitiren develerin vurulması misali, 7.7 milyarlık insan nüfusunun artık başa çıkılmaz bir sorun olduğu anlatıldı.

Yani, ‘develer suyumuzu bitirmeden onları itlaf edelim’ mantığı hakimdi.

Nasıl olsa yapay zeka, robotlar ve genom mühendisliği ile artık basit kol gücüne ihtiyacı kalmamıştı sermayenin.

İşte şimdi geliyoruz Dan Brown’ın İnferno’suna…

 

Yok edilmeli

Davos’ta kamuoyuna kapalı toplantılarda özetle şunlar konuşuldu:

“Halk sahillere hücum etti, vatandaş denize giremiyor” misali, 7.7 milyar insanın büyük bir kısmı yok olmalı ve geri kalan azınlık da Davos sakinlerine müşteri ve köle yapılmalıydı. Böylece 4.6 milyar insanın varlığına denk bir servete sahip 2 bin 153 kişi, bahçeli villalarında huzur ve güven içinde tertemiz bir doğanın tadını çıkarabilirdi.

Rockefeller Ailesinin avukatı ve ABD’nin stratejistlerinden Henry Kissinger, ta 1960’lardaki Bilderberg Toplantılarında (Küresel bir savaş suçlusu olan Kissinger, doğal olarak Bilderberg sosyetesinin en sadık ve sabit hizmetkarıdır. Bu arada 1923 doğumlu ve hala yaşıyor) amaçlarının üçüncü dünya ülkelerinin nüfuslarının azaltılması olduğunu açıkça dile getiriyordu.

Kissinger, Şili’deki faşist darbenin bizzat oyun kuruculuğunu yaptığı 1970’lerde de aynen şunları söylüyordu:

 “Nüfusun azaltılması üçüncü dünya ülkelerine karşı temel politikamızdır. Çünkü ABD’nin az gelişmiş bölgelerdeki petrol, maden ve diğer kaynaklara olan ihtiyacı artacaktır.”

 

Baktıkları açı bu

Yoksa kendileri de okkanın altına gider. Dünyanın en zenginleri, olaya böyle “Şeytani” bir açıdan bakıyor işte.

Onlara göre, işlerine yaramayan üstelik insan kitleleri, kurtulunması gereken fazla ağırlıklardan başka bir şey değil.

 

NOT: Doktor arkadaşımın anlattıklarına gösterdiği kaynaklar;

-China’s New Coronavirus: An Examination of the Facts – Larry Romanoff.

-The Davos World Economic Forum (WEF) Is at It Again – Celebrating 50th Anniversary – Peter Koenig

 

Bizim paralarımız

nerelere gidiyor?

Amerikalı bir Borsa analisti; ismini de vereyim: Marc Faber..

Amerikan halkına sesleniyor:

Sevgili Amerikalı vatandaşlarım; Amerikan Hükümeti ekonomiyi canlandırmak için her bir Amerikan vatandaşına 600 $ dağıtmayı karara bağlamış.
Eğer bu parayı Wal-Mart'da harcarsak, para Çin'e gidecek..
Eğer benzin alırsak, para Araplara gidecek..
Eğer bilgisayar alırsak, para Hindistan'a gidecek..
Eğer sebze meyve alırsak, Meksika'ya gidecek..
Eğer bir araba alırsak, para Almanya'ya gidecek..
Ve Amerikan ekonomisine yarar sağlamayacak.
Bu 600$ Amerikan ekonomisi içinde tutmanın tek yolu,
parayı bira ve fahişelere harcamaktır. Sadece bu iki sektörde ulusal üretim yapabilmekteyiz.
Ben kendi adıma bu yolda faaliyet gösteriyorum.

***

Bu yazıya bir İtalyan ekonomist şöyle bir yanıt verir:
Sevgili Marc;
Üzülerek bildiriyorum ki Budweiser bira fabrikasını da bir Brezilya şirketi satın aldı. Böylece elinizde yalnızca orospular kalmış oluyor.
Eğer bu orospular da kazandıkları parayı çocuklarına gönderiyorlarsa..
Bu para doğrudan, Roma'daki İtalyan Millet Meclisine gelir.
Çünkü dünyada en çok orospu çocuğu olan yer burasıdır.

***

Peki bizim yukarıda okuduklarınızdan farkımız var mı?

İsterseniz, Türk sanılan ama yakın zamanda satılan ürünlere bir bakalım..

Beymen; Katar. Yargıcı; Kuveyt. Cevahir AVM; Kuveyt. İçim Süt; Fransa. Dost Süt; Fransa. Kola Turka; Japon
Çamlıca; Japon. Saka Su; Japon. Hayat Su; Fransa.
Sırma; Fransa. Erikli; Fransa. Doğadan; Amerika.
Of Çay; Amerika. Yeni Rakı; İngiliz. Kemal Kükrer; Japon. Kent Gıda; Amerika. Filiz Makarna; İtalya. Komili; Amerika. Banvit; Katar. Hacı Şakir; Amerika. Hobi Şampuan; Hindistan. Can Bebe; Belçika. Demirdöküm; Almanya. Baymak; Hollanda. Mutlu Akü; Güney Afrika. Petrol ofisi; Hollanda. Gitti Gidiyor; Amerika. Trendyol; Çin..

Görüyorsunuz değil mi; acayip yerli ve milliyizdir..

Paralarımızın nereye gittiği ise malum!..


Kriz ha! Peki milyoner sayımız neden artıyor?

Kim diyor ya; ülkede kriz var diye…

Hele, herkes batıyor, ne olacak bu halimiz? diyenlere hiç ama hiç katılmıyorum(!)

Batan falan yok... Düzen aynı. Dün neyse bugün de öyle. Batan, krizi ciğerlerine kadar hisseden sadece ve sadece “Ben bu düzende düzülenim, düzülen olarak yaşadım ve yaşıyorum” diye feryat edenlerdir.

Yani, siz, ben, emekli, memur, işçi, işsiz gençler ve iki bin küsür liralık asgari ücrete mahkum edilenlerdir.

İnanmıyorsunuz değil mi?

Hani o battık, batıyoruz diyenler var ya; o milyonerler…

2019’da, krizin en sıcak yaşandığı yıl, mevduat hesaplarında 1 milyon liranın üzerinde parası olanların sayısı bir önceki yıla göre tam 45 bin 314 kişi artarak 225 bini aşmış.

Uydurmuyorum. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun (BDDK) resmi rakamları böyle diyor. 

 

Sadece sayı değil

Bu arada milyoner sayısı 45 bin 314 kişi artarken, söz konusu milyonerlerin toplam mevduatı da tavan yapmış. Tam 1 trilyon 391 milyar 597 milyon liraya yükselmiş.

Yurt içinde yerleşik milyonerlerin sayısı 2019'da bir önceki yılın sonuna kıyasla 40 bin 220 kişi artarak 202 bin 20'ye yükseldi. Aynı dönemde milyonerlerin toplam mevduatları 271,1 milyar liralık yükselişle 1 trilyon 295 milyar liraya ulaştı.

Kriz.. Kriz.. Kriz diye haykıran bu efendilerin servetlerinin şu dağılımına bakar mısınız?

Sözde Türk vatandaşları… Paralarının 574 milyar 264 milyon lirası Türk parası, 707 milyar 724 milyon lirası döviz, 13 milyar 136 milyon lirası da kıymetli maden depo hesabı.

Devam edelim…

Yurt dışında yerleşik milyoner sayımız 2019 sonu itibarıyla 23 bin 420. 2018 yılına göre 2019’da 5 bin 94 kişi artmış. Bana göre kaçmışlar..

Bu zatların hesaplarındaki para miktarı ise 96 milyar 472 milyon lira.

Birilerine soruyorum…

Hani kriz vardı, hani batıyor dunuz?

Batanlar siz değil benim yurdumun insanı, yurdumun!..

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 2 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Adam

31.03.2020 - 06:37
Beymen; Katar. Yargıcı; Kuveyt. Cevahir AVM; Kuveyt. İçim Süt; Fransa. Dost Süt; Fransa. Kola Turka; Japon Çamlıca; Japon. Saka Su; Japon. Hayat Su; Fransa. Sırma; Fransa. Erikli; Fransa. Doğadan; Amerika. Of Çay; Amerika. Yeni Rakı; İngiliz. Kemal Kükrer; Japon. Kent Gıda; Amerika. Filiz Makarna; İtalya. Komili; Amerika. Banvit; Katar. Hacı Şakir; Amerika. Hobi Şampuan; Hindistan. Can Bebe; Belçika. Demirdöküm; Almanya. Baymak; Hollanda. Mutlu Akü; Güney Afrika. Petrol ofisi; Hollanda. Gitti Gidiyor; Amerika. Trendyol; Çin..Kaynak gösterin kaynak.

Şenay DÜDEK

09.02.2020 - 14:09
Eline sağlık soluksuz okudum.Her satırına kefilim.”Ali Bulac’ın “Dünyayı Sarsan Büyük Tehlike Rockefeller Ailesi” ve Soner Yalçın’ın yeni kitabı “Kara Kutu” mutlaka okunmalı!!!Tam 10 senedir Antibiyotik kullanmayan ve ilaçlara çok karşı olan ben mucizenin doğada olduğuna inanıyorum Rabbimin mucizeleri zorunlu olarak kullandığım Tansiyon ilaçı ile bile mücadelemi veriyorum!Dolayısıyla Doğal tedavinin yanındayım,karşısında DEĞİL
Diğer Yazarlar

Emekli maaşımız dolarla değil, Allaha şükür dolarla borcumuz, bankada-yastık altında bir sentimiz bile yok ama…

Gazeteci – Yazar Murat Kışlalı, GÖZLEM’in ülke gündeminin başında gelen konulardaki sorularını cevapladı. İşte görüşleri…

Yazarlar
Website Security Test