Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Zihnin geleceği

20.3.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Michio Kaku, Zihnin Geleceği isimli kitabında “tüm doğadaki en büyük iki gizem zihin ve evrendir” der. Öyle ya, şu andaki teknolojimizle milyarlarca ışık yılı uzaklıktaki galaksilerin fotoğrafları çekilebiliyor, insan genom analizi ile kromozomlar yeniden dizilebiliyor ve nükleer fizik biliminde atomlar parçalanabiliyor. Ancak bir yandan da evren ve beyin hala ulaşılmaz, çünkü Samanyolunda 100 milyar yıldıza eş, beynimizde de 100 milyar nörona sahibiz ve bunların gizleri henüz açıklanabilmiş değil!

Newton, tarihte ilk defa hareket halindeki nesnelerin davranışını ortaya koymuştu. Bu o zamana kadarki nesnelerin hareketlerini açıklamaya yetti. Einstein, Newton’un cisimlerin hareketine uzay düzleminde etki eden kuvvetler yorumunu katarak yeni bir model yarattı. Burada yeni değişken, uzay zaman eğrisi idi. Genel bir anlatımla, Dünyadaki bir nesne üzerinde Dünyanın kuvvet uygulaması sonucu bir hareket oluşmamakta, uzay zaman Dünya tarafından gerildiği için eylem gerçekleşmektedir. Einstein böylece, tüm evrenin geleceğinin simüle edilebilmesinin yolunu açmıştır. İlginç bir şekilde, bu simülasyon, geleceği ve geçmişi değerlendirerek, zamanda simülasyon yapan özel bir bilinç olarak insan beynini Bize düşündürür. Darwin, “insan ile gelişmiş hayvanlar arasındaki büyük fark, kesinlikle türe değil evreye bağlıdır” der. Biliyorsunuz, yaklaşık 30 ila 200 bin yıl önceki zamanlarda küçük topluluklar halinde yaşayan insanlar, birbirlerine homurtu şeklinde oluşturdukları seslerle iletişim kuruyorlardı, binlerce yılda dillerini ve sembolleri ile birlikte ifade biçimlerini geliştirdiler. Köy, şehir, ülke ve imparatorlukları dil ile oluştururken, şimdilerde de internetle bir “Dünya Köyü” halinde iletişim ağı kurmaktalar, belki de gezegen bir bütün halinde anı, duygu ve düşüncenin online/realtime gerçekleştiği bir beyin haline dönüşme noktasında. Bu oluşumda, artık dijital platforma girmenin aracıları olan bilgisayar faresi ve klavye gibi enstrümanlara gereksinim duyulmadan doğrudan zihin etkileşimleri ile telepatik yöntemlerin kullanılacağını belirtmeye bile gerek yok! Bugün, “Katom” denilen programlanabilir madde projeleri üzerinde çalışılıyor: Nanoteknolojik PC Chipleri, ihtiyaç hissettiğiniz maddeyi (telefon, bilgisayar vs) anında yapabileceksiniz! Bunun organik formunda, yapay anılar yerleştirerek istenilen kişiliğin oluşturulduğu insanlar söz konusu olacak! Genetik, elektromanyetizma ve değişik tıbbi ekipmanlar ile yakın gelecekte belleklerimiz değiştirilerek zekanın geliştirilmesi sıradan bir uygulama halinde olacak. Belleğin yapısını oluşturan Thalamus, Hipokampus ve prefrontal korteksin görevini, bir chip yapmak için sabırsızca kapasitesini arttırıyor! Bu aşamada,deforme olmuş proteinler olan “prionlar”ın yaptığı Alzheimer gibi hastalıkların tarihe gömüleceğini söylemek bile gereksiz.

Dr. Katherine Pollard gibi bilim insanları, biyoinformatik üzerine çalışıyor. Genel olarak canlıları incelemek yerine, genlerin matematiksel analizini yapıyor. Pollard, en yakın akrabamız olan şempanzelerden bizi ayıran şeyin, yaklaşık 3 milyar baz ya da harf çiftinden yalnızca 15 milyon tanesinin olduğuna dikkat çekiyor. Dolayısı ile çok az baz ya da harf çifti değiştirilerek bambaşka bir üstün türün gelecekte var edilmesi işten bile değil. Zekânın gizemi de burada: Tek bir gen mutasyonu, Afrika’da modern insanın oluşumuna yol açarak yaklaşık 10 bin yıl önce yazının ve tarımın ortaya çıkmasını sağlamıştı.

İnsan genomunda yer alan 23 bin gen nasıl oluyor da beynin milyarlarca nörondan oluşturduğu katrilyonlarca bağlantıyı kontrol ediyor ve Güneş Sistemindeki en yakın yıldıza olan 37 trilyon Km’lik uzaklığı simule edebiliyor! Ya da, vücut, dış dünyadan büyük oranda yalıtılmış, bir tür felç halinde iken, oluşturduğu rüyalar ile fizik yasalarını askıya alarak bambaşka bir simülasyonu kafasında yaratabiliyor! Spektrumun bir tarafında acı ve duygulara duyarsız, uyuşuk, duygusal olarak boş, zekası ve bilinci yerlerde sürünen bir insanlık varken diğer tarafta tüm evreni beyniyle simüle eden başka bir insanlık söz konusu!

Acaba teknolojinin beraberinde getirdiği sanrı ve bağımlılık, dengesiz ve öngörülemez bir uygarlığın ayak izleri mi? Silikon çağı yerini kuantum/moleküler/organik bilgisayarlar ile nano/DNA türevi komputürlere bırakırken silikon chiplerin yerini de biyolojik transistörler alıyor! Bilincin, bir gün, bütün evrene yayılabileceği düşüncesi, fizikçilerin ciddi bir çalışma alanı. Sir Martin Rees, solucan delikler, fazladan paralel boyutlar ve kuantum bilgisayarlar ile tüm evrenin yaşayan bir kosmosa dönüşebileceğine yönelik spekülatif senaryolardan bahseder.

Dr. Hans Mravec’in de dediği gibi çocuklarımız, biyolojik evrimin yavaşlatıcı etkisine bağlı olmadan fizik akıl evreninin muazzam ve sınırsız ortamında kendi potansiyellerini gerçekleştirecekler. Tersi çok kötü! İnsansız robotlar dünyası! Silikon metal bedende yaşayan insanımsılar!  Gerçi Dr. Kurtzweil’in bu senaryoya itirazı var: O, ‘tekillik’ten bahseder. Ona göre, insandan daha zeki robotlar çağında Moore yasası devreye girecek. Daha çok bilgisayarlar, artık sınırlara kadar küçültülmüş silikonlar daha da ufak hale getirilemeyeceğinden, daha da büyük mega bilgisayarların yapımı giderek tüm Dünyanın mineral bazlı kaynaklarını bitirecek, dünya topyekun bir bilgisayar haline gelecek, sonuçta da tüm hammaddesi tükenerek başka gezegenlere gidilmesi zorunlu hale gelecek. Artık sıra, o yıldız ya da gezegenlere tüketmeye gelecek!

Gökbilimcilerin Dünyayı umursamayan bir evrenin içinde yüzen önemsiz kosmik bir toz parçasına indirgemelerine benzer şekilde, sinirbilim uzmanları da, beyni nöron yolaklarından oluşan elektrik akım sinyallerine indirirler.

1.5 kg’lık beyin, şekerden oluşturduğu 20 wattlık bir enerji ile tüm bu düşünceleri oluştururken, bu beyni incelemek için kurulan laboratuarlarda şehirler kadar büyük bilgisayarların 1000 watt üreten nükleer santral enerjisini tüketmesi ne kadar ironik!

Dr. Davis, “kaçınılmaz olarak biyolojik zeka, yalnızca geçici bir olgu! Evrendeki akıl evriminin kısa süren bir evresi. Uzay ve evren, biyoloji sonrası bir yapı için Bizlere sayısız ipucu veriyor” diyor.

Sonuç olarak, New York City Üniversitesi’nde Teorik Fizik Profesörü olan ve sicim kuramını oluşturan ekibin bir üyesi olan Michio Kaku, kitabında, Sizleri ,çağlar sonrasına bir gezintiye davet ediyor.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar
Website Security Test