Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Yeni tür bir savaş

3.4.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Mümkün olduğunca ABD Başkanı Trump’ın basın toplantılarını izlemeye çalışıyorum. Birçoklarının idealize ettiği bir ülkenin Başkanı Trump. Dünyanın bir numarası kabul ediliyor! Ama şu sıralar, ‘Amerikan türü yaşam’ denilen Holywood’dan pompalanan “bireyci, bencil yaşam biçimi” fosluyor. Fosluyor, çünkü COVID-19 denilen virüs salgınında acizliğin merkezi durumuna düştü; ABD’nin büyük maddi gücüne karşın eyaletler arasında eşgüdüm sağlanamıyor bir türlü.

Neden acizlik? Çünkü küçümsediler. Çünkü bu bahane ile baş rakipleri ve düşmanları Çin’in bu salgın karşısında ekonomik ve toplumsal bakımdan gerileyeceğini, bu “savaş” karşısında ezileceğini düşündüler. Önemsemediler. Trump“Çin virüsü” diye alaya aldığı salgının ilk günlerinde, “basit bir grip bu, geçer gider; Amerika güçlüdür” demişti. Şimdi ise en iyimser öngörü ile 180-240 bin, en kötümser tabloda 2 milyon ölümden söz ediyor Trump.

Bize bir şey olmaz

Yalnızca Amerikalılar değil, tüm Batılı yöneticiler küçümsemişti olayı. Hatta İngilizler başlangıçta ‘doğal elemeden’ söz ettiler. “Ölen ölür kalan sağlar bizimdir” demeye getirdiler. Bireyciliğin zirve yaptığı ülkede dayanışma ruhu yok olmuştu.

Sonra ne oldu? Yıllardır tahta geçmek için kıvranan Prens Charles, giderek Başbakan Johnson ve diğer üst yöneticiler virüse kapılınca işin ciddiyeti anlaşıldı. Yönetim, başlangıçta “kişisel hakları kısıtlamak” olarak gördüğü önlemleri almaya başladı. Ama iş işten geçmişti…

Mart başında, Fransa’nın resmi kanallarından birisinin Pekin’de oturan kadın muhabirinin, yanında Çinli bir tercüman ile Çin hükümetinin tecrit ettiği Vuhan ve çevresine girmek için ne ‘şaklabanlıklar’ yaptığını seyretmiştim TV5 televizyonunda. Muhabir, güya baskıyı teşhir (!) edecek ya; zorla girmeye çalışıyor civardaki köylere, karantina altındakilerle konuşmaya çalışıyor. Çinli yetkililer engel olunca da basıyordu yaygarayı.

Düşünelim şimdi, kim haklı bu durumda? İtalya, Fransa, şimdi de ABD’de olanlara bakınca, disiplinli davranabilen toplumların, böylesi olağanüstü durumlarda her zaman avantaj sağladığı görülüyor. Toplum kavrayamıyorsa gerçekleri halka anlatmak yöneticilerin görevi değil mi? Herkesin kabul ettiği gibi yeni tip bir savaş bu.

Umre hatası

Bizde de öyle olmadı mı? Umrecilere ödün vermek uğruna bu öldürücü virüs tüm ülkeye yayıldı. Rize’den Bodrum’a kadar… CNN Türk’te çıktığı programda, Prof. Dr. Mustafa Çetiner, Samsun’a umreden gelen bir kişinin, Corid-19 virüsünü onlarca kişiye bulaştırdığını anlattı. Benzer şekilde, birçok kez gittiği umre dönüşü virüs bulaştırdığı anne ve babasının ölümüne ve 200’ü aşkın kişinin hastalanmasına neden olan avukatın öyküsü konuşuluyor Bursa’da.

Böyle olmasa bu illet 81 ilimize dağılabilir miydi? Hatalı kararlar, bir takım tereddütler nedeniyle gerçekleştirilemeyen uygulamalar, daha fazla ölümün yolunu açmıyor mu? Bu gibi sorulara olumsuz cevap vermek mümkün değil!

İklim grevi

Virüsle savaş, insanları, özellikle de Batı toplumlarını gardları düşük yakaladı. Batılılar, genelde biz kentliler savaşları hep başkalarının topraklarında görmeye alışmış idik. İlk kez bulunduğumuz yerde bir “savaş” var. Bu savaştan bireycilikle, yalnızca kendimizi kurtararak, kendi çıkarlarımızdan başkasını düşünmeyerek ‘sağ’ çıkamayacağımız kesin.

Dileriz ki bu “karantina” ileride özellikle iklim değişikliğinden, onun getireceği kargaşadan dolayı daha kötülerini yaşayacağımızı düşündüğüm felaketlere karşı bir “aşı” olur. New York’taki Columbia Üniversitesi Sürdürülebilir Kentsel Gelişim Merkezi yetkilisi Jacqueline Klopp’un dedikleri önemli: “Bu pandemi sayesinde şirketler ve hükümetler, iklim değişikliği dahil insanlığı tehdit eden faktörlerin en az virüs kadar yıkıcı etkisi olduğunu ve koruyucu önlemlerin de kaçınılmaz olduğunu idrak edebilir. Ekonomiyi yeniden işler hale getirirken, yaşadığımız bugünlere bakarak nelerin daha değerli olduğunu düşünmeye ihtiyacımız var.”(Ayşe Özek Karasu, 1 Nisan 2020 tarihli Habertürk Gazete)

ABD’de bile birçok kişi toplumda dayanışmanın, paylaşmanın yükseleceği, dünyayı bu duruma getiren neo-liberal yaklaşımların gözden düşeceği bir siyasi ortamın egemen olmasını umuyor. Ben de insanlığın yükselen değerinin, zenginliklerin ufak bir azınlığın elinde toplanmasında değil, sağlık, eğitim, konut vb. haklarının ücretsiz ve herkese eşit olarak dağıtıldığı bir düzene evrileceğinden kuşku duymuyorum. Hele, elimizde zor günlerimizde başarıyla uyguladığımız altı ok modeli olduktan sonra…

 Bu nedenle, insanı karamsarlığa iten bu ‘savaş ortamına’ karşı moralimizi yüksekte tutmalıyız. Bu vesileyle, Nedim Atilla dostumuzun 28 Mart tarihli Egedesonsöz’deki “Kötü Haberi Sevenler: İnfodemi” başlıklı yazısının okunmasını salık veririm: “Nedir Infodemi: İnsanların doğru ve gerçek bilgiyi yanlış ve yanıltıcı bilgiden ayırmasını zorlaştıran ‘aşırı’ ve gereksiz bilgi. Kötü haber yayıcılığı.”

Özetle, her şeye karşın iyimserliği elden bırakmadan “EVDE KALALIM!”

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Yazarlar
Yazarlar
Website Security Test