Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Balıkçının anısına

22.4.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Geçtiğimiz 17 Nisan günü Halikarnas Balıkçısı olarak tanıdığımız Cevat Şakir Kabaağaçlı’nın 130. doğum yıldönümü idi.

Aramızdan ayrıldığı 13 Ekim 1973 tarihine dek 25 yıl yaşadığı Hatay semtinin Kültür Sanat Grubu Başkanı Cengiz Özdemir bu büyük kültür insanımızı doğum gününde özlü bir şekilde tanımlamış:

“Halikarnas Balıkçısı kim miydi? Denizi ve Denizciliği Türk Edebiyatına katan, Ege kıyılarını bizlere sevdiren, Anadolu Medeniyetleri’nin Sözcüsü, Anadolu’nun Sesi, Kültür Abidesi, Turizm Elçisi, arı Türkçesi ile bize seslenen, kültür emperyalizmle mücadele eden Kahramanımız, Yurtseverimiz …”

Halikarnas Balıkçısı, 83 yıllık iniş çıkışlarla dolu renkli yaşamında, ölümünden sonra basımı “manevi evladım” dediği sevgili Şadan Gökovalı tarafından da sürdürülen eserleriyle kültür yaşamımıza 9 öykü, 5 roman, 11 deneme kitabı armağan etti. Anadolu uygarlıklarının evrensel savunucusu olan Cevat Şakir Kabaağaçlı için büyük ozanımız Nazım Hikmet, “O, hepimizden büyük bir şairdir” demişti.

Her yıl, Konak, Murat Reis mahallesindeki son gecesini geçirdiği apartmanın bulunduğu kendi adı verilen sokağa dikilen Ekin Erman imzalı büstünün önünde anma törenleri yapılırdı. Ama coronavirüs tehdidi dolayısıyla bu kez toplanılamadı. Umarız, 13 Ekim’de düzenlenecek ölüm yıldönümünü anmasında sevenleri yine birlikte olur.

Bodrumdaki müze

Doğum yıldönümündeki anma her yıl çok sevdiği Bodrum müzesinde de yapılırdı. Bu yıl o törende gerçekleşemedi. Belki de iyi oldu. Onu sevenleri, ‘Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi’nin bugünkü hazin durumuna üzülebilirlerdi. Böyle dememin bir nedeni var. Onu anlatmak istiyorum.

Bodrum, Halikarnas Balıkçısının doğduğu yer olarak da nitelenebilir. Cevat Şakir, 1925 yılında sürgüne geldiği Bodrum’u öylesine sevdi ki, paşa torunu olarak büyüdüğü İstanbul’a dönmedi. Bu güzel beldede yaşamayı sürdürdü. Yaşamakla da kalmadı, burasının dünya çapında tanınmasında başrolü oynadı. Cevat Şakir’in Bodrum’a her gelişinde mutlaka Bodrum kalesine uğrayıp gür sesi ile “Merhaba” diye seslendiğini biliyoruz.

Bodrum’un tanınmasında önemli bir rol oynayan başka bir isim de Oğuz Alpözen. Bodrum Kalesi içinde, ‘Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi’ni dünya çapında bir marka, benzerlerinin en büyüğü ve kapsamlısı durumuna getiren kişi. 1978 yılında müdür olarak atandığı müzedeki girişimlerini şöyle betimliyor: “Müze depolarında bence tutsak olarak bekletilen eserleri halkla buluşturmanın yollarını aradım. Bütün kuleleri onartarak hemen her yıl yeni bir sergi salonu açtım. Eski gemilerin sesi ve nefesi oldum. Kraliçe Ada’lar, Kaptan Georgios’lar ve Kale Komutanı İbrahim Nezihi’ler, çağdaş müzecilik anlayışı içinde sergilenen salonlarda bize hikâyelerini anlattılar…”

Müze, Alpözen,2005 yılında emekli olmadan önce, 1995 yılında Avrupa’da 18 ülkeden 51 müze arasında 3. olarak mansiyon ödülü alıyor. Ne var ki, onun emekliliğinden sonra göreve gelenlerin müzeye pek bir şey katmadığını öğreniyoruz. Katmak bir yana müzenin geleceği kararıyor.

Müzede cami olur mu?

Geçmiş öyküsü 1969 yılındaki Kanlı Pazara uzanan, bir ara TBMM Başkanlığı da yapan İsmail Kahraman’ın Kültür ve Turizm Bakanı olduğu dönemde örnek müzenin geleceği kararmaya başlıyor. Çünkü kale içinde bulunan ve etkili sergilemelerin yapıldığı “şapel”, cami yapılacak diye tutturuyor Bakan.

Alpözen anılarında bu durumu şöyle açıklıyor: “Müzecilik yaşamımda yaptığım en büyük hatanın şapele minare eklemek olduğunu şimdi anlıyorum. Ben, 1915 yılında Fransız ve İngiliz zırhlılarının top ateşiyle yıkılan minareyi, ay yıldızlarla donatmış, Türklüğün bir sembolü olarak yaptırmıştım.” 

Şimdi kendi elleriyle onardığı bu minare yüzünden müze alt üst edilmiş. Oğuz Alpözen, 2 ciltlik“Eski Testi Doktorunun Anıları” kitabında hem kendi yaşamını ve müzenin kuruluşu öykülerini hem de son yıllarda müzeye verilen zararları anlatıyor.

Herkesin eve kapandığı bu virüslü günlerde, Halikarnas Balıkçısından başladık, Bodrum müzesinde bitirdik. Üzüldüğüm şu: Bakanlık Türkiye’nin dört bir yanında, Urfa, Gaziantep, Antakya, Truva gibi birçok yerde çok güzel, örnek müzeler açtı. Bunlarla gurur duyduğumuzu daha önce dile getirmiştik. Bu nedenle, Bodrum’da Sualtı Müzesine yapılan haksızlığa karşı çıkmanın ulusal bir görev olduğunu düşünüyorum. Umarız Bakanlık yetkilileri Alpözen’in samimi çığlığını dikkate alıp gereğini yaparlar.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 1 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

İBRAHİM YÜNCÜ

23.04.2020 - 15:38
51 MÜZE ARASINDA MANSİYON ÖDÜLÜ ALINCA İNSANIN GÖNLÜNDE BİR BEKLENTİ OLUŞUYOR. LİYAKAT OLMAYINCA MAALESEF OGUZ'DAN SONRA GELEN KİŞİLER NE HALE GETİRDİLER... MERAK ETTİĞİM KONU; YOK ETMEK İSTESELER BİLE YOK EDEMEYECEKLERİ BİR MÜZEYİ NEDEN YOK ETTİLER.
Yazarlar
Website Security Test