Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Türkiye turizminde ''Corona'' değişimi yaşanacak

1.5.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Turizm ekonomisinin Türkiye için olmazsa olmaz bir karakteri vardır. Ekonomimize döviz girişinin yüzde 30’u, turizm sektörü kanalıyla gerçekleşmektedir.

Şu an bilir bilmez pek çok insan, çeşitli söylemlerle yol göstericilik yapmaya soyunarak “pembe kriz” tabloları çizmektedir. Peki, turizm yatırımcısı ve işletmecisinin sezon hayali, bu söylemlerle uyumlu mudur? Gelin biraz dünya ahvaline bakalım...

OECD rakamları açıklandı. Durumun kısa özeti şöyle:

Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü’nün teşhisine göre bu yıl (2020) turizm ekonomisi yüzde 70’e varan bir daralma yaşayacak. Kurumun ifadesiyle “eşi benzeri görülmemiş bir kriz” yaşanmaktadır. Turizmin OECD ülkelerinde ortalama olarak istihdama yüzde 6,9 ve GSYH’ya yüzde 4,4 katkı sağladığı düşünüldüğünde; bununla birlikte hizmet ihracatına turizmin katkısının yüzde 21,5 olduğu gerçeği göz önüne alındığında, Türkiye’de turizmin yaşadığı sıkıntının ülke ekonomisine yapacağı etkinin boyutu daha net anlaşılabilir.

Ayrıca turizm ekonomisin önemli bir bacağı da ulaşımdır. Bu sektörde 124 milyar dolarlık bir kayıp beklenmektedir. Uçaklar çalışmaz ve seferler başlamaz ise ülkelere turist nasıl gelecektir?

OECD Teşkilatı Uluslararası Havacılık Örgütü’nün (ICAO) tahminine göre 8 Nisan itibariyle 2020’nin ilk yarısında planlanan uluslararası yolcu trafiğindeki düşüş yüzde 41 ila 50 aralığında olacak. Bunun anlamı, salgın öncesinde planlanana göre 443 ila 561 milyon yolcu arasında bir azalma demek oluyor.

Bu dünya gerçeklerinin Corona salgınından sonraki sonuçlarının bir görüntüsüdür. Hem kara olumsuz karşısında kötü düşüncelerle moral bozmayı ve hem de “pembe tablo” edebiyatını bir kenara bırakarak turizmde sezonun geleceği için “gerçekten” ne şekilde hareket edilmesinin daha doğru, yerinde ve akla yakın olacağının araştırılması gerektiğini ifade etmek isterim.

Elbette temennimiz, salgın felaketinin bir an önce son bulmasıdır.

Bunun ardından da sektörümüzün selameti, özellikle hava, deniz ve kara ulaşımının yeniden başlaması ve özellikle bizim pazarımızı oluşturan Rusya, Almanya, İngiltere, İran, Hollanda ve İtalya gibi ülkelerin vatandaşlarına seyahat izni vermesine bağlıdır.

Bunlar içinde Rusya, salgın sonrası normale dönüş için Eylül sonunu öngörmektedir. Almanlar ve İngilizler ise bu konuda daha radikal bir söylem içindedirler. Almanya Ekonomi Bakanlığı Müsteşarı ve turizm sorumlusu Thomas Bareiss ile İngiltere’nin İspanya Büyükelçisi Hugh Elliott, Almanların ve İngilizlerin bu sene yurt dışı tatillerini “unutmalarını” belirterek bilhassa birinci derecede tercih edilen destinasyonlar olan Yunanistan, Türkiye ve İspanya’ya gitmemelerini tavsiye ediyorlar.

Hatta Bareiss, bu ülkelerin turist beklentilerini kast ederek “üzerine bir bardak soğuk su içsinler” gibi nezaket dışı bir ifade de kullanıyor.

Yani uzatmadan özetleyecek olursam, 2020 turizm sezonu için hava son derece bulanık durumdadır.

“Yerli turist” piyasasının ciddiyetle ele alınıp üzerinde çalışılması, konaklama sektörü için en makul hedef gibi görünmektedir.

Gelin iç turizmdeki rakamlara şöyle bir göz atalım.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) rakamlarına göre seyahat harcamalarının gidişatı, son beş yılda artış göstermiştir. 2015’de 24,56 milyar lira iken 2017’de 35,3 milyar liraya, 2019’da 48,9 milyar liraya yükselmiştir.

Son beş yılda sektöre iç turizmin katkısı, toplamda 176,9 milyar lira olmuştur.

Yapılan kişisel harcamaların yüzde 50’den fazlası, yeme-içme ve ulaşıma ayrılmıştır. İki kalemin toplamı 105,15 milyar liradır. Yurtiçi turist vatandaş, 2015-2019 arasında toplam 373,6 milyon seyahat gerçekleştirmiştir.

Dolayısıyla bu yıl için de en yazın pazar, turizmde “iç pazar” turist akışı olacak gibi görünmektedir.

Dünya ekonomisi de bu arada sarsılmıştır ve bunun müsebbibi olan virüs salgınının da bir anda durması mümkün değildir. İnsanlar korku içindedir. Peki, turist hiç mi gelmez? Böyle bir durum da söz konusu değildir; ancak tahminim, şartlar iyileşirse ve Türkiye 2019’da çektiği turistin yarısını çekebilirse, bunun bir “mucize” olacağı yönündedir.

Bence turizm sektörü, kendisini “salgın sonrası şartlara” göre hazırlamaya ve uyum sağlamak için ne yapması gerektiğini düşünmeye başlamalıdır. Yerli turiste önem verilmeli, tanıtım çalışmaları devam etmeli ve yabancı sermayenin Türkiye’de tesis ve işletme yatırımı için yürüttüğü çalışmalar yakından takip edilmelidir. Bu sonuncusu, muhtemel bir hamle olarak gözden kaçırılmamalıdır.

Hedef, 2021 sezonunda Pazar ülkelerimizden gelecek muhtemel istek ve düzenlemelere intibakta gerekli “elastikiyeti” kazanmaya odaklanmaktır.

Sonuç olarak; turizm sektörü krizlere alışıktır, tecrübelidir. Tesis sahiplerinin, işletmeciler, lojistikçilerin, acentaların ve tur operatörlerinin “müşterek akılda” birleşerek sözünü ettiğim gereklilikler çerçevesinde en iyi çözüme odaklanmalarını ümit ediyorum.

Umarım öyle olur. Ümitsizliğe kapılmak gibi bir hakkımız ve lüksümüz yoktur.

Bununla birlikte unutulmamalıdır ki 2020 sezonu, gelecek yıllarda turizmde “değişimin ve dönüşümün” başlangıcı olarak hatırlanacaktır.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar
Website Security Test