Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Yapmayın, etmeyin Efendiler!..

1.5.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Ey siyasetçiler, ey “siyasetçilerin kavgalarına kendini kaptırmış” yazar – çizerler, kanaat önderleri, gazeteciler, hatta bilim adamları “felaket her gün dünyada ve ülkemizde durmadan can alıyor”; aynaya bakalım; bizler ne yapıyoruz?..

Hiç mi, “bu iktidarın doğru ve iyi yaptığı bir şey, bir iş” yok; her yaptığına vur da vur!..

Hiç mi, “bu muhalefetin doğru ve iyi yaptığı bir şey, bir öneri” yok; her yaptığına vur da vur!..

“İkiye ayrılmış”, milleti de ayırmak için “insafa sığmayan” böylesine bir kavgayı sürdürmekten ve “ateşi körüklemekten” başka ne yapıyoruz?

Ne diyor; Hazreti Muhammed; “Sevdiğini ölçülü sev; bir gün düşmanın olabilir. Sevmediğine de ölçülü buğz et; bir gün dostun olabilir.”

Ne diyor Atatürk; “Uygarlık bağışlama ve hoşgörü demektir. Bağışlama nedir bilmeyen uygarlık, uygarlık değil zorbalıktır ki, çöker” / “Eğer devamlı sulh isteniyorsa, kitlelerin vaziyetlerini iyileştirecek milletlerarası tedbirler alınmalıdır. İnsanlığın bütününün refahı, açlık ve baskının yerine geçmelidir. Dünya vatandaşları haset, açgözlülük ve kinden uzaklaşacak şekilde terbiye edilmelidir.”

Anlatılır; Uhud’da “yanaklarına batan miğferi” dişinin kırılmasına sebep olmuştu, Hazreti Peygamber’in. O ise, “kendisini öldürmek isteyen” düşmanları için dua etmişti; “Allah’ım! Kavmimi bağışla, çünkü onlar beni bilmiyorlar.”

30 Ağustos büyük zaferden sonra, Türk Ordusuna esir düşen Yunan Ordusu Komutanı General Trikopis anlatıyor; “Atatürk beni mert bir askere yakışır bir biçimde kabul etti. Gazi'nin bana söylediği sözleri hiç unutamayacağım: ‘Üzülmeyin generalim, Siz görevinizi sonuna kadar yaptınız. Askerlikte yenilmek de vardır. Napolyon da savaş kaybetmiş, tutsak olmuştu. Size karşı büyük bir saygı besliyoruz. Burada kendinizi tutsak durumda saymamanızı rica ederim. Konuğumuzsunuz. Yakında her şey düzelecektir. Buyurun, istirahat edin.’ Atatürk'ün bu ince ve nazik davranışı karşısında rahatladım. Moralim düzeldi. Bu büyük Komutana karşı içimde bir hayranlık duymaya başladım.”

1071 yılının 26 Ağustos’unda Bizans İmparatoru Diyojen, Malazgirt Savaşı’nda Selçuklu ordularına mağlup olur, esir düşer ve Sultan Alpaslan’ın karşısına çıkarılır.

Alpaslan, Diyojen’e sorar; “Siz galip gelseydiniz ve ben esir düşseydim, bana ne yapardınız?..”

Diyojen cevap verir; “Ya atımın kuyruğuna bağlar, sürüklerdim veya bir demir kafes içerisinde diyar diyar gezdirirdim.”

Alparslan bir soru daha sorar; “Benim ne yapacağımı düşünüyorsunuz?..

Diyojen’in cevabı “Ya boynumu vurduracaksınız yahut da benim size yapmayı planladıklarımı yapacak, zaferinizle övüneceksiniz” olur.

Alpaslan gülümser; “İşte aramızdaki fark. Ben sizi serbest bırakacağım ve ülkenize güvenli bir şekilde dönmeniz için, Tokat’a kadar yanınıza çok sayıda asker vereceğim!..”

Yunus Emre der ki; “Ben gelmedim dâvî için / Benim işim sevi için – Ben kavga için gelmedim, / Benim işim sevgidir.”

Ya Mevlana; “İnsanlarla dost ol. Çünkü kervan ne kadar kalabalık ve halkı çok olursa yol kesenlerin beli o kadar kırılır.”

Ziya Paşa’nın unutulmaz mısraları; “İnsana sadâkat yaraşır görse de ikrâh / Yardımcısıdır doğruların Hazret-i Allah – Kötülük görse bile, insana doğruluk yakışır; / Hazret-i Allah doğruların yardımcısıdır.”

Ve… İşte Kuranı Kerim’in buyruğu; “Olur ki Allah sizinle düşmanlarınız arasında yakında bir dostluk meydana getirir. Allah, gücü (her şeye) yetendir, çok bağışlayan, çok merhamet edendir.” (Mümtehine, 7 / Elmalılı meali)

Hiç mi “kıssadan hisse” almayacağız; ey Türk ve ey Müslüman titre ve kendine dön!..

 

Dünyada nüfus; kıyamete doğru!..

Bu dünyanın “bu kadar insanı besleyemeyeceği, taşıyamayacağı” neredeyse belli oldu!..

Dünya nüfusunu dengelemeye “savaşlar ve dehşet verici silahlar” yetmedi, Veba / Kolera / İspanyol Gribi gibi” milyonlarca can alan pandemik felaketler de yetmedi!..

“Üremeyi azaltıcı tedbirler”, açıklamalar, kampanyalar da işe yaramadı ve Dünya nüfusu 7.5 milyara dayandı!..

“Laboratuvarlarda ‘kısırlaştırıcı’ tohumlar (GDO’lu) üretildi, ‘can alan’ mikroplar (Ebolalar) üretildi” şeklindeki “korku ve felaket” teorilerinin “doğru olup olmadığı” tartışılıyor!..

Felaketin büyüklüğünü Birleşmiş Milletler ilan etti; “Sağlık ve Ekonomik krizden daha büyük bir kriz geliyor; Gıda ve Açlık Krizi!..”

Zaten dünyada her yıl yüzbinlerce insan açlıktan ölüyor; ya yarınlarda?..

Yaşarken kıyameti yaşayacağız, galiba; bu gidişle “yamyamlık” bile geri gelebilir!..

Uzayda “insan yaşayacak” yeni dünyalar aranıyor; bulunursa, “seçilmişler gidecek” ve oralara “ari bir ırk olarak” yerleşecek!...

Taaa 6 milyon kilometre ötelerdeki gezegenlere ve onların uydularına bile uzay araçları gönderildi; “hayat için yeni bir mekan” aranıyor!..

Peki, biz ne yapıyoruz?..

********

Not: Geçen haftaki “Sparta / Ojeni Teorisi / Hitler / Coronavirüs” başlıklı yazımda “Vikipedi başta bazı ansiklopedilerden ve Puna Güleçöz ve Doç. Dr. Recep Ardoğan’ınkiler başta birkaç araştırmadan yararlanıldığına” dair notum, düşmüştür. Okuyucularımdan ve kaynaklarımdan özür dilerim.

 

Okuyucu Soruları

TL’nin değerini kim düşürüyor?..

Bir okuyucum soruyor, soruyu ben de özetliyorum; Merkez Bankası durmadan faizleri düşürüyor ve elbette ardından bankalar da vadeli tasarruf hesaplarının faizlerini!..

Enflasyon, TÜİK’in ilan ettiği değil, piyasadaki fiili enflasyon en az “yüzde 20’lerin üzerinde” iken, bankaların verdiği “vadeli” faizi “yüzde 8” gibi bir seviyeye düştü. Mesela “çeyrek altın” bir ayda 100 lira artarken, “dolar” 7 lirayı yakalamak üzereyken, vatandaş tasarruf hesaplarında TL olarak eriyen parasını bankalarda neden tutsun? Türk lirasının değerini yoksa Merkez Bankası mı düşürüyor?..

CEVABIMDIR; Oooo, bu konudan hiç anlamam. Bu sorunun cevabını yayın kurulu üyelerimiz Saim Uysal, Prof. Dr. Muzaffer Demirci, Prof. Dr. Ramazan Abay, Ali Nail Kubalı, Mustafa Günenç, Şevket Özügergin gibi “konunun uzmanı” arkadaşlarım vermeli; bilmem ki okuyucum haklı mı sevgili dostlarım?

 

İnternet’ten “esen” rüzgarlar!...

Urla meydanında yaşayan “Urlalı Filozof” Anaksagoras da “maske taktı”; o zaten Urla Meydanı’ndaki park / kafenin yanındaki evinden hiç ayrılmıyor!..

 

Sözün Özü 

Bu hafta “Sözün Özü” Mustafa Kemal Atatürk’ten; “Cezaevlerinin haftada bir mutlaka denetlenerek, yargılama olmaksızın tutuklu kalanların kısaca nedenleriyle birlikte derhal en yakın müfettişliğe ve Adalet Bakanlığı’na bildirilmesi gerekir. Türkiye Cumhuriyeti’nde kimsesiz birey yoktur. Cumhuriyet böyle bir kavramı asla kabul etmez. İnsan hakları yasalarımızın güvencesi altındadır. Kendilerini kimsesiz görenlerin yanlarında her an haklarını aramakla görevli Cumhuriyet Savcıları bulunduğunu asla unutmamalı ve bundan emin olmaları gerekir. – 9 Ekim 1925”

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar
Website Security Test