Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Ezber bozan ‘üç’lü; Soyer… İmamoğlu… Yavaş…

16.5.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

İzmir; salgın sürecinde vaatlerle değil, somut yardımlarla, üstelik de parti-marti, oy verdi-vermedi ayırımı gözetmeden zor duruma düşmüş vatandaşın yardımına koşan, dokunan ve rahatlatan katkıların yapıldığı örnek bir kent oldu.

Bunun adı “fark yaratmaktır.”

Bunun adı “ezber bozmaktır.”

*

Siyaseten baktığınızda,

31 Mart’tan sonra ne deniyordu?

 "Beceremezler, dört koyun güdemezler..”

Ama gördük ki becerdiler, hem de en zor süreçte..

Türkiye’de bu ezberi bozan “lider” konumunda üç isim var:

Tunç Soyer. Ekrem İmamoğlu. Mansur Yavaş…

Çok başarılı sosyal dayanışma örnekleri vererek, ihtiyacı olan her vatandaşa ulaşarak sosyal bir “devrim” yarattılar.

*

Bağış kampanyaları durdurulan Ankara’da Mansur Yavaş, İstanbul’da Ekrem İmamoğlu uygulamalarıyla fark yaratırken…

İzmir’de Tunç Soyer;

Alan el, veren eli; veren el, alan eli görmeden “sosyal devlet” yerine “sosyal vatandaş” kavramını hayata geçirdi.

Hem de, çok hızlı ve etkili şekilde.

Başkan Tunç Soyer; düşük gelir grubunda olan, işsiz kalmış, yoksullaşmış insanlara; yani bu kesimlere sadece iktidarının yardım edebileceğine dayalı zihniyeti yıkmakla kalmadı; ihtiyaç sahibi vatandaşa, iktidara mecbur ve mahkûm değilsiniz mesajı da verdi.

Seçenek olduğunu ortaya koydu.

*

Her soruna kutuplaştırıcı bir söylemle yaklaşanlar karşısında bu dayanışmacı tutum, aynı sorunla karşılaşmış olan insanlar arasında kısa-orta ve uzun süreçte bir yakınlaşma yaratacaktır.

Çünkü; İzmir Konak’ta ve Ankara’da, komşusunun veresiye defterini kapatan her iyiliksever CHP’li olmadığı gibi, yine İzmir’de ve İstanbul’da askıdaki faturayı ödeyen her yardımsevere de CHP’li diyemeyiz.

O zaman, bu sosyal dayanışma hamlesi; özlediğimiz, sosyal-siyasal uzlaşma kapısını açan bir “anahtar” olacaktır.

Çilingirler ise, Soyer, İmamoğlu ve Yavaş’tır.

 

Bu koşullarda..

Kimse tatile gitmez!

 

Otel, motel, pansiyonlar gerekli önlemleri alma koşuluyla 27 Mayıs’ta açılıyor.

Yani kısıtlı turizm sezonu başlayacak.

Hayırlısı olsun da; peki nasıl olacak?

Çünkü;

Yurt dışı uygulamalarıyla bizim uygulamalar arasında dağlar kadar fark var.

*

Yurt dışında müşteri ile temas eden personelin sezon boyunca dışarıyla ilişkisi kesiliyor. Personel sezon süresince otelin lojmanında kalıyor. Dışarı bırakılmıyor.

Biz de… Personelin eğer servis yoksa toplu taşıma araçları ile işine gidip gelmesi serbest!

*

Yurt dışı otellerde yığılmayı önlemek amacı ile 18.00-20.00 ve 20.00-22.00 olarak 2 parti akşam yemek servisi yapılıyor.

Biz de tek servis; 20.00’de başlıyor ucu açık!

*

Yurt dışında müşteri, akşam yemeğinde ne yiyeceğini kahvaltıda dağıtılan menü kartlarına işaretliyor. Akşam yemeği hazırlanmış olarak masalara servis ediliyor.

Biz de, 50 çeşit peynirin, 20 çeşit yemeğin olduğu açık büfe eskisi gibi korunmak isteniyor. Eskiye göre tek fark, müşterinin yemeği teker teker banketten seçip aşçının kendisine vermesi!

*

Bu mümkün değil ki?

Hesap yaptım; müşteri 100 çeşit yemeğe göz atıp, antipasta, salata, tatlı, içecek seçerken iyi niyetle 10 dakikası bankette geçecek.

Bu, 500 müşteri için toplamda 5 bin dakikaya (83 saat) ihtiyaç var demektir.

Bankette 10 aşçı aynı anda 10 müşteriye baksa 8 saate ihtiyaç var.

Tabi bu da 500 kişilik otelde, 1.5-2 metre sosyal mesafeyi koruyarak, yüzlerce metrelik kuyruğu bitirmeyi başarırsa!

Yani zor dostum zor…

*

Çözüm; ya genişletilmiş A-la Carte sistemine geçilmesi ya da banketlerde salata dahil her şeyin paket servis haline getirilmesi. Müşterinin de tepsiyle geçerken istediği paketi seçip alıp gitmesi.

*

Bitmedi.

Bizim genelgede; "yemek servisi verilen masalar arası mesafe 1.5 metre, yan yana sandalyeler arası 60 cm olacak şekilde düzenlenir" denmiş.

Bunun anlamı şu: Demek ki restoranda maskesiz olarak masaya oturuş kalkışta yanımızdakilerle mesafe neredeyse sıfır olacak! Araya bir de garsonun girip çıktığını düşünürsek, yandım keten helva durumu!

*

"Covid-19 teşhisi konan müşteri veya personel odasının havlu, nevresim, yastık ve çarşafları ayrı toplanır ve ayrı yıkanması sağlanır" deniyor. Bu; "Covid-19'lu hasta müşteri ya da personel otelde kalabilir" demektir.

Yani; aynı çatı altında virüs bulaşmış biriyle zorunlu ikamet!.

*

Turizmci, otelci dostlarım ne olur bana kızmayın;

Vazgeçtim!!!

Bu koşullarda tatile-matile gitmem.

Lütfen… Ben almayayım!

 

Kepçeler “Atatürk” ismini sildi(!)

 

Aylarca “kanal” konuştuk. İstanbul’u ada şehri yapacaktık. Adına “Çılgın Proje” dedik.

Ve bugün yine bir “çılgın proje” konuşuyoruz; Covid-19 salgın hastalığı için 90 bin metrekare alana yayılan bir hastanenin yapımı!.

Gerekli mi?

Değil…

Ama “ihtiyaç var, gerekli” deniyorsa…

O zaman da mevcut yatak kapasitesinin yüzde 60’nı kullandığımızı açıklayan Sağlık Bakanımız yalan söylüyor demektir(!)

*

Çünkü; yüzde 60’ı kullanılan yatak kapasitesine ilave Başakşehir Şehir Hastanesi 1500 yatak, buna bir de Atatürk Hava Limanı Hastanesi 1000 yatak!

N’olcak bu kadar yatak?

*

Çevir kazı yanmasın denir ya; Baktık ki ihalesiz-mihalesiz bir-iki gün içinde yandaş bir müteahhide verdiğimiz Pandemi Sahra Hastanesi yapımı öyküsüne millet pek inanmıyor, dır-dır konuşup duruyor.

Hemen yeni bir “çılgın proje” icat ettik:

“Tedavi Turizmi…”

*

Ortada normal bir turizm bile kalmadı ki; Sağlık Turizmi olsun..

Oysa bazı çevrelere göre, hala her hangi bir değişiklikte İstanbul Hava Limanı kapatılıp Atatürk Hava Limanı’na dönülme ihtimali vardı.

Bu umut, kepçe darbeleriyle bitti.

Tabi, “Atatürk” adı da…

Geriye bir tek sözde hastaların geliş-gidişleri için sağlam kısa bir pist kaldı.

Ve bu pist de hastalar dışında sadece Cumhurbaşkanlığı forsunu taşıyan uçaklar tarafından kullanılmaya devam edilecek.

Hayırlısı olsun…

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 1 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Mesut Ak

17.05.2020 - 15:58
Gerçekler Acı Biber gibi yine yaktın içimizi Hamdi Ağbim 🙏🙏🙏
Yazarlar
Website Security Test