Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Sen neymişsin be Hamza!..

19.6.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

GÜNÜMÜZDEN ÇOK ÇARPICI BİR “LİYAKAT” ÖRNEĞİ…

Sen neymişsin be Hamza!..

 

Kimsenin Hamza’ya kızdığı ya da nefret ettiği falan yok.

Çünkü O gerçek bir Dünya Şampiyonumuz.

Aksine seviyor ve takdir ediyoruz.

Zaten mesele Hamza değil, liyakat.

Ve, O’nu oraya getiren zihniyet!..

***

Üç karpuzu bir koltukta taşıyor Hamza, hem de ne “karpuz”lar!.

  1. Cumhurbaşkanı Başdanışmanı
  2. Gençlik ve Spor Bakan Yardımcısı
  3. Vakıfbank Yönetim Kurulu Üyesi.

***

Hamza’nın lise diploması bile yok.

Sahte diploma ile üniversiteye kayıt olmuş.

Yakalanmış.

Mahkemelik olmuş.

Bir el işin içine girmiş.

Şampiyon mahkemede ifade vermiş:

“Tanımadığım bir kişi bana diploma getirdi. Ben de bununla üniversiteye başvurdum!.”

Bu zekice ifade ile suç sadece “kullanmak” şekline gelmiş.

 

Çünkü;

Eğer diplomayı ben hazırladım derse, suçun cezası artıyor, iş kalpazanlığa giriyor.

Tanımadığı bir kişi diploma getirmiş.

Size hayatınız boyunca sokakta sizin adınıza ve fotoğrafınızla diploma getiren oldu mu?

Demek ki, biz yanlış sokakta, Hamza doğru sokakta dolaşmış.

Başka izahı var mı?

***

Hamza şimdi verilecek olan milyarlarca liralık kredilere imza atacak.

İyi de bir gün devran dönünce ne olacak?

Banka suçları ağır ve ciddidir.

Dinç Bilgin, Karamehmet bile hapis yattı.

Doğrusu bu filmin sonunu ben de sizin gibi merak ediyorum.

***

Gazetelerdeki haberi okumuşsunuzdur;  Ziya Müezzinoğlu’nun ölüm ilanı...

Şöyle deniyordu ilanda: “T.C. Maliye Bakanı, Kayseri Senatörü, Devlet Planlama Müsteşarı, Hazine Genel Müdürü, Bonn Büyükelçisi, Avrupa Ekonomik Topluluğu Nezdinde Türkiye Daimi Temsilcisi, Türkiye Avrupa Vakfı Kurucusu..”

Bu bir liyakat örneğidir. Yani göreve uygunluk..

Dünya Şampiyonu güreşçimizin; Bakan Yardımcısı, CB Baş Danışmanı, bir pehlivanın Vakıfbank Yönetim Kuruluna atanması da galiba bu günümüzün “liyakatı” olmalı…

***

Banka, şampiyon pehlivan derken aklıma geldi…

Yıl 1931… Atatürk, yurtdışında Türkiye’yi layıkıyla temsil ettiğini duyduğu; 1911'de 32 gecede 43 müsabaka yaparak "Cihan Şampiyonu” ilan edilen Kurtdereli Mehmet Pehlivanla tanışır.

Kurtdereli’ye bir mektup yazar. Mektubunda, “Çoluk çocuğun için sana ufak bir armağan gönderiyorum. O, bu mektubumla beraberdir. Pehlivan ömrünün tam sağlıkla uzun sürmesini dilerim” der. .

Gece yarısı mektubu, Salih Bozok’a vererek otelde kalmakta olan Kurtdereli’ye yollar.

Mektubun içinde, 1000 liralık da bir İş Bankası çeki vardır. Çekin üzerinde, “Kurtdereli Mehmet Pehlivan’a 1000 TL veriniz. Bu para, Aralık ayı aylığımdan faiziyle kesilecektir” diye yazmaktadır.

Kurtdereli, bankaya gider. 1000 lira kendisine ödenir ama Kurtdereli bankadan ayrılmaz. Niçin beklediği sorulunca; “Çeki vermenizi bekliyorum,” der.

 Banka müdürü; “Parayı aldın, çek bizde kalacak. Usul böyledir” deyince de Kurtdereli;

“O halde alın bu 1000 lirayı, benim çekimi geri verin” diye karşılık verir.

Müdür şaşırır.

“Neden?” diye sorar. Kurtdereli şöyle der:

“Orada Mustafa Kemal’in resmi ve altında da imzası vardır..”

Alır çeki ve çıkar gider.

***

Kurtdereli o çeki ömür boyu saklar ve bir demecinde konu açılınca, “Parayı ne yapayım ki? Bana dünyanın en büyük adamı, ömrümün en büyük mükâfatını verdi,” der.

Bir tarafta, Atatürk’ün kendi maaşından keserek uygun gördüğü ödülü, Atatürk’ün el yazısı ve imzası bulunan o çeki ömür boyu saklayabilmek için reddeden bir Cihan Şampiyonu pehlivan..

Diğer yanda yine bir Dünya Şampiyonu güreşçimiz Hamza!.

Ne denilebilir ki?

Ne iyi insanlar, ne büyük bir milletmişiz bir zamanlar.

Ve bugün nasıl bir devirde, nasıl bir ülkede yaşıyoruz.

Gerçekten yitirmediğimiz erdemimiz, çiğnenmemiş onurumuz kalmamış olabilir mi?

 

YALANIM VARSA “BÖYLE” OLAYIM…

Covid-19 tırmanıyor; panikteyiz!

Yazsak da, kafaları “dır-dır”la yesek de, dinleyen de aldırış eden de yok.

Ölümcül virüs salgını Covid-19’da, “filmi bıkıp usanmadan bir kez daha başa sarmak” istiyorum.

Hatırlayın; İtalya kasıp kavrulurken, İspanya'dan imdat sesleri yükselirken, Fransa alarma geçerken, Almanya diken üstünde yaşarken Türkiye'de durum çok iyiydi. Vaka sayısı da yoğun bakımda yatan hasta sayısı da kaybettiğimiz insan sayısı da onların kat kat altındaydı.

Yani, onlar panikte, biz rahattık.

Peki bugün? Roller değişti, roller!

Şimdi onlar rahat biz sıkıntılıyız.

***

Biz de vak’a sayısı iki binlere koşuyor, onlar da her geçen gün azalıyor.

Peki neden böyle oldu, suçlu kim?

Biziz, biz…

Kendimizi öyle şişirdik, öyle inandırdık ki; corona vız gelir tırs gider havası yarattık.

Ve sonuç:

14 Haziran’da, Avrupa'nın 17 ülkesinde günlük corona vaka sayısı; İtalya 338, İspanya 323, Almanya 248, Hollanda 143, Belçika 111, Sırbistan 59, Danimarka 54, İsveç 38, Çekya 33, Avusturya 31, Bulgaristan 24, İsviçre 23, Macaristan 9, Yunanistan 9, Slovakya 3, Norveç 3, Hırvatistan sadece bir’di..

Yani; 17 Avrupa ülkesinde toplam vaka sayısı 1.450.

Aynı gün Türkiye'deki corona vaka sayısı 1.562; yani on yedi Avrupa ülkesinin toplamından daha fazla.

***

Hani, “Avrupa sürünüyor, biz uçuyorduk!..”

Ne oldu?

Avrupa'nın en güvenilir ülkesi biziz, bu yaz Avrupalı turistler bize akacak, diyorduk.

Hepimiz şuna inandık, ya da inandırıldık; bu işi atlattık!..

Bugün ise aklı başında herkes şöyle diyor:

Nah atlattık!

Uzmanlar günlerdir, vak’a sayısı iki bini geçerse sert önlemler alınmalı diye feryat figan ediyor.

Turizm sezonu açılırken düştüğümüz duruma bakın. Biz de günde iki bin vaka Yunanistan'da sadece on - on iki.

Sonuç: Kendimiz ettik kendimiz bulduk.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar
Website Security Test