Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Murat Kışlalı: ''Baskı arttıkça tepkiler artmaya başlıyor''

3.7.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Gazeteci yazar Murat Kışlalı, GÖZLEM’in ülke gündemindeki gelişmelerle ilgili sorularını cevapladı. İşte görüşleri...

GÖZLEM– Sosyal medyada işler iyice çığırından çıktı. CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu ve Demirtaş’ın eşi Başak Demirtaş’a sosyal medyada yapılan çirkin saldırıların tepkisi dinmeden, bu defa Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın eşi Esra Albayrak doğum yaptığının gecesi çok çirkin saldırılara uğradı. Bu saldırılar, bütün siyasi partiler ve liderlerinin tepkileriyle karşılanırken, “Sosyal Medyada bir düzenleme yapılması” da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklaması ile gündeme girdi. Bilindiği gibi, Başak Demirtaş’a yapılan saldırının faili yakalanmış, mahkemeye verilmiş ve tutuklanmıştı. Ancak kısa bir süre sonra, “itiraz üzerine ‘evde denetim altında kontrole tabi tutulması’ kararı ile” tahliye edilmişti. Sosyal medyanın “bu çirkin yanının düzeltilmesi için tedbir alınması” gerekmiyor mu?

K– Tabii gerekiyor, teknik olarak küfürlü ve belli ifadelerin bir tarama yapılarak yayımlanmadan, “post” edilmeden önlenmesi, takibi yapılabilir. Sosyal medya şirketlerinin çoğunun da bu tür birimleri var. Bunun da ötesinde, taramadan kaçan ifade sahiplerine cezai yaptırım getirilebilir. Ancak diğer pek çok örneğinde olduğu gibi burada da korkum, Cumhurbaşkanı’nın ifade ettiği türde getirilecek bir düzenlemenin yine sadece belli kesimlere, daha da açığı muhaliflere karşı kullanılacak olmasıdır. Bunun en bariz örneği, bahsettiğiniz gibi Başak Demirtaş’a yapılan saldırının sahibi bir gün tutuklu kaldıktan sonra serbest bırakıldı. Esra Albayrak’a yapılan çirkin saldırının sahibi de gözaltında. Ama serbest bırakılacağını sanmıyorum. Amaç hakikaten sosyal medyada yapılan çirkin, hakaret içeren saldırıları engellemekse, zaten cezai durum yaratan bu saldırılar için Emniyet, Demirtaş ve Albayrak örneklerinde de görüldüğü gibi hemen harekete geçebiliyor.

Erdoğan, sosyal medyaya ilişkin Meclis’e bir düzenleme getirileceğini açıklarken esas amacın bunun ötesinde olduğunu açıkça söyledi: “Parlamentomuzdan bu tür sosyal medya mecralarının tamamen kaldırılmasını, kontrol edilmesini istiyoruz. ... Bu mecraların hukuki ve mali muhattaplık tesis etmesi için ne gerekiyorsa yapacağız.”

Korkum yukarıda da bahsettiğim gibi bu düzenlemelerin sadece veya büyük çoğunlukla muhalif kesimlere dönük kullanılacak olması. Daha da ötesi, sanırım bu düzenlemenin getirilmesinde Erdoğan’ın gençlerle yaptığı interaktif yayımda aldığı tepkilerin de etkisi oldu. İktidar eleştiri istemiyor ve tüm iletişim mecralarını tamamen kontrol altında tutmak amacında. Bu düzenlemeyi de bu geniş planın bir parçası olarak görüyorum.

GÖZLEM– Eski Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun kurduğu İstanbul Şehir Üniversitesi, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile kapatıldı. Kurucu Vakfı (1986’da kurulan Bilim ve Sanat Vakfı)’na kayyum atanan Üniversitede 8 binin üzerinde öğrenci okuyor ve lisans, önlisans, yüksek lisans ve doktora programlarıyla akademik faaliyetini sürdürüyordu. 7 Fakültesi, 3 Enstitüsü, 1 meslek yüksek okulu,  306’sı tam zamanlı, 114’ü yarım zamanlı bir akademik kadrosu ve 79 farklı ülkeden 800’ün üzerinde uluslararası lisans öğrencisi bulunuyordu. Üniversite, 40 futbol sahası büyüklüğündeki Dragos Kampüsü’nde, 1260 kişi kapasiteli yurtları, kapalı ve açık spor alanları, Türkiye'deki üniversiteler arasında en büyük e-arşive sahip olan kütüphanesi, sayısı 50'nin üzerinde öğrenci kulübü ve toplulukları, çeşitli kafeterya ve sosyal alanları ile öğrencilerine hizmet veriyordu. Böyle bir üniversitenin kapatılması konusunda ne düşünüyorsunuz?

K– Üstelik bu kadar varlığına karşın “mevcut mal varlığıyla eğitim ve öğretim faaliyetlerini sürdüremeyeceği” gerekçesi gösterildi. Dilimizde “Papaza kızıp oruç bozmak” diye bir deyim vardır. Eğer üniversite hâlâ Ahmet Davutoğlu’nun veya başka bir “grubun” etkisi altındaysa, yönetimi değiştirin, kadroları değiştirin. Nasıl bir faaliyet içinde olabilirler ki? Öte yandan öğrenciler açısından daha itibarlı olan Marmara Üniversitesi’ne aktarılıyor olmaları çok olumsuz gözükmüyor. Ama ben yine de, kampüsün bir şekilde ranta açılabileceğini düşünüyorum. Hatta kapatma kararında böyle bir niyetin etkili olduğu ortaya çıksa çok şaşırmam. 

GÖZLEM– Avrupa ülkeleri art arda aldıkları kararlarla “Türkiye’yi dışlamayı” sürdürüyorlar. Almanya / Fransa / Avusturya / Hollanda / Belçika gibi milyonlarca Türk vatandaşının yaşadığı ülkeler “ortaya çıkan bu tablonun öncülüğünü” yapıyorlar. Turizmle ilgili kararlara “PKK’yı kollama, Libya’da Türkiye’nin karşısına çıkma” açıklamaları da ekleniyor. Bu “olumsuz” tablonun sebepleri hakkında görüşünüz?

K– Bana göre en büyük neden, Doğu Akdeniz’deki enerji kaynaklarının paylaşımı konusu. Kuzey Kıbrıs Ekonomi ve Enerji Bakanı Hasan Taçoy, geçen yılın sonunda Doğu Akdeniz’de şimdiye kadar 107 trilyon feet küplük (yani 3trilyon metreküpten fazla) doğalgaz rezervine ulaşıldığını açıklamıştı. Rusya Avrupa’ya doğalgazın bin metrekübünü 120, bize 250 dolardan satıyor. Demek ki rezerv olarak Avrupa’ya göre 364, bize göre 757 milyar dolarlık bir kaynaktan söz ediyoruz. Bundan iyi neden olur mu? Öte yandan otokratik bir görüntü veren Erdoğan’ın iktidarındaki Türkiye, tarihten gelen önyargıların da eklenmesiyle, herkesin suçlu aradığı bir ekonomik çöküş ve salgın ortamında, “ideal” bir hedef. Türkiye’nin “güçlü” müttefikleri olmaması, çıkarları gereği çevresindeki Suriye, İsrail, Mısır gibi ülkelerle ortaklıklar oluşturması gerekirken, tam aksine bu ülkelerle ideolojik sebeplerle düşmanlıklar içerisinde olması da Türkiye’yi “kolay” hedef yapıyor.

GÖZLEM– Ülke insanı Pandemi ve ekonomik krizin içinde gerilirken, AKP + MHP Cumhur İttifakı “siyaseti de gerecek” adımlar atıyor. “Baroların bölünmesi, Kıdem Tazminatı, Güvenlik Soruşturması gibi hayati adımlar” art arda Meclis’e getirilecek. Avukatların bütün direnişine rağmen Barolar teklifi geldi bile. Ne diyorsunuz; bu gidişin sonu ne olabilir?

K– Hiç iyi olacağını düşünmüyorum. Sonun başlangıcındayız. Hatta artık Cumhurbaşkanı’nın bile söylediklerini dinletemediği, kendi yakın çevresindeki klikleşmelerin yarattığı hasarı gideremediği, kısmen kontrolünü yitirdiği yönünde emareler var. Bu nedenle de hem iletişim kanallarını, hem yargıyı, hem ekonomiyi, hem de sivil toplumu olabildiğince kontrol altında tutmak için çok daha “keskin” önlemler alma yoluna gidiyor. Ancak bu önlemler ile beraber baskı arttıkça da tepkiler artmaya, birikmeye başlıyor. Baroların yürüyüşü, gençlerin Cumhurbaşkanı’na karşı sosyal medyadan verdikleri tepkiler, işçilerin yeni kıdem tazminatı düzenlemeleri için sahaya inecek olmaları, yargıdaki taraflı ve artık gerekçe bulmak için uğraşmaya çaba sarfedilmeyecek kadar umarsız verilen kararlara ilişkin tepkiler hep toplumdaki içten içe büyüyen kaynamanın bir noktada su yüzüne çıkacağına işaret ediyor. Ne kadar çok haksızlık olursa o kadar büyük bir potansiyel tepki oluşuyor. Bunun uzun süre, örneğin 2023 yılındaki seçimlere kadar bu şekilde sürdürülebileceğini sanmıyorum. Her ne kadar Cumhurbaşkanı’nın her kararını “kraldan daha kralcı” bir şekilde desteklese de, MHP bu halkanın yumuşak karnı.

GÖZLEM– Anayasa Mahkemesi tarafından iki defa iptal edilen “memur alımında güvenlik soruşturması” konusu yeniden gündeme alındı. Konu “Memur alımında ana – babalar ve eşeler de araştırılacak. Suç işlemişlerse, o kişi memur olamayacak” diye özetleniyor. Evrensel Hukuktaki “suçun şahsiliği” ilkesi adeta “yok” sayılıyor. Ne diyorsunuz?

K– Tamamen katılıyorum. Evrensel ve bizim hukukumuzdaki “suçun şahsiliği” ilkesi “adeta” değil “tamamıyla” yok sayılıyor. Bu önlem de, elin altından kayıp gittiği hissedilen iktidarın kaybedilmemesi için çaresizce atılan adımlardan biri olduğu görüntüsünü veriyor.

GÖZLEM– Emniyet Genel Müdürlüğü, hırsızlığın en fazla gerçekleştiği illeri açıkladı. Sıralama şöyle: İstanbul, Ankara, Gaziantep, İzmir, Bursa, Antalya, Diyarbakır, Adana, Mersin ve Kayseri. “Neden” sorumuza cevabınız nedir?

K– Bu sıralamayı, nüfuslarına göre Türkiye’deki şehirler sıralamasıyla karşılaştıracak olursak, görece olarak Gaziantep, Diyarbakır, Mersin ve Kayseri’de nüfusa oranla fazla hırsızlık yapıldığı olduğu ortaya çıkıyor. Gaziantep Türkiye’nin nüfus olarak 9. büyük şehiri. Ancak hırsızlık sıralamasında 3. durumda. Diyarbakır Türkiye’nin 12. şehiri. Hırsızlıkta 7.. Mersin 11. şehir, hırsızlıkta 9., Kayseri ise 15. büyük şehir ama hırsızlıkta 10.. Dolayısıyla veriler bu şehirlere ilişkin bir “anomali” olduğunu gösteriyor. Coğrafi olarak bakıldığında Suriye sınırına çok yakın olan bu illerde bir “anomali” oluşmasına neden olacak hangi etkenler olabilir? Bunların, önyargılı davranmadan, daha kapsamlı verilerle desteklenerek araştırılması gerekir.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Yazarlar

İstanbul'da yapıldığı belirtilen bir sokak röportajında konuşan Almancı çift sosyal medyada büyük paylaşım aldı. Ekşi Sözlük ve Twitter'da binlerce etkileşim alan vide...

Günlük Burç Yorumları Aşk 25 Eylül 2020 Cuma. Astroloji tüm burçlar ve yükselenleri.

Günlük Burç Yorumları Aşk 24 Eylül 2020 Perşembe. Astroloji tüm burçlar ve yükselenleri.

Günlük Burç Yorumları Aşk 23 Eylül 2020 Çarşamba. Astroloji tüm burçlar ve yükselenleri.

Günlük Burç Yorumları Aşk 22 Eylül 2020 Salı. Astroloji tüm burçlar ve yükselenleri.

Günlük Burç Yorumları Aşk 21 Eylül 2020 Pazartesi. Astroloji tüm burçlar ve yükselenleri.

Yazarlar
Website Security Test